31 Aralık 2008 Çarşamba

30 Aralık 2008 Salı

HAMİLE KADIN

Küçük bir çocuk, hamile bir kadının karnına dokunarak:
-Ne var sizin karnınızda teyze,
Kadın:-Çocuğum var evladım, diye cevap verir
.-Sizin çocuğunuz mu?
-Evet
-Onu seviyor musunuz?
-Evet
-Çok mu seviyorsunuz?
-Evet evladım.
-Öyleyse neden yediniz?

MUAYENE

Adam karısı ile birlikte doktora muayene olmaya gider. Muayene biter ve doktor odasından çıkarak kadının yanına gelir ve Kocanızın ölmemesini istiyorsanız şu kağıda yazdıklarımı uygulayacaksınız der:
1- Sabahları güler yüzle güzel bir kahvaltı hazırlayın ve ise mutlu gitmesini sağlayın
2- Ögleleri eve geldiğinde güler yüzle karşılayın ve güzel bir öğle yemeği ile takdir edildiğini hissettirin, böylece günün geri kalan kısmını da iyi geçirmesine yardım edin.
3- Akşamları eve geldiğinde yemek özellikle güzel olmalı. Eve gelince eline bir kadeh içki verin dinlenmesini sağlayın.
4- Onun gönlünü hoş edin -
"Eger bu dediklerimi harfiyyen uygularsanız kocanızın sağlık yönünden hiçbir problemi olmayacak" der doktor.
Eve geldiklerinde adam karısına sorar,
- "Ne dedi doktor sana?"
- "... ölecekmişsin.."

KADINLARA KARŞI ZAFER

Adam kitabevinden içeri girdi, tezgahta duran gence sordu:
- Sizde "Kadınlara Karşı Zafer Kazanan Erkek" romanı var mı? Tezgahtar eliyle az ötesini işaret etti:
- Var efendim, orada masal kitapları bölümünde bulabilirsiniz.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Lokal Fazlalıklar ve Çözümler...


1. Dengeli ve düzenli beslenmelisiniz.
2. Tek tip gıda tüketiminden vazgeçmeliyiz.
3. Asla aç kalmayın.
4. Azar azar ve sık sık yemeyi tercih edin.
5. Asla çok düşük kalorili ve şok diyetler uygulamayın.
6. Kahvaltınızı kuvvetli akşam yemeğinizi çok hafif yemeyi tercih edin.
7. Akşam yemeğini çok geç saatlerde yemeyin.
8. Bol su için.
9. Tuz Tüketimini azaltın.
10. Çay, kahve, kola, soda, meşrubat ve alkol tüketimini azaltın.
11. Taze sıkılmış meyve suları ve bitki çaylarını tercih edin.
12. Sabah kalkar kalkmaz ve akşam yatmadan önce ılık su içine limon sıkıp için.
13. Öğünlerden 30 dakika önce 1-2 bardak su için.
14. Yemek yerken su içmeyin.
15. Çok hızlı yemeyin.
16. Meyvenizi yemek aralarında yemeyi tercih edin.
17. Porsiyonlarınızı azaltın.
18. Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalayın.
19. Sakız çiğnemeyin, çok çabuk acıktırır.
20. Televizyon karşısında ya da kitap okurken atıştırmayın.
21. Elma, armut ve bunun gibi meyveleri lifli oldukları için kabukları ile yiyin.
22. Beyaz ekmek yerine, kepek ekmeği tercih edin.
23. Süt, peynir, yogurt gibi ürünlerin light olanını tercih edin.
24. Doğal şeker yerine, tatlandırıcılar kullanın.
25. Sofranızdan yeşil sebze ve meyveyi eksik etmeyin.
26. Kırmızı et yerine beyaz eti tercih edin.
27. Katı yağlar yerine, zeytinyağı kullanın.
28. Kızartma yerine ızgara buğulama, haşlama ya da fırında pişirme gibi yöntemlere uygulayın. 29. Yağlı şekerli ve unlu pastane ve bakkaliye urunlerinden kaçının. (Çikolata, gofret, bisküvi vb.)
30. Kuruyemiş sakatat şarküteri ürünleri sos ve kremalardan uzak durun.
31. Dolaşımı engellediği ve oksijen oranını azalttığı için sigara içmeyin.
32. Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin.
33. İdeal kiloda olduğunuz günlerinizdeki bir resminizi buzdolabına yapıştırın.
34. Yediklerinizi mutlaka not edin.
35. Haftada bir gün tartılın.
36. Kendinizi çok sevin ve asla umutsuzluga kapılmayın.

Fondöten Hakkında Herşey

Fondöten nasıl sürülür?
Hangi tip cilde sahip olursanız olun, fondöten mutlaka çok az sürülmelidir. Çünkü belirginleşmesi gereken noktalar gözler ve dudaklar olmalıdır. Yağlı ciltlilerin yarı sıvı bir fondöten, cildi kuru olanların ise krem şeklinde bir fondöten kullanmaları makyajın daha güzel görünmesini sağlar. Ayrıca dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da kullanacağınız fondötenin teninizle aynı renk olmasıdır. Karar vermek için uygulayacağınız en iyi yol, bir miktar fondöteni elinizin üzerinde denemenizdir. Böylece fondöten teninize uygun renkte ise cildinize rahatlıkla uygulayabilirsiniz.

Fondöten nasıl kullanılmalı?
Herşeyden önce fondöten konusunda biraz cimrilik yapın ve azar azar kullanın. İnce iki tabaka, kapkalın bir tek kattan daha iyidir. Krem, sıvı ya da jöleleri yüzünüze daha ince ve düzgün bir tabaka halinde sürebilmek için, önce elinizin içinde yumuşatabilirsiniz. Yumuşattıktan sonra ise bundan burnunuza, yanaklarınıza, çenenize ve alnınıza birer nokta kondurun. Çubuk halinde bir krem kullanıyorsanız bu saydığımız yerlere bununla küçük birer çizgi çizin. Fondöteni parmak uçlarınıza iyice yayın.

Çenede: Yukarıya, dışa doğru
Yanaklarda: Dışarıya doğru
Alnınızda: Bir yandan öbür yana
Burunda: Aşağıya, burun ucunun altına
Göz Etrafında: Hafifçe bir daire halinde gözkapaklarına doğru,iyice yayın.

Dikkat edilmesi gereken noktalar: Fondöteni boynunuza sürmenize gerek yok. Ancak boyun ile yüzünüz arasında renk değişikliğini gösteren bir çizgi kalmamasına dikkat edin. Ayrıca unutmayın ki ne tür olursa olsun fondöteni sürdükten sonra yüzünüzde sünger dolaştırıp fazlalıkları alırsanız, sonuç daha güzel olacaktır.

26 Aralık 2008 Cuma

Varis’i hafife almayın


Toplardamarların genişlemesine ve şişmesine varis denir. Genellikle, vücudun en fazla basınç altında kalan bölgesi olan bacakların alt kısımlarında görülen varis, yalnızca estetik açıdan değil, sağlık açısından da önlem almayı gerektirir.
Bu durum damarların deri yüzeyinde görünür hale gelip morarması ile kendini gösterir. Ayak bileklerinde şişlikler oluşabilir. Uzun süre ayakta kalındığında bacaklarda ağrı ve karıncalanma hissedilir

Selülit hakkında bilmeniz gerekenler



Erkeklerde neden selülit olmaz, selülit hastalık mıdır, zayıf kadınlarda da selülit olur mu?
Internette sağlık alanında yayın yapan ve uzmanların görüşlerine yer verilen WorldMedLine, internet sitesinde, selülitle (hidrolipodistrofi) ilgili tüm sorularınızı cevaplıyor.
SELÜLİTTEN NASIL KORUNULUR?

Cilt Bakımının Sırları

Soğuk kış günlerinde yıpranan cildini doğru bakım yöntemleri ile koruyabilirsin. Birkaç basit uygulama ile sen de güzel ve canlı bir cilde sahip olabilirsin.

Cilt tipine uygun bakım
Kuru Cilt
• İnce gözenekli
• Yanak kısımları pul pul ve kırmızı renkli
• Hassas
• Özellikle ağız ve göz çevresinde kırışıklıklar
Neler Yapabilirsin?
• Geceleri yüzün için yumuşak, sabun içermeyen likit temizleyiciler ya da süper yağlı temizleme sabunları kullanabilirsin. Sabahları yüzüne sadece sıcak su çarpmalısın.
• Gliserin ile formüle edilmiş nemlendiricileri seçebilirsin, bunlar nem kaybını geciktirir, daha fazla kurumayı önler.
• Yüzünü ve vücudunu hala nemli iken nemlendirici kullanmalısın.
• Yağ bazlı fondöten ve krem allık kullanmalısın. İçerdikleri yağ, çizgi ve kırışıklıkları yumuşatmaya yardımcı olacaktır.
• Her gün SPF 15 faktörlü bir koruyucuyu yüzüne ve boynuna uygulayabilirsin.
Neler Yapmamalısın?
• Yüzünü asla sert bir sabunla yıkamamalısın.
• Pütürlü temizleme ürünlerinden ve peelinglerden uzak durmalısın.

Yağlı Cilt
• Büyük gözenekler
• Parlama (özellikle T-bölgesi)
• Saf olmayan bir cilt eğilimi
Neler Yapmalısın?
• Yüzünü günde iki kez yağlı ciltler için formüle edilmiş yumuşak bir likit temizleyici ile temizlemelisin.
• Eğer ihtiyaç duyuyorsan yağ içermeyen bir nemlendirici kullanabilirsin.
• Yağı, pırıltıyı ve sivilceleri önlemek için yağsız ya da yağı kurutan fondöten, pudra ve toz allık kullanabilirsin.
• 15 SPF koruma faktörlü bir koruyucuyu ara sıra uygulayabilirsin.
Neler Yapmamalısın?
• Yüzünü fazla ovalayıp fırçalamamalısın. Çünkü yağ cildin koruyucu bariyeridir.
• Cildini günde iki kereden fazla temizlememelisin.
• İhtiyacın yoksa nemlendirici kullanmamalısın.
• Yağı yok etmek için yüzünü pudralamamalısın. Bu cildinin tebeşir gibi görünmesine yol açar.

Karma Cilt
• Yanak bölgesi kuru
• T-bölgesi yağlı
Neler Yapmalısın?
• Karma ciltler için formüle edilmiş temizleyiciler seçebilirsin.
• Nemlendiriciyi sadece ihtiyaç duyulan bölgelere uygulamalısın, T bölgesine kullanmak sivilcelere neden olabilir.
• Yağsız formüle edilmiş SPF 15 koruma faktörlü bir ürün seçebilirsin.
• Su bazlı ya da yağsız fondöten kullanmalısın.
Neler Yapmamalısın?
• Yüzünün değişik yerleri için farklı temizleyiciler kullanmamalısın. Zaman ve para kaybıdır bu.
• Bakım ve temizleyizi ürünler seçerken mutlaka bir uzmana başvurmalısın

Aman çocuklar duymasın

Hakikaten onlara zevkli, keyifli, öğretici, eğitici, şefkat ve sevgi dolu bir çocukluk, gençlik verebiliyor muyuz? Yoksa daha küçücük çocukken mutsuz mu oluyorlar? Onları ev içi şiddetle tanıştırıp, en azından çok sevdiği iki kişi arasında mı bırakıyoruz? Onun ruh sağlığının bozulduğunu bazen göremeyiz ve kendi üzüntülerimizle dahi baş edemezken, tabii ki onlara yardımcı da olamayız! Zavallı yavrucaklar kah azgınlık yaparak, kah içine kapanarak, kah ağlak mızmız olarak reaksiyon gösterirler. Veya daha küçükse birdenbire altına etmeye, tik yapmaya, tırnak yemeye, kardeşini dövmeye, belki de kekelemeye başlayarak, bazı şeylerin iyi gitmediğini bize anlatır. Eğer ergenliğe girmişse bu sefer tembelleşmeye, asileşmeye, ev içinde terör estirmeye, dışarıda bir takım sıra dışı guruplara girmeye, aradığı anlayış, sevgi ve şefkati, başka yerlerde aramaya başlar.

Her çocuk mutlu bir aile ister
Saçlarını çeşitli renklere boyar, ukala veya narsist bir insan tipi çizerken, içindeki saf çocuk, mutlu bir anne baba arar. Her evdeki kavgada, biraz daha kahrolur, biraz daha ipin ucunu kaçırır. Bir evlilik terapisti olarak, bize gelen sorunlu evliliklerde çocukların ne derece bundan etkilendiklerini görmek isteriz. Zira münakaşalar, ağlamalar, evden gitmeler, küfür veya itiş kakışlar, imkanı yok çocuklar tarafından, bir teyp gibi kaydedilir. Genelde ebeveynler çocuklarının bilmediğini, duymadığını, onlara göstermediklerini iddia ederlerse de, biz gerek psikodrama gerek çizilen resimlerde, gerek karşılıklı konuşmalarda, taze ruhların ne denli çizildiğini görür, anne ve babayı bilgilendirip, yönlendiririz. Bazen de çocukta doğuştan olan bir rahatsızlık anne ve baba arasındaki zaten sağlam olmayan ilişkileri, daha da gerer. O zamana kadar, çok bariz olmayan problemler, su yüzüne çıkar. Veya önceleri birbirlerine kilitlenen ebeveynler, zamanla kendileri de ruh sağlıklarını kaybetmeye başlarlar, dolayısı ile kavgalar, anlaşmazlıklar, bezginlikler, gerginlikler, derken yardım almaya karar verirler. Evlilikleri, kendilerindeki değişmeler dolayısıyla hastalanmıştır.

Sessiz protestolar
Bazen de yetişkin çocukların, anne ve babayı (anlaşamadıkları veya kavga ettikleri, hele dırdır, ihanet işin içine girmişse) suçladıklarını görürüz. Alenen taraf tutar veya ikisini de "nefret ettikleri" kişi olarak görürler. Kavgalar, dik başlılık, kapı çarpmalar, en kötüsü evi terk etmeler, arkadaşlarda gecelemeler, daha da vahimi madde bağımlılıkları, içki ile sessiz protestolar çoğunlukla da intiharı düşünmeler ve belki de teşebbüs etmeler. Eğer evlilik devam ediyorsa, baba bir otorite figürü olarak, gencin karşısında pasif kalıyorsa, durum cidden vahim olur. Zira psikolojik yardım almadığı gibi; anne ve babasının evliliğini de müthiş sallar. Genelde eşler birbirlerini suçlar ve karşılıklı olarak zaaf gösterip bu günlere, diğerinin sebep olduğunu iddia ederler. Dolayısı ile iletişimsizlik, gerginlik, yanlış anlama, suçlama ve kavgalar, terapi bitince çocuk veya genç, ya kendiliğinden; ya da yardımla, düzelme yoluna girer.

Üvey çocuk çıkmazı
Üvey çocuk bazen bir evliliği hırpalar. Eşlerden birinin çocuğunun olması, diğerini nedense çok rahatsız eder. Eşin bir anne, ya da baba olarak gösterdiği ilgi ve sevgiyi, diğer taraf hazmedemez. Ya çocuğun yaptığı her şey suçtur; ya da söz dinlemiyordur! Ya da diğer eş yüz veriyordur, taraf tutuyordur, çocuğuna arka çıkıp kendisini korumuyordur! Ne kadar hazindir ki bu da, hem o ailede, hem de bilhassa o çocukta büyük tahribata sebep olur. Taraflar, onun bir çocuk, bir genç olduğunu unutur ve birbirlerini, evliliklerini yıpratırlar. Lüzumsuz, gereksiz tatsızlıklar, suçlamalar, şiddet, evden ayrılmalar velhasıl her türlü gereksiz, anlamsız aile içi dramlar...

24 Aralık 2008 Çarşamba

Kilo vermenin 5 zekice yolu

Başta kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyor. Yani diyet yapmamak, istediğinizi yemek, yemeği bir takıntıya dönüştürmemek ve sonuçta kilo vererek zayıflamak. Bu yöntem için bir fiyat belirleyip satışa sunarsanız, paraya para demeyeceğiniz kesin. Oysa biz bir diyet hilesinden bahsetmiyoruz. Bunlar herkese açık ve bedava olan gerçekler...

Kepeğe karşı etkin bir silah: Isırganotu

Isırganotu
Başta kanser olmak üzere, kansızlık, böbrek taşı, romatizma, varis gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılan ısırganotu, sorunlu saçların da ilacı. Isırganotu, sağlığımız üzerindeki yararlarının yanı sıra ergenlik sivilcelerini yok ediyor, saçları canlandırıyor dökülmesini önlüyor, sıkılaştırıyor ve kepeği gideriyor.
1- Yarım litre taze kaynatılmış su içine, 5 poşet ısırganotu çayını ilave edin. Kabın ağzını kapatın ve 5-10 dakika demlendirip, soğutun. Elde ettiğiniz bu infüzyonu saçlarınızı yıkayıp duruladıktan sonra durulama suyu olarak kullanın. Saç diplerine yapacağınız masaj, zaman içinde saç kaybını önler, saçları güçlendirir ve kepek oluşumuna engel olur. Ayrıca bu infüzyonu tonik olarak kullandığınızda cildiniz de sıkılaşır.
2- 100 gram dulavrat otu kökü, 100 gram ısırganotu kökü ve 60 gram simsir ağacı yaprağını iki litre sirke içine bırakın. Bitkileri sekiz gün sıcak bir yerde dinlendirdikten sonra süzün. Elde edeceğiniz sıvıyla kafa derisine masaj yapın. Düzenli olarak yapacağınız masaj sayesinde saçlarınız kısa zamanda eski gücüne kavuşacak.
3- Kepeğe karşı 2 bardak dolusu kaynar derecedeki suya 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış hindiba çiçeği(sarı saçlara), veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırganotu yaprağı(kumraldan esmere kadar) ekleyin ve soğuyana kadar demlenmeye bırakın. Sonra süzün ve saçlarınızı durulanırken, kafa derisine de hafif masaj yapın.
4. Kafa derisi kaşıntısına karşı ¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtın (ama kaynatmayın) ve içine 1 avuç dolusu ısırganotu yaprağı ekleyin. 15 dakika demlendikten sonra süzün, saçlarınızı bu suyla durulayın ve kafa derisine masaj yapılır.

Karşılıklı oyun zekâyı geliştiriyor

Karşılıklı oyun zekâyı geliştiriyor
Ancak, bilgisayar oyunları değil, arkadaş veya aile ile karşılıklı oynanan oyunlar öneriliyor. Bilgisayar oyunları çocuğun ihtiyacı olan paylaşma ve sosyalleşme gelişimini sağlamada yetersiz kalıyor
Amerikan Hastanesi Çocuk ve Yetişkin Psikiyatrisi Klinik Şefi Dr. Zafer Atasoy, çocuklarımızın oyun seçimi konusunda nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlattı.
* Oyunla çocuk zekasını geliştirmek mümkün mü?
Evet. Zekâ tanımlanması çok karışık ve güç işlevdir. İçerdiği özellikler nedeniyle her zaman gelişmeye açıktır. Bu nedenle, zekâ geliştirmekten söz edilebilir. Bu gelişim doğal olarak çocukluk çağında vardır. Zekâ gelişimi için olmazsa olmaz koşul, uyaranla karşılaşmaktır. Bu nedenle, oyun özellikleri ile ayrı bir yer tutuyor. Bu özellik bir derecede hayal genişliği sağlarken, bir başka sorun gündeme gelmeye başlıyor. Artık bu tür oyun araçları, oyuncak özelliklerinin yanı sıra, oyun arkadaşlığı da yapıyor. Bu durum ise, çocukların gereksinimi olan sosyalleşme ve paylaşma duygusunun gelişmesi önünde önemli bir engel olarak çıkıyor. Oyun sırasında, duygu ve tepkisi olmayan bir oyun arkadaşı ile oyun oynama gündeme geliyor. Bu durumu sağlıklı bulmak her zaman için olanaklı değildir.
* Yaz döneminde çocukların gününü planlamak doğru mu?
Yaz dönemi tüm çocuklar için sırasında ilgisi ve dikkati artmış bir çocuk gelişmeye daha açıktır. Oyun tek başına iyi zaman geçirme ve eğlenme demek değildir, aynı zamanda öğrenme ve dünyayı tanımadır. Çocuk için oyun, laboratuvar çalışması gibi deneme, öğrenme içermektedir.
* Hangi yaş grubunda hangi oyunlar tercih edilmeli?
Çocuklar kendi gelişim süreçleri ile uyumlu oyunları çok hızlı bir biçimde bulur. Oyun konusunda erişkinler, ancak kendi deneyimleri doğrultusunda yönlendirmeler yapabilir. Oyun konusunda onlara zarar gelmeyeceğini kestirme dışında, anne-baba olarak yönlendirmenin kısıtlı olduğu bir gerçektir. Sosyal ortamlarda ailenin etkisinin göreceli azaldığı ve arkadaş etkisinin arttığını gözlemliyoruz.
* Çocuğun oyun modeline aile mi karar vermeli?
Anne-baba çocuğun doğumunu izleyen ilk günlerden itibaren sunduğu her şeyle kendi istekleri ve beklentileri doğrultusunda hareket ederken, çocuğun yaşının ilerlemesi ile bu davranışları göreceli olarak söner. Çocuğun istekleri ve yönlendirmesi daha fazla yer tutmaya başlar. Ancak, anne babanın yönlendirme hakkı hep saklı kalmalıdır.
* Sokakta oynamak mı, yoksa bilgisayar mı daha yararlıdır?
Oyun o denli önemlidir ki, içine girildiğinde yeri önemini kaybeder. Günümüzde çocukların ev içinde oyun seçenekleri, özellikle elektronik tatil dönemi olmalıdır. Tatil diğer insanlar için ne kadar planlanırsa, çocuklar için de o kadar planlanır. Bu planlamada tatilin eğlence ve dinlenme olduğu göz önünde tutulmalı ve buna göre davranılmalıdır. Çocuğun istek, öneri ve gereksinimleri önemlidir. Anne babalar bu durumu düşünmeli ve planı buna göre yapmalıdır.
* Öğlen uykusu çocuklar için gerekli midir?
Uyku bedenin en önemli ihtiyacıdır ve bu durumun dışarıdan müdahale ile düzenlenmesi nerdeyse olanak dışıdır. Bebeklik dönemindeki uyku gereksinimi yaş ilerledikçe azalır. Zorla uyku uyunmaz. Ancak, özelikle küçük yaşlardaki çocukların yaz aylarının çok sıcak saatlerini dinlenerek geçirmeleri onlar için daha uygundur. Uyumasalar bile, dinlenmek üzere yatırılmaları uygundur.
* Çocuklara sosyal uğraşlar nasıl öğretilir?
Sosyal uğraşılar özellikle sosyal ortamlarda öğrenilir. Bu nedenle, çocukların sosyal ortamlarda bulunmaları desteklenmelidir. Bisiklete binmeyi öğrenmekte zorlanan bir çocuğun peşi sıra bu beceriyi kazanana dek koşturmak, anne baba olmanın zevkli bir aşaması olsa gerek. Bir kez bisiklete binmeyi öğrendikten sonra bir daha böyle bir deneyim ne çocuk ne de anne baba için bir daha yaşanmayacaktı. Tadı çıkarılması gereken bu deneyime katılmak gerekir.

Kadın ve Kariyer

Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Azize Ergeneli, bankacılık sektöründe ilk kademe yöneticisi 150 kişiye kadınların iş hayatında yükselmeleriyle ilgili 34 soru sordu. Ortaya çıkan sonuç: Erkekler, kadın yöneticilere daha olumlu bakıyor. Ergeneli'nin 'Bankacılık sektöründe cam tavan' araştırmasında, erkek yöneticilerin 34 ifade içinde 33 ifadede kadın yöneticilerden daha olumlu bir tutum içinde olduğu saptandı. Bu ifadelerden 15'i kadınların üst düzey yönetici olmalarına ilişkin ifadeleri oluşturuyordu.

Peki ama kadınlar 'yükselme' konusunda neden daha olumsuz bir tutum içinde. Pek çok açıklaması olabilir

Kariyer ve Annelik


İş hayatında iyi bir kariyer elde etmek isteyen kadınlar için en önemli sorunlardan biri çocuk yapmaktır. Eğer işinizde belli bir yere gelmek istiyorsanız, bebek dünyaya getirmenin zamanını oldukça iyi ayarlamanız gerekiyor. Bu durumda 20'li yaşların başı ve 30'ların ortası sizin için en doğru dönemler olabilir. Çünkü çocuk yapmak ve aynı zamanda kariyere devam etmek için, kariyerin başlangıç dönemi, yani 20-25 yaşlar arası çok uygun. Bu yaşlarda hem işi yeni öğrenmeye başlamışsınızdır, hem de doğumdan sonra izinle geçen zamanın boşluğunu rahatlıkla doldurabilirsiniz.
30'lu yaşlardaysa artık belirli bir yere gelmişsinizdir ve sadece işleri takip etmeniz gerekir. 35 yaşında olup da belirli bir mevkie gelmek isteyen kadınların, özellikle de iki çocuk isteyen kadınların durumu oldukça karışık. Çünkü bu yaşlarda doğum yapan kadının yeniden iş hayatına başlaması çok uzun zaman alır. Bu da kadının iş bulmasını güçleştirebilir.
Şirkette belirli bir konumunuz olsun
Bir çocuk yapmayı planlamadan önce işyerinizde üç, dört yıldır çalışıyor olmaya özen gösterin. Böylelikle çalıştığınız zaman içinde kendi alanınızı daha iyi tanıyabilirsiniz. Ayrıca iş arkadaşlarınızı da yeterince tanımış olursunuz. Müdürünüz de artık sizin bu işi ne kadar iyi yaptığınızın bilincindedir. Bu nokta anne adayı için oldukça önemlidir. Eğer müdürünüz için değerli bir elemansanız, onunla masaya oturma şansınız da var demektir.
Hamile olduğumu nasıl söylemeliyim?
İş yerinde hamile olduğunuzu söylemeniz gereken ilk kişi patronunuzdur. Tabii bunu söylemenin de uygun bir zamanı var. Küçük sırrınızı patronunuzla paylaşmak için düşük tehlikesinin ortadan kalktığı 4., 5. ayları seçin. Görüşmeden önce yokluğunuzda yerinizi kimin doldurabileceğini de düşünün. Ne de olsa bu konuşma sırasında sadece bebeğin doğum tarihinden ve sizin sağlık durumunuzdan bahsedilmeyecek. Yokluğunuzun nasıl hissedilmeyeceği de önemli bir konu. Yaptığınız işi ve arkadaşlarınızın niteliklerini gözden geçirerek, yerinize uygun birini önerebilirsiniz. Böylece işinize ne kadar değer verdiğinizi göstermiş olursunuz. Doğum gerçekleşene kadar işinizin bir bölümünü evden bilgisayarla ya da yarım gün şirkete uğrayarak yapmaya devam etmeyi önerebilirsiniz. Unutmayın ki göreviniz ne olursa olsun, işi parçalara ayırabilirsiniz.
Hala eskisi gibi olduğunuzu gösterin
Hamilelik döneminizde dikkat etmeniz gereken noktalar şunlar: -Değişen birşey olmadığını, hala eski 'siz' olduğunuzu gösterin. Böylece hamilelerin zor işlerin altından kalkamadıkları önyargısını yıkabilirsiniz. -Çiçek desenli veya gereğinden bol bluzlar giymeyin. İş kadını kıyafetlerinizi gardırobunuzdan eksik etmeyin. Unutmayın; siz bir profesyonelsiniz. -Çalışırken işinize konsantre olduğunuzu gösterin. Sağlık durumunuzla ilgili ya da bebeğin adının ne olacağına dair düşüncelerinizi iş hayatınıza taşımayın. İşyerinde iyi bir konumdaysanız, hamileliğinizin son günlerinde evden çalışmaya dikkat edin. Çünkü üst düzey konumundaki bir kadının çabuk yorulması, karnı sığmadığı için çalışma masasında zorluklarla karşılaşması, imajınıza büyük bir tezat oluşturabilir.
Kendinizi hazır hissediyor musunuz?
Tekrar çalışmaya, kendinizi hasır hissettiğiniz zaman başlayın. Zaten patronunuz da konsantre olamayan, sürekli bebeğini düşünen bir anneyle çalışmak istemez. Kendinizi çalışmaya hazır hissettiğinizde ve bebek memeden kesildiğinde çalışmaya başlamak sizin için en uygun zaman. Ayrıca çocuğunuzu bakıcıyla yetiştirmeye hazır olup olmadığınız sorusuna da cevap bulmanız gerekir. Doğumdan sonra patronunuza her şeyin düzene girdiğini hissettirin. Çocuk hakkında fazla konuşmamaya, masanızın üzerini resimlerle doldurmamaya ve onu çalıştığınız yere getirmemeye dikkat edin. Unutmayın orası sizin iş yeriniz ve siz bir iş kadınısınız.

Kardeş kıskançlığını aileler körüklüyor

Kardeş kıskançlığını aileler körüklüyor
Bir çocuğunuzun ihtiyacını karşılayıp, diğerini göz ardı ettiğinizde, kardeşler arası çatışmalar kaçınılmaz oluyor.
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan, kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklarla ilgili şunları söyledi.
Kardeşler kıskanır mı?
Her kardeş birbirini kıskanmaz. Diğer taraftan kardeşler arasında anne- babanın boş zamanı ve ilgisinin paylaşımı konusunda çekişmeler çıkabilir. Bu çekişme birbirlerini hırpalama, zarar verici ve yok edici davranışlarda bulunma boyutuna varırsa, buna 'kıskançlık' demek daha uygun olur. Çekişme ile kıskançlık arasındaki farkı, "çekemezlik" oluşturur. Burada kıskançlığın tümden kötü ya da yanlış bir duygu olduğu izlenimi kesinlikle doğmamalı... Kıskançlık, "bende yok, ama onda var, öyleyse onda da olmasın" biçiminde olmadığında, geliştirici bir rol oynayabilir.
Anne-babanın tutumu kardeş sürtüşmelerini artırır mı?
Anne-babanın kişisel özellikleri ve aralarındaki ilişkinin kardeş sürtüşmelerini azaltma ya da artırma yönünde etkisi vardır. Anne baba kendi önceliklerinden vazgeçmede fazla istekli değilse, iki kardeş olduğunda bu iki kardeşe verecekleri ilgi ve zamanın dozu da azalabilir. Anne-babanın ikili ilişkisi, anneçocuk ve baba-çocuk ilişkisi ile eşit oranda tutulmaya çalışıldığı takdirde, ilginin birden fazla insan arasında bölünmesi durumuyla karşı karşıya kalırız ki, bu da bazen tarafların hiçbirinin aldığı ilgiden memnun kalmaması ve daha fazlasını talep etmesi ile sonuçlanabilir. Birinci çocuk, anneden ikinci çocuk kadar ilgi istemeye başlayabilir (zaten kardeşi doğana kadar aldığı ilgi buydu, doğumla birlikte azalan payını geri ister); bu arada baba da anneden yeterli ilgi almadığını, ihmal edildiğini düşünmeye başlarsa, bir de bu anne bir süre sonra işine dönmek zorunda olan, çalışan bir anneyse, baskı hissetmesi ve bunalması normaldir. Zaten bu tip kardeş çatışması durumlarında en çok zarara uğrayanlar genelde annelerdir. Eğer anne ve babada birbirleriyle olan ilişkilerindeki doyumdan geçici olarak vazgeçme ve daha çok çocuklara yönelme durumu varsa, bazen geçici olarak çocukların bölüşülmesi (örneğin anne küçük çocuğun zorunlu ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, baba da büyük çocuğa ilgi gösterebilir) sorunu hafifletebilir. Tabii çocukların doğumundan önceki ilişki yeterince sağlam ve bu tür sarsıntılara dayanıklıysa, sorun yoktur. Ama çok taze bir ilişkiyse, ya da sağlamlığı konusunda tarafların kuşkuları varsa veya daha da kötüsü ilişkiyi sağlamlaştırmak üzere bir çocuk yapıldıysa, çocukların arasında ortaya çıkan çatışma aslında daha çok anne-baba çekişmesinin bir sonucu olabilir.
Çocukların yaşı kardeş sürtüşmelerinde etkili midir?
Üç yaşındaki bir çocuğa gösterilmesi gereken ilgiyle 13 yaşındaki bir çocuğun ihtiyaç duyduğu ilgi eşit değildir. Dolayısıyla, çocuklara gösterilmesi gereken ilgi bir eşitlik ölçüsüyle değil de denklik ölçüsüyle değerlendirilmelidir. Çocuklarının bireysel özelliklerini ve ihtiyaçlarını iyi görebilen ve değerlendirebilen anne-babalar, kardeşler arasındaki çekişmelerin çatışmaya dönüşmesini de engelleyebilir. Üstelik, çocuğunun ihtiyaçlarını ve psikolojik özelliklerini iyi görebilen bir kişi, eşinin ihtiyaç ve özelliklerini de iyi bilen birisidir ve hem çocuklarıyla hem de eşleriyle ilişkileri daha sağlıklı olur. Bebeklerde daha doğumun ilk haftalarında tespit edebileceğiniz bazı mizaç özellikleri vardır. Bu özelliklerini uykusundan, gürültüye reaksiyonundan, bir yabancıyla karşılaştığındaki reaksiyon düzeyine kadar birçok özelliğinden çıkartırız. Daha ilk baştan çocuğun temel özellikleri hakkında bir fikir sahibi olursak, yerine uygun bir şekilde davranmayı öğrenebildiğimizde, onun ihtiyacını daha kolay bir şekilde karşılamış oluruz. Burada çocuğun (özellikle üç yaş altı çocukları kastediyoruz) temel ihtiyaçlarını doğru saptayıp, onları zamanında karşılama mantığıyla hareket etmek çok önemlidir. Ali kendisiyle iki saat zaman geçirilmesinden tatmin olabilirken, Ayşe beş dakikalık anne-baba ilgisinden sonra kalan bir saati tek başına oynayarak da geçirebilir. Yani, Ali'ye yetenle Ayşe'ye yeten aynı olmayacaktır. Bu sebeple, anne-babanın bu tür bireysel farkları, çocuklarının her birinin neye ne kadar ihtiyacı olduğunu iyi anlaması ve ikisine ihtiyaçlarının miktarı doğrultusunda yaklaşması, kardeş çatışmasını azaltır.

Kadınların Korkulu Rüyası "El Ekzamaları"

Ellerde hassasiyetekzema habercisi mi? Ellerimiz sürekli dış ortamla temas halindedir. Bazı kişilerin elleri normal günlük aktivitelere karşı daha duyarlıdır. Kolayca kurur, çatlar ve pullanır. Su, sabun, deterjan ve temizlik maddeleri deriyi en sık tahriş eden ajanlardır. Özellikle ev kadınları, ahçılar, temizlik işçileri ve elleri su ile fazla temas eden kişilerde görülür.
Ellerde kuruluk, soyulma, parmak izlerinde silinme,çatlaklar, sızlama şeklinde ortaya çıkar. Ayrıca bazı maddeler hassas kişillerde allerji yapabilir. Allerji, tahriş olmuş deride daha kolay oluşur. Çok kaşıntılı, sulantılı, kızarık döküntüler gelişebilir. Allerjik el ekzemaları daha çok mesleğe bağlı olarak özel maddelerin teması sonucu ortaya çıkar. İnşaat işçilerinde çimentoya, kuaförlerde saç boyalarına, sağlık personelinde eldivenlerde bulunan latekse karşı alllerji gelişebilir. Kişide daha önce yıllarca böyle bir allerji olmayabilir.
Korunma ve tedavi Ekzemanın korunma ve tedavisinde en önemli nokta tahriş edici allerjik maddelerle teması önlemektir.
Su ve deterjan gibi maddelerden kaçınılmalıdır. Ellerin hangi sıklıkta ıslandığı çok önemlidir.
Ellere sabun ve deterjan teması en fazla günde bir kaç kez olmalıdır.
Eldiven kullanmak beklenildiği kadar yarar sağlamaz. Elleri terletir. Ciltte soyulmalar olabilir. Bazı kişiler için eldiven içindeki maddeler alllerjik olabilir. Pamuk astarlı eldivenler tercih edilmelidir. Eller terlemeden eldivenler çıkarılarak havalandırılmalıdır.
Cildin yıkama ile kaybettiği doğal yağların yerine konması çok önemlidir. Kullanılan ticari el kremleri parfüm ve tahriş edici başka maddeler içerebilir. Yalnızca doktorun önerdiği ürünler kullanılmalıdır. Bu ürünler suyla her temas sonrası ve cilt kuru hissedildikçe ince bir tabaka halinde uygulanmalıdır.
Aşırı sıcak ve soğuk sudan kaçınılmalı, ılık su tercih edilmelidir.
Taze meyva ve sebzelerin öz suları da şikayetleri arttırabilir. Bunlarla doğrudan temastan kaçınılmalıdır.
Allerjik bir maddenin temasından şüpheleniliyorsa bu madde deri testleri yapılarak saptanmaya çalışılır.
El ekzeması tedavisinde en çok kortizonlu kremler kullanılır. Ekzemanın çeşidine göre ek tedavi ajanları mevcuttur. Tedavinin yan etkiler de göz önüne alınarak doktor kontrolünde yapılması gerekir.
Hastalığın tekrarlamaması için hastanın korunma yöntemlerine uyması gerekir.
Dr. Canan Savaş Cilt Hastalıkları Uzmanı

Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu...

Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu...
İdrar kaçırma sorunu tüm dünyada yaygın olan bir sorundur. Ülkemizde de kadınların çoğunluğu bu sorun için çözüm yolları aramaktadır. Her geçen yıl tıp dünyasında yeni yöntemlerin uygulanmaya başlaması, bu konuda problemli olan kadınların da yüzünü güldürüyor.
Nedir İdrar Kaçırma?

Kadınlarda "histeri" riski daha yüksek

Kadınlarda "histeri" riski daha yüksek
Psikiyatrist Doç. Dr. Arif Verimli, ilkçağ Yunan uygarlığında kadın rahminin azarak bedende gezdiği, Ortaçağ'da cin çarpması sanıldığı, Freud'a göre ise bilinç dışına bastırılmış duyguların beden dili ile ifade edilmesi olarak tanımlanan histeri hastalığının başlıca özelliğinin, hastaların kendi hareket ve sözlerine özel bir ilgi ve beğeni gösterip, aynı ilgi ve beğeniyi beklemeleri olduğunu kaydetti.
Histeriklerin, hem tedavi olmak için psikiyatriste başvurduklarını, hem de hastalıklarından asla kurtulmak istemediklerini ifade eden Doç. Dr. Verimli, ''Histerikler, bu çelişik tavırdan inanılmaz zevk alırlar'' diye konuştu.
Doç. Dr. Verimli, ''Histerikler tiyatraldir. İsteklerini çocuksu sesler çıkarak, kekeleyerek ya da çocuk taklidi yaparak dile getirirler. Genelde kalabalığın olduğu yerde bayılırlar. Tek başına bayılmazlar. Bu esnada kendini yaralamaz, kendine zarar vermez ve çevrede olup biteni duyarlar. Ağlayarak kendilerine gelir, taşkınca ve saçlarını sıkıca tutarak ayılırlar'' dedi.
Histerinin ciddi bir psikiyatrik bozukluk olduğunu ifade eden Doç. Dr. Verimli, şunları kaydetti:''Sözel olarak ruhsal gerilimini ve sıkıntısını anlatamayan hasta, beden dili ile dış dünyaya püskürür. Bu püskürme felç, körlük, konuşma bozukluğu, tikler, sara nöbeti, benzeri nöbetler, yürüyüş bozukluğu ve titremeler olarak ortaya çıkar. Histeriye, depresyon ve anksiyete (telaş, kaygı) eşlik eder.
Eski Türk filmlerindeki ani körlükler, kendini yatağa atarak ağlamalar, üzüntüden felç inen fakir kız, aniden hafızasını kaybetmiş gibi olan zengin erkek.histeriyi çağrıştırır.'' Histerinin, en basit anlamıyla ''Ben kendi sıkıntımı ancak bedenime yansıtarak dışa vurabildim. Şimdi siz bana acıyın, beni önemseyin, beni görün'' olduğunu ifade eden Doç. Dr. Verimli, histeriklerin, içlerindeki gerilim ve öfkeyi dışarı püskürterek ve hasta olduğu için önemsenme ve ilgiyi üzerinde toplama şeklinde 2 tip kazanım sağladığını bildirdi.
Histerinin çok zor bir hastalık olduğunu anlatan Doç. Dr. Verimli, ''Ülkemizde psikiyatriste başvuran histeri hastalarının oranı yüzde 10'dan az olmamakla beraber yüzde 30'a kadar çıkmaktadır. Ergenlik sonrasında kadınlarda erkeklere oranla 20 kat fazla görülür. Geri kalmış ülkelerde görülme oranı daha düşüktür. Tipik bir gelişmekte olan ülke insanı hastalığıdır'' dedi.
''Tedavide tecrübeli hekime başvurmak şarttır'' diyen Doç. Dr. Verimli, şunları kaydetti:''Çünkü beden yakınmalarının başka bir fiziksel dayanağı olmadığı ispatlanmalıdır. Tedavide psikoterapi birincil, ilaç tedavisi ikincil çözümdür. Tedavide içinden çıkılmaz durum ise; hasta tedavi edildiğinde son derece mutsuz olur, depresif tavırlar sergiler. Bir hekim tedavi etsem mi etmesem mi ikilemine düşebilir. Bu anlamda önce ikna ve terapi gerektirir. Histeri Türk kadınında anksiyeteyle başa baş oranda fazlaca görülen bir hastalıktır. Çok yaygındır.'

Kadınlara umut veren gelişme

ABD’nin Tennessee Eyaleti’ndeki araştırmacıların yaptıkları bir çalışma, kısırlıkla uğraşan hekimlerin ilgisini çekti. Sözkonusu çalışmada yumurtalık dokusunda bol miktarda bulunan yüzey hücrelerinden yumurta hücresi geliştirilmişti.
Kadınlar bugün neden istedikleri yaşta çocuk sahibi olamıyorlar?
Kadınlar belirli bir sayıda yumurta hücresiyle doğarlar. Yıllar içerisinde yumurta sayısı azalır. Menopozda döneminde ise yumurtalıklarında yumurta hücresi kalmaz.
Bu durum özellikle ileri yaşta çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda büyük zorluklara neden olur.
Yumurtalık rezervi neden bu kadar önemli?
Tüp bebek tedavilerinde tedavinin başarısını en derinden etkileyen faktör, kadının yumurtalık rezervidir. Eğer rezervin azalmasına bağlı olarak yumurtalıklardan yeterli yanıt alınamıyorsa, tedavide başarı şansı belirgin derece düşmektedir.
Heyecanlandıran yeni araştırma neyi gösterdi?
Yumurtalıklar içerisinde yer alan ve sayı kısıtlığı bulunmayan yüzeysel hücreler, belirli şartlarda kültüre edildiklerinde yumurta hücresine dönüşebiliyorlar. Dolayısıyla bu hücreler kök hücresi görevi üstlenerek yeni bir yumurta hücre kaynağı oluşturabilirler.
Kadınlar bu gelişmeden nasıl yararlanabilicekler?
-Yumurta rezervi erken yaşta azalan kadınlar, bu teknik ile yumurta geliştirilerek daha kolay çocuk sahibi olabilirler.
- Prematür menopoz yaşayan kadınlarda gebelik imkanı doğabilir.
- Kanser tedavisi gibi sebeplerle yumurtalıkları bir daha fonksiyon görmeyecek veya ameliyatla yumurtalıkların alınması gereken hastalar da yararlanabilecek. Basit bir laparoskopi operasyonuyla elde edilecek yumurtalık dokusu dondurularak, ileride yumurta hücresi geliştirmek için kullanılabilecek.
- Genç yaşta çeşitli sebeplerle gebelik imkanı bulamayacak kadınların yumurtalık dokusu saklanabilecek. Daha ileri yaşta dondurulan dokudan elde edilecek yumurtalarla gebe kalınabilecek.
Gelişmeler kliniğe ne zaman gelebilir?
Bu çalışmaların klinik uygulamaya geçirilebilmesi yani hastalara rutin olarak uygulanabilmesi için daha ileri araştırmalara ihtiyaç duyuluyor. Yumurtalık yüzey hücrelerinden geliştirilen yumurta hücrelerinin (oositler), döllenme ve sağlıklı bir embriyo geliştirme kapasitesi henüz bilinmiyor.
Hürriyet / Mesude Erşan

Kadınlar yumurtlamadan hemen önce güzelleşiyor

“Proceedings of the Royal Society: Biology Letters” dergisinde yayımlanan makaleye göre, kadınların yüz hatları ve ifadeleri yumurtlamadan hemen önce daha çekici hale geliyor.
Bilim adamları, kadının yumurtlamadan hemen önce neden daha güzel göründüğünü bilmediklerini belirterek, değerlendirme yapanların, dudakların kalınlığı ve rengi, göz bebeğinin büyüklüğü ve cilt renginin kadını güzelleştirdiğini ifade ettiklerini kaydettiler.
Newcastle Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Craif Roberts ve ekibi, 48 kadının, yumurtlamadan hemen önce ve yaklaşık bir hafta sonra doğurgan olmadıkları dönemde vesikalık fotoğrafını çekti. Bu fotoğrafları, 130 kadın ve 130 erkeğe gösteren bilim adamları, onlardan kadınları hangi fotoğraflarda daha çekici bulduklarını söylemelerini istediler. Kadın ve erkeklerin çoğu, yumurtlamadan hemen önce çekilen fotoğraflardaki kadınları daha güzel buldular.
Bilim adamları, kadının yumurtlamadan hemen önce neden daha güzel göründüğünü bilmediklerini belirterek, değerlendirme yapanların, dudakların kalınlığı ve rengi, göz bebeğinin büyüklüğü ve cilt renginin kadını güzelleştirdiğini ifade ettiklerini kaydettiler.
Hayvanlarda yumurtlamadan hemen önce belirgin işaretlerin varlığına dikkat çeken bilim adamları, kadınlarda bu işaretlerin bulunmamasının tekeşliliği kolaylaştırdığını ve babanın çocuklarıyla ilgilenmesini sağladığını tahmin ediyorlardı. Bilim adamları, bu deneyle, insanlarda da küçük de olsa değişikliklerin var olduğunu öğrendiklerini belirttiler.

Kadınlar bağışıklık sistemi hastası

Ankara Üniversitesi Ankara Tıp Fakültesi Klinik İmmünoloji ve Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Duman, bağışıklık sisteminin yetersiz fonksiyonu veya vücudun bakteri ve virüsler yerine kendi dokusuna saldırması nedeniyle ortaya çıkan otoimmün (bağışıklık) hastalıklar konusunda bilgi verdi.
Prof. Dr. Murat Duman, Türkiye’de 2.5 milyon kişide, astım, şeker, guatr, romatizma, sinir kas sistemi hastalığı myasthenia gravis, kronik hepatit, multipl skleroz (MS), deri, eklem, kan, böbrek gibi vücudun farklı bölgelerini etkileyen kronik hastalık Lupus, Behçet gibi birçok rahatsızlığın genel adı olan otoimmün hastalık bulunduğunu bildirdi.
Bu hastaların bir kısmının birden fazla hastalığı aynı anda taşıdıklarını söyleyen Duman, bu kişilerin yüzde 75’inin kadın olduğunu belirtti. Prof. Dr. Duman, kadınların ölüm sebebi sayılan 10 hastalık arasında bu hastalıkların da yer aldığını vurguladı.
Kozmetikler tetikleyebilir
Hastalıkla birlikte, sık hekime gitme, tedavi masrafı, iş hayatını aksatma gibi sosyal, ekonomik problemlerin de ortaya çıktığını anlatan Duman, bu hastalıklarda, organları kullanmada güçlükler, moral ve çalışma yönünden kendini zayıf hissetme, doğum zorluğu gibi problemleryaşanabileceğini ifade etti.
Otoimmün hastalıkların çoğunlukla kadınlar arasında görüldüğünü, bunun nedenlerinin araştırıldığını söyleyen Duman, şöyle konuştu:“Bağışıklık sistemi çalışma düzeninde, kendi antijenlerimize saldırmaması gereken antijenlerimiz saldırıyor, buna genetik faktörlerin yanı sıra çevre faktörleri, virüsler, ultraviyole ışınları, kullanılan ilaçlar veya kullanılan kozmetikler neden olabiliyor. Yani immün sisteminde dengeyi bir yerden bozduğunuz zaman toparlama mümkün olmuyor.”
Sinsi seyrediyor
Bu hastalıkların bir kısmının çok sinsi seyrettiğini ve tanıda çok geç kalınabildiğini vurgulayan Duman, “Biz istiyoruz ki hastalıklar daha önce tespit edilsin, mesela hastalar bize kör olarak veya böbrek yetmezliği ile gelmesin” dedi.
Hastalıkların belli belirtileri olmadığını, her hastalıktaki gibi yorgunluk ve halsizlik olabileceğini kaydeden Duman, özellikle kadınların, halsizlik veya yorgunluk gibi şikayetleri olduğu zaman mutlaka hekime gitmelerini istedi. Duman, özellikle ailesinde bu hastalıkları taşıyanların daha dikkatli olmaları gerektiğini söyledi.
Dünyada bu hastalıklarla mücadelede ileri seviyelere gelindiğini söyleyen Duman, “İmmün sisteminin kendi hücrelerindeki organlarına, dokularına saldırması konusunda bir gün barış sağlanacaktır diye ümit ediyoruz” dedi.

Hamile miyim?

Hamile miyim?

“Acaba hamile miyim?” ; “Acaba eşim/arkadaşım hamile mi?”... Bazı belirti ve bulgular size bu sorunun cevabının “evet” olma ihtimalinin yüksek olup olmadığını söyleyebiliyor...

Bazı belirtiler gebeliğin habercisi olsa da kesin bir gebelik varlığını göstermez, zira başka durumlara bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Yine de kesin tanı için gebelik testi yaptırmanız gerektiğini unutmayın

Sorunun cevabını nasıl alacaksınız?
Bazı belirti ve bulgular size bu sorunun cevabının “evet” olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösterir.
Bunlar:
-Beklenen adetin başlamaması
-Görülen adetin niteliklerinin normalden farklı olması (miktarın, adet görme zamanının, beraberinde oluşan belirtilerin, öncesinde oluşan belirtilerin farklı olması)
-Memelerde dolgunluk, hassasiyet, meme ucunda koyulaşma, meme başında karıncalanma hissi
-Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet
-Bulantı ve bazen kusma
-Yorgunluk, uykuya eğilim, başdönmesi
-Sık idrara çıkma
-Vajina salgılarının artması
-Eğer gebelik düşünmüyorsanız mutlaka doktor önerisiyle bir aile planlaması yöntemi uygulamalısınız.

Bu belirtiler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Kesin bir gebelik varlığını göstermezler, zira başka durumlara bağlı da ortaya çıkabilirler. Kesin tanı için gebelik testi yapılmalı ve ultrasonda gebelik gözlenmelidir.
KESİN CEVABI NASIL ALACAKSINIZ?
Gebelik Testleri
Gebelik uterusta (dış gebelik durumunda tüplerde ya da karın boşluğu gibi bir yerde) yerleştiği andan itibaren trofoblast hücreleri tarafından HCG (Human chorionic gonadotropin) adı verilen bir hormon salgılanmaya başlanır. Normalde kanda ve idrarda eser miktarda bulunan bu hormonun arttığının çeşitli testlerle gösterilmesi (HCG salgılayan tümörlerin olduğu çok ender durumlar hariç) vücutta bir gebelik olduğunun kesin kanıtıdır.
Kandaki ve idrardaki HCG seviyesinin bu hormona yapısal olarak çok benzeyen luteinizan hormon (LH) adlı yumurtlamadan sorumlu hormon ile karışmasını önlemek için HCG hormonunun beta fraksiyonu yani ß-HCG ölçümü yapılır.

İdrar testleri: Kanda ß-HCG belli bir eşik seviyesine ulaştığında idrara çıkmaya başlar ve gebeliğin ilerlemesiyle idrardaki seviye artar. İdrarla yapılan gebelik testlerinin esası bu ß-HCG”nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. Çeşitli testlerin hassasiyeti arasındaki farklılıklar idrardaki seviyeyi tanıyıp tanıyamamalarına bağlıdır.
Eczanelerde ya da evlerde hazır test kitleri yardımıyla uygulanan idrarda gebelik testlerinin güvenilirliği üretici firma tarafından her ne kadar % 99 olarak belirtilse de yapılan çalışmalar özellikle adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda hata oranının % 50”lerde olabileceğini göstermektedir (“Hata” genellikle testin hassasiyetinin düşük olması nedeniyle varolan bir gebeliği saptayamaması şeklinde olmaktadır. Ancak tam tersi de mümkündür).
Laboratuarda uygulanan idrarda gebelik testleri ise adet gecikmesinin beşinci gününden itibaren güvenilir sonuç verebilmektedir. Bu testler daha düşük hormon seviyelerini tanıyabilen ve bu yüzden de hazır test kitlerine göre daha hassas olan testlerdir.
Kan testi (beta HCG): İdrar testleri ß-HCG”nin varlığını ya da yokluğunu saptayabilirken kan testleri ß-HCG”nin kandaki seviyesini saptarlar. Böylece hormon salgısının başladığı en erken dönemlerde, henüz adet gecikmesi bile olmadan kanda ß-HCG seviyesi saptanarak gebeliğin tanısı konabilir, ya da gebelik oluşmadığı yönünde kesin karar verilebilir.
Ultrasonla Gebelik Tanısı
Adet gecikmesi bir haftayı geçtiğinde gebelik testi yapılmaksızın vajinal ultrasonla gebelik tanısı konabilir. Abdominal (karından bakılan) ultrasonla ise adet gecikmesi en az 10 gün olmalıdır.
Dr. Kağan Kocatepe

Gelin olma hazırlıkları

Gelin olmaya hazır mısınız?.

Eşinizle ayrıntılı bir bütçe hazırlayın.. Düğün için ayrı bir bütçe ayırın..
Düğün için uygun mekanları gezin. Son kararı vermeden tercih ettiğiniz mekanda benzer bir organizasyon izlemeniz daha sonra sürprizlerle karşılaşmanızı önler..
Gelinlik modelini belirleyin, karar vermek için örnek modelleri deneyin. . Gelinlik için belirlenen bütçeyi öğrenip,alternatif moda evlerinden fiyat alın..
Nikah törenine davet etmeniz gereken kişilerin sayısını önceden belirleyin..
Parti organizasyonlarında tecrübeli firmalardan fikir almaya başlayın..
Damadın kıyafetini tamamlayın,aksesuarlarını seçin. .
Mönü konusundaki tercihinizi yapın. . Çiçekçi, fotoğrafçı gibi ayrıntılarıunutmayın, fiyat araştırması yapın..
Davetiyeye karar verin ve bir an once bastırın. .
Nikah şekerlerini sipariş edin. .
Balayı için rezervasyon yaptırın. Busırada balayı çifti olduğunuzu belirtin ve özel talepleriniz varsa söyleyin..
Düğünde canlı müzik istiyorsanız, ilk önce gruba karar verin..
Müzik sistemi ve DJ tercih ediyorsanız, bununla ilgili çalışmaları yapın..
Eksik listesi yapıp, alışverişi hızlandırın..
Giyeceğiniz iç çamaşırını ve balayı içinözel bir şeyler almayı unutmayın..
Düğün pastanızın modelini seçin,siparişinizi verin..
Yurt dışında tatil yapacaksanız, pasaport ve vize işlemlerini bir ay önceden tamamlayın..
Saçınıza ve makyajınıza karar verin. .
Cilt ve vücut bakımınzı yaptırın..
Gelin buketinizin siparişinizi verin, bir örnek hazırlatın. .
Düğünde giriş müziğini ve diğer parçaları seçin. . Düğüne gideceğiniz arabayı ayarlayın.. Bir gün önce masaj yaptırın, gerginliğinizi alır..
Düğün günü sabah uzun, ılık bir banyo yapın, rahatlayın..
Saç ve makyaj için yeterince vakit ayırın.
Kaynak : Hülya Dergisi

Gelin saçınızı seçerken

Gelin saçınızı seçerken

Ultra romantik
Prensesler gibi görünmek istiyorsanız, saçınızı dalgalı ve yarı toplu kullanın, bu size masum bir hava verir. Daha sofistike bir görünüm için kuaförünüze saç tutamlarını kalın kıvrımlar yaparak toplamasını önerin. Düğün gününüzde nemli bir hava varsa, bukleler birden kendini bırakabileceği için kıvrılmayı önleyici hafif bir sprey kullanın.
Son dakika: Dalgalı saçlarınız bir anda kabarıklaşmaya başlarsa, arkadaşlarınızdan birinden rica ederek yanında bulunmasını sağlayacağınız, yatıştırıcı saç kremini uygulayarak, saçlarınızı düzeltebilirsiniz.
Seksi ve gözalıcı
Göz alıcı dalgalar, sizi masum ve çekici kılacak. Saçınız hafif dalgalı ise, dalgaları daha belirginleştirin. Düz ise, iri saç maşası kullanın. Bu saç modeli iç mekanlarda yapılacak düğünler için daha uygundur. Dış mekanlarda hava nemli ise, bu saç modelini muhafaza etmeniz çok zor olacaktır.
Son dakika: Dağılan dalgaları tamir etmek için, parmaklarınıza sıkacağınız saç spreyi ile saçlarınızı avuçlayarak dalgaların tekrar oluşmasını ve sabit kalmasını sağlayabilirsiniz.

Şık ve sofistike
Zarif görünmek için saçınızı toplu kullanın. New Yorklu kuaför Varin, "Saçı tutturmak bol köpük ile çok daha kolay olur" diyor. Böyle bir saç modeli seçmenin en muhteşem yanı, kolay bozulmamasıdır. Saçınız sıkıca toplu olduğundan kıvrılmaya veya elektriklenmeye imkanı olamaz.
Son dakika: Dans pistinde geçirdiğiniz hareketli dakikalar sonrasında saçınızda elektriklenme ve kıvırcıklaşma olabilir. Bu bölgelere briyantin sürerek bu problemin oluşmasını önleyebilirsiniz.

Masum ve sevimli
Bu model, düğün gününde de doğal görünmek isteyen gelinler için uygundur. Saçınızı açık bırakın ancak yüzünüzü ortaya çıkarmak için süslü bir saç bandı kullanın. Bu saç modeli kolay bozulmaz. Ama hava aşırı yağmurlu ve rüzgarlı olursa, uçuşan saç tutamları yüzünüze yapışabilir.
Son dakika: Saçınızın ön kısmından parçalar kabarıp düşmeye başlarsa, geniş bir tarak ile saç bandını kaldırarak saçınızı arkaya doğru gergince tarayın. Böylelikle saç modeliniz tekrar eski bakımlı haline dönecektir.

Gebelikte beslenme


Gebelikte beslenme

Anne adaylarının sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen göstermeleri gerekiyor. Ancak bunu çok yemek olarak algılamamak gerekir. Çünkü gebelik döneminde çok fazla yemek de bir takım sakıncalar doğuruyor. Uzmanlara göre olağanüstü durumlar dışında sağlıklı bir kişinin alması gereken günlük kalori miktarı 2 bin 500- 3 bin kaloridir, gebe kadınların ise ihtiyacı olan miktar normalden 300 kalori daha fazladır. Ideal olan, gebelik döneminde 11-12 kilo almak. Zaten, bu miktarın yaklaşık 7 kilosu zorunlu olarak alınıyor ve doğum sırasında geri verilyor. Çok yemek ne kadar zararlıysa, gebelikte kilo almamak için gerekenden az yemek de o kadar zararlıdır en iyisi doktor kontrolünde, dengeli bir beslenme programı izlemektir.

Az ama sık yiyin
Gebelik döneminde çok değil, dengeli beslenmek gerekiyor. Günlük beslenme ihtiyacı öğün sayısı artırılarak yayılmalı. Kilo endişesiyle şeker ve karbonhidratlar gibi gıdalardan kaçınmak sakıncalı. Vücudun bunlara da ihtiyacı var. Her türlü gıdadan, doktor kontrolünde ve uygun miktarlarda alınmalı. Ancak, vitamin yönünden zengin gıdalara biraz daha fazla ağırlık verilmeli. Bebekler ihtiyacı olan her türlü maddeyi annenin vücudundan elde ederler. Eğer bu maddeler annede azsa bebek kendi ihtiyacını alır, ama anne güçsüz kalır. Bu yüzden gerekli gıdaların alınması ve sağlıklı kilo alışının sağlanması çok önemlidir.
Vitaminler
Özel durumlar dışında gebelik sürecinde düzenli vitamin kullanımı gerekmez. Çünkü bu vitaminlerin tümü düzenli beslenme yoluyla alınabilir. Ayrıca A vitamini gibi bazı vitaminlerin fazlası da zararlı olabilir. Ancak erken gebelik döneminde bulantı ve kusmadan kaynaklanan beslenme yetersizliği varsa vitamin alınabilir.
Demir
Demir içeriği yüksek besinlerle beslenseniz de gebelikte ihtiyaç duyduğunuz demiri alamayacağınız için belli bir haftadan sonra (genellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren) düzenli olarak demir içeren ilaçlar kullanmalısınız. Alacağınız demirin bebeğinizin demir depolarının oluşmasında çok önemlidir.
Bol sıvı almak
Suyu ve sıvı içeren gıdaları gebelik öncesi döneme göre daha fazla miktarlarda almanız kabızlık yaşamanızı engellemeye yardımcı olacak ve özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. İdrar renginizin açık sarıdan daha koyu sarı bir renkte olması (idrar yolu enfeksiyonunuz yoksa) sıvı alımınızın yetersiz olduğunun habercisidir. Gebelikte vücudun sıvı miktarı artar ve kan hacmi yaklaşık %50 oranında genişler. Amnios sıvısı da yaklaşık olarak üç saatte bir tümüyle yenilenir. Bu nedenle anne adayının vücudundaki sıvı dengesi çok önemlidir. Anne adaylarının günde en az iki litre sıvı almaları gerekir.
Kahve, çay ve kola
Kahve içme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirmelisiniz. Günde bir fincan ya da maksimum iki fincan kahvenin olumsuz bir etkisi olmamasına karşın daha fazla miktarlarda vücuda giren kafein, dolaşım sisteminizin olumsuz etkilenmesine ve uykusuz kalmanıza neden olabilir. Dahası, yüksek miktarlarda kafeinin (günde 10 fincan ya da daha fazla) düşük, erken doğum ya da bebekte gelişme geriliği yaptığına dair bazı çalışmalar bulunmaktadır. Kafein içeren diğer sıvılar (kolalar, çeşitli çaylar) için de aynı öneriler geçerlidir.
Alkol
Alkol bebek üzerinde gelişimsel kusurlar yaratabilen bir madde olduğundan ve bu kusurları yaratan günlük dozun alt sınırı belirlenemediğinden, gebelikte kullanılmaması gerekir.
Sigara
Bilinçli bir anne adayının gebelik döneminde sigaradan ve sigara içilen yerlerden tümüyle uzak durması gerekir. Çünkü, bigara verdiği tüm zararların dışında iştahı da kesen maddeler içerir.

Evlilikte saygı olmazsa olmaz...

Evlilikte saygı olmazsa olmaz...
Hatırlayın biraz, geçmişe bakın bakalım nasıl davranıyordunuz ilk zamanlar? Birbirinizi göreceğinize yakın nasıl heyecanlanıp, nasıl giyiminize, temizliğinize, görünüşünüze dikkat ediyordunuz. Yemek yerken ağzınızı şapırdatmıyor, burnunuzu karıştırmıyor, özellikle geyirmiyor veya asla gaz çıkartmıyordunuz. Tuvaleti birlikte kullanır mıydınız veya pejmürde kıyafetler, saç baş darmadağın dolaşıp, kendinizi karşı tarafa çirkin gösterir miydiniz? Gözde çapak, yüz yıkanmamış, üstünüz başınız yemek veya ter kokarken sevgili eşinize görünür müydünüz?

Peki şimdi nasılsınız?
Kavga, dövüş var mı, küfür, fiziksel hareketler, hakaretler... Karşınızdakini aşağılayan, yeren, küçümseyen sözler söylerken hiç "Ben ne diyorum, ne yapıyorum?" diyor musunuz? O bayıldığımız, çiçek verdiğimiz, şiir yazdığımız, kucakladığımız, öptüğümüz insanı, yerle bir ederken kendimize de saygısızlık yapmıyor muyuz? Öyle ya, o kişi bizim en yakınımız değil mi? Aynı yatağı paylaştığımız, aynı evde oturduğumuz, en kötü ve en iyi günlerimizi birlikte yaşadığımız kişiyi böylesine saygısızca yerle bir edersek biz ne oluyoruz? Çocuklarımız varsa, anne ya da babasının birbirlerine karşı nasıl saygısızlık ettiğini, kendilerine örnek aldıkları kişilerin nasıl böyle sefil varlıklar durumuna düştüklerini görmüyorlar mı? Yazık hakikaten çok yazık. Sonra nasıl onlardan bize karşı saygı bekleyeceğiz. Kardeşine bağırdığı, küfrettiği, dövdüğü için çocuğunuza terbiye verebilecek miyiz? Çocuk bu ikilemi neyle izah edecek. "Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyen atalarımız ne doğru demiş. Saygı bekliyorsak örnek olmalıyız. Eşler arasında saygı karşılıklı olarak tarafların yakınlarına, anne ve babalarına gösterilen ilgide de aranmalıdır.
Sevmesek dahi eşinizin hatırı için onlara saygı göstermek gerekir.
Esasında yapılan, söylenen her söz, her hareket, eşlerin birbirlerine gösterecekleri saygı demektir. Konuşurken dinlemesini bilmek, lafını kesmemek, başkalarının yanında (bilhassa) tenkit etmemek, başkaları ile karşılaştırmamak, hele hassas oldukları konuları yüze vurmamak, hepsi eşlerin birbirlerine olan saygılarını gösterir. Yardım eden, el veren, göğüs geren, koruyan, her şeyden önce ona öncelik veren, anlayış gösteren, alttan alan kişiler, evliliğe ve eşine değer veren, saygı duyan insanlardır. Eşine sormadan karar vermeyen, plan yapmayan, birbirlerine ait mektupları açıp, telefon mesajlarını kurcalamayan kişiler saygılıdır. Kapıyı çalmadan içeri dalmak, "Burası benim evim" deyip ortalığı dağıtmak, toplamamak hep karşı tarafa saygısızlıktır. Yemekleri, tatlıları bitirip diğer tarafı düşünmemek, bize sıcak geliyor diye klimayı çalıştırmak, yahut avaz avaz televizyon dinlemek, karşı tarafın isteyip istemediğini hesaba katmaksızın, arzumuza göre davranmak, sonrada kalkıp saygıdan bahsetmek. Daha yığınla hadiseye değinebiliriz. Bütün bunların sonunda ne oluyor? Saygının, düşüncenin kalmadığı yerde, sevgi de kalmıyor. Bir süre sonra öfke, hınç, kin duymaya başlayıp kısas yapıyoruz.
Geçmişi düşünün
Yalama olmuş ilişkiler zamanla müthiş geriye gidiyor. Bir zamanlar birbirlerine çok dikkat eden çiftler, şimdi aynı evde yaşayan iki yabancı ve hatta düşman oluyorlar. Arada sevgi olmasa da hala saygı varsa, kişiler birlikte yaşayabiliyor, çocukları için katlanabiliyorlar. Unutulan hatıralar, davranışlar, birlikte geçirilmiş güzel günler tekrar hatırlanabilse, rutin, lakayt, hatta düşmanlık dolu günler düzelebilir, yaşam kalitesi yükselir; huzur ve saygı gelebilirdi. Münakaşaların dahi saygı eşliğinde yapılması, karşı tarafın görüşlerine önem verilmesi, aynı evin içinde, iki eşit hakka sahip insan muamelesi gösterilmesi, evliliğe duyulan saygıdır. Evlilik terapisi alan çiftlerle, özellikle saygı ve saygısızlık kavramları işlenip davranışlarını irdelemeleri sağlanır. Terapist ile birlikte tek tek veya ikili konuşmalarda şahıslar, nedenleri, niçinleri tartışırlarken, saygının önemini, evlilik sanatındaki rolünü, hayatlarını alt üst eden hadiselerin, ne denli saygı kavramına uzak olduğunu realize ederler. Kaynak : Sabah

Evlilikte aşkı taze tutun

Bir umutla kurduğunuz evililğiniz monoton bir hal aldığında, küçük önlemlerle aşkınızı geri kazanabileceğinizi unutmayın. Evlenene kadar hiçbir problem yaşamayan çiftlerin çoğu, evlendikten sonra her anlaşmazlığın ve tartışmanın kaynağını evlilik kurumuna bağlıyor. Belki de "Evlenmeseydik bunlar başımıza gelmezdi" diye düşünüyor. Ancak aşkı öldüren evlilik değil, kişilerin kendileri.

Egosunu ihmal etmeyin
Aşk ve cinsel çekim çok güçlü, fakat bir o kadar da narin duygulardır. Hepimiz beğenilmek ve çikci görünmek istemez miyiz? Erkekler de kadınlar gibi kendilerine aşık olunmasından, güzel sözlerden çok hoşlanırlar. Ancak düşüncesiz davranışlar ya da kırıcı sözler, bırakın aşkı geri getirmeyi, var olan ilişkinizi de çok çabuk zedeleyebilir. Her eş ona ne kadar yumuşak ve sevgi dolu davranılırsa davranılsın, eleştirilmekden endişe duyar.
Hayata ilgi gösterin
Genelde eşlerinden ayrılan kadınlar hayata daha güçlü sarılmaya başlar. Kendilerini işlerine verip, güzelliklerine dikkat eder. Bunun için boşanmayı bekliyorsanız, hata edersiniz. Tüm bunları evliyken de yapabilmelisiniz.
Yeni konulardan bahsedin
İster iş arkadaşlarınızla geziye, ister dil ya da dans kursuna gidin. Ama mutlaka kendiniz için bir şeyler yapın. Böylece eşinize anlatacağınız farklı konularınız olur.
Tartışmayın, konuşun
Eşinizle konuşmaktan korkmayın. Bu sayede hoşlanmadığınız durumları ve problemlerinizi anlamasına yardımcı olursunuz. Onu iğnelemeden, kendi durumunuzdan ve hissettiklerinizden bir-iki cümlelye bahsetmeniz yeterli olacaktır. Sizi biraz olsun anlarsa, ilişkiniz daha güzel hale gelir.
Eşinizi değil, kendinizi değiştirin
Onu değiştirmek istedikçe yorulduğunuzla kalırsınız. Gerçek şu ki, kadınlar problemleri konuşarak çözmek isterken, erkekler çok konuşmayı sevmezler. Bu yüzden her şeyi tekrar dile getirmek yerine, davranışlarınızla ona yol gösterin.
Ona akıl hocalığı taslamayın
Kapanmış ya da geçmiştde kalmış konuları tekrar tekrar gündeme getirerek keyifsizlik yaratmayın. Ayrıca her konuya yorum getirip fikrinizi söylerken, her söylediğiniz doğru kabul etmesini beklemeyin.
Onun kurallarını da gözetin
Elbette sağlıklı bir ilişkide baskın rolün eşit dağılmış olması esastır. Ancak arada bir küçük numaralar yapmak yararınıza olabilir. Her zaman ille de eşit olmak için çabalamayın. İletişim kurarken kendisini iyi hissetmesini sağlamak, tamamen sizin yararınıza olur ve işinizi kolaylaştırır.
Çözüm üretin
Bir sorunla karşılaştığınızda, kimim suçlu olduğunu bulmaya çalışmaktan vazgeçin. Sadece çözüme yoğunlaşın ve çözümü konuşun. Karşılıklı suçlamalar ve imalar hem çözümü zorlaştırır, hem de aşkınızı.

Evlilikte denklik önemlidir

Evlilikte denklik önemlidir

Eş adayları kendi örf ve âdetlerini, öğrenim derecelerini, bilgi ve kültür seviyelerini dikkate alıp kendilerine uygun eş aramalıdırlar.

Sağlıklı bir yuva için kişinin üstün niteliklere sahip biriyle evlenmesi gerekmez. Kişinin kendi hususiyetlerinin farkına varıp kendine denk biriyle evlenmesi gerekmektedir.

Evlenmeden önce muhakkak kendimizi tanımaya çalışalım. Böyle olmadığı takdirde hep bir yanımızı eksik bırakıp işin kolayına kaçarak kendi eksikliğimizi örtecek, kapatacak eşler ararız. Bazen gençler ideallerinde o kadar üstün özelliklere sahip eş adayları tasarlarlar ki bir türlü gerçekle yüzleşip realist değerlendirme yapmak istemezler. Ya da eş adayının gerçek niteliklerini görmezden gelip onu kendi hayal ettiği şekilde algılamaya çalışır. Oysa eş adayları birbirlerini objektif bakış açısıyla tanımaya çalışmalı. Abartı değerlendirmelerden itinayla kaçınmalıdırlar.

Denklikte şu konular esas alınmalı: Dinî inanış, ahlak anlayışı, ekonomik seviye, sosyal değerler, kültür seviyesi. Bu temel konularda denkliği yakalayabilen çiftler diğer konularda farklılıkları olsa bile zamanla evlilik süreci içinde uyumu yakalayabilirler. Her konuda birebir denklikten ziyade adayların birbirine karşı tahammül ve hoşgörü içinde olmaları önemlidir. Mutluluk ancak ve ancak bu şekilde yakalanabilir. İdeal bir eş istemekten ziyade mutlu ve huzurlu bir evlilik için gerekli kişisel özelliklere sahip olma gayreti sanırım takdire şayan bir husus olsa gerek. Ayrıca denklik hususunda duygusal yakınlığı göz ardı etmeyelim. Zira ortak özellik ve duygusal yakınlık ne kadar fazlaysa evlilik o kadar sağlıklı gelişir. Evliliği zorlaştırmadan realitemizi göz önünde bulundurup doğru çıkarımlar yaparak eş adayını değerlendirmemiz gerekir. Unutmayalım ki dinimiz ideal, dört dörtlük bir evliliği değil asgari müşterekte buluşabildiğimiz, bizi hedefimize götürecek evliliği tavsiye etmiştir.

Eşlerin el kitabı

Eşlerin el kitabı

Psikolog Prof. Dr. Nevzat Tarhan, evlilikte tarafların beklentileri, fiziksel, ruhsal ve duygusal ihtiyaçları konuşulduğunda; her iki tarafın birer adım atarak orta noktada buluşup uzlaşmaya çalışmalarını ‘Altın nokta kuralı’ olarak değerlendiriyor.

Tarhan’ın altın kuralları şunlar:

- Eşinizi yanlış anlayabileceğinizi, sizi incitmek amacı ile yapmadığını düşünmeli ve olumsuz senaryolara inanmamalısınız.

- Bir insan, diğer insanın kendisi hakkında kötü düşündüğüne inanırsa farkında olmadan beden dili ile bunu yansıtır. Karşı taraf, olumsuzluğu hisseder ve savunmaya geçer. Bunun çaresi ise diyaloğu sabırla devam ettirmektir.

- Eşinizin sinirli olmasının nedeni, sizinle hiç ilgili olmayabilir. Ona saldırı hakkı tanımak gibi güzel bir armağan verirseniz fırtınaya fırsat vermezsiniz.

- Kendinizi kanıtlamanız gerekmiyor. Kendine güvenen insan kendini ispata ihtiyaç hissetmez. Başarıları kendini kanıtlamaya yeter.

- Duygular, genelde ak ve kara şeklinde değildir, gri tonları daha fazladır. Sevgi değişkendir, bırakın karşınızdaki farklı duygular gösterebilsin.

- Avukat gibi değil, hakim gibi olmalı; bir şeyler ters gittiğinde hata nerede objektifliği ile hareket etmeli, ‘eşim haksız da olsam beni desteklemeli’ düşüncesini sorgulamak gerekli. Bazen kol kırılır yen içinde kalır ama bu hatayı onaylamak şeklinde olmamalıdır.

- Evlilik anlaşmaya varma sanatıdır. Bunun için gündemli oturumların ihtiyaç sıklığına göre yapılması, çok işe yarar.

- Evlilik sorunlarının önemli bir kısmı, kişinin kendisi hakkında değil, eşi hakkında düşünmesinden kaynaklanır. Onun ruhunu bile kontrol etmek ister. Başkalarının olmalarını istediği gibi olmadıklarına sinirlenmek yanlıştır.

Emzirmek yaraları hızlı iyileştiriyor


Emzirmek yaraları hızlı iyileştiriyor

Emzirmenin, doğum sırasında annede oluşan yaraların daha hızlı iyileşmesini sağladığı belirtildi. İyileşme sürecinde hormonların rol oynadığı tahmin ediliyor.

Doğum sırasında ve emzirme döneminde seviyesi yükselen prolaktin hormonu, bağışıklık sistemi hücrelerinin üretimini artırıyor. Oxytocin hormonu da yara iyileşme sürecine olumsuz etki eden stres hormonlarının miktarını azaltıyor.

ABD’deki Ohio Üniversitesi’nde görevli Courtney DeVries ve ekibinin, sıçanlar üzerinde yaptığı araştırma, New Orleans’da düzenlenen Nörobilim Birliği’nin yıllık toplantısında açıklandı. Doğum yapan sıçanların boyunlarını yaralayan bilim adamları, hayvanların yarısını yavrusundan ayırdı, diğer yarısının da yavrularını emzirmesine izin verdi. Emziren sıçanların yaralarının, diğerlerine göre çok daha çabuk iyileştiğini tespit eden bilim adamları, iyileşme sürecinde hormonların rol oynadığını tahmin ediyorlar.

Prolaktin ve oxytocin hormonlarının seviyesinin doğum sırasında yükseldiğini ve süt üretimiyle birlikte yüksek kaldığını belirten bilim adamları, prolaktinin, yaraların iyileşmesini hızlandıran bağışıklık sistemi hücrelerinin üretimini artırdığını, oxytocinin de, yara iyileşme sürecine olumsuz etki eden stres hormonlarının miktarını azalttığını kaydettiler.

Bundan sonra, emziren annelerin de yaralarının daha hızlı iyileşip iyileşmediğini araştıracaklarını söyleyen DeVries, sadece sezaryenle doğum yapan annelerin değil normal doğum yapanların da yaralandığını kaydetti

Doğumun ardından



Doğumun ardından
Yeni anne-baba olmak demek, bilinmeyen sevinç ve zorluklarla tanışmak demektir. Bazen rüzgarı arkanıza alıp dosdoğru rahatça ilerlerken, bazen de bu kadar sorumluluk fazla gelebilir. Unutmamanız gerekense tek bir şey var: Yalnız değilsiniz.
Bundan sonra ne olacak?
Yeni anne olarak yapabileceğiniz en önemli ve en iyi şeylerden biri, ailenizden ve dostlarınızdan gelen destek ve yardım tekliflerini kabul etmektir. Ayrıca kendinize fazla yüklenmeyin, anne olarak tabii ki hatalar yapacaksınız ama öğrenme sürecinde kendinize karşı acımasız olmayın. Yemek pişirmek, bir sandviç hazırlamak, çamaşır makinasını boşaltmak, alışveriş yapmak, arabanın benzinini doldurmak, telefon etmek... Bebeğiniz olduğunda, bu basit eylemler bile normalde olduğundan iki kat daha uzun zaman alacaktır. Bu nedenle alabildiğiniz kadar yardım almaya bakın.

İlk haftalar için bir destek birimi yaratın. Şöyle bir şey olabilir:
Eşiniz: Emzirme sadece annelerin yapabileceği bir iş ama, eşler bunun dışındaki her şeyi paylaşabilirler. İşleri birlikte nasıl yapabileceğinizi öğrenirken, yeni bir aile olarak zaman geçirmeye bakın. Eşleri herhangi bir sebeple fazla ortalarda olmayan yeni annelerin, ilk birkaç gün güvendikleri biriyle kalmaları iyi olur.
Aile ve arkadaşlar: Aile ve arkadaşların yeni bebeği ziyaret etmesi adettendir. Bu nedenle ev zaman zaman istilaya uğramış gibi bir hal alabilir. Asla becerikli ev sahibesini oynamaya kalkmayın. Konukların bazıları ne kadar yorgun olduğunuzu anlamayıp, ziyaretlerini gereksizce uzatabilirler. Bu durumda onlara yol göstermek size kalıyor. Sadece nazik olmaya dikkat edin. "Sizi görmek harikaydı, ama çok yorgunum ve uyumam gerekiyor." gibi bie şeyler söyleyebilirsiniz mesela. Yapabileceğiniz bir diğer şey de, onların istedikleri her an damlamaları fikrinden hoşlanmıyorsanız, istediğiniz gün için daveti sizin yapmanızdır. Böylece kontrol sizde kalır. Bir gün tekrar uyuma şansım olacak mı?
Doğumdan sonra muhtemelen uzun süre iyi bir uyku çekemeyeceksiniz. Bebeğiniz gece boyunca uyanabilir, okşanmaya veya beslenmeye ihtiyaç duyabilir. Bu da vücut saatinizi şaşırtır. Yeterince uyuyamamak sizi sinirli ve sabırsız yapabilir. Normalde tepenizi attırmayacak minicik şeylerle başa çıkmak bile zor gelebilir.

Daha iyi uyumak için bunları deneyebilirsiniz:

Geceki besleme işini paylaşın. Eğer hala emziriyorsanız, bu pek kolay olmayacaktır ama imkansız da değildir. Eğer sütünüzü sağıp biberona aktarabiliyorsanız, eşiniz de bu sorumluluğu sizle paylaşabilir. Bu mümkün değilse, o zaman siz beslemek için kalkarken de, eşiniz bebeğin beslenme dışındaki ihtiyaçları için uyanabilir.

Gevşeyin: Yatmaya gitmeden önce sizi yoran her şeyden zihninizi uzaklaştırıp gevşemeye çalışın. Buna, ılık bir banyoyla başlayabilirsiniz. Ayrıca yoga gibi ve nefes egzersizleri gibi rahatlama tekniklerinden birini de uygulayabilirsiniz.

Bebeğiniz uyurken siz de uyuyun: Çoğunlukla söylemesi yapmasından kolaydır; çünkü bir yandan ziyaretçiler gelip giderken, diğer yandan da ev işleri birikir. Yapabiliyorsanız, evdeki işleri unutup, telefonun da zilini kapatın. Bir diğer olasılık da, siz uyurken bir yakınınızdan bebeğinize bakmasını istemektir.
Yalnız mı hissediyorsunuz?
Bir bebek dünyaya getirmek, sosyal hayatınızda da büyük bir değişikliğe sebep olacaktır. Bebeğinizle olan bağınızı geliştirmekten hoşlanabilirsiniz ama arkadaşlarınızla birlikte zaman geçirmeyi de özleyebilirsiniz. Bu da can sıkıntısı ve yalnızlık gibi duygulara sebep olabilir. Sizinle aynı durumda olan yeni arkadaşlar edinmek sizin için yararlı olabilir. Internet üzerinde pek çok anne ve çocuk sitesi bulunuyor. Buralarda kendiniz gibi yeni annelerle tanışabilirsiniz.
Çoğu bebeğin derdi : Pişik
PİŞİK NASIL OLUŞUR?
Pişiğin nedeni derinin tahriş olmasıdır. Bebek bezi pişiği o bölgeye temas eden iritan maddeler nedeniyle ortaya çıkar. Bu maddeler genellikle idraa ve dışkılardaki, bazen de kullanılan bez ya da bezin yıkandığı deterjandaki maddeler olabilir.
Pişiğin oluşmasına neden olan başlıca nedenler şöyle sıralanabilir.
1-) Alt bezin temizliğinde kullanılan deterjanlar ve diğer temizlik maddeleri
2-) Kötü hijyen
3-) İshal
4-) Alt bezinin yeterince sık değiştirilmemesi
5-) Mantar enfeksiyonları;Tahriş olmuş deride nem ve artan ısı nedeniyle bazı mikroplar üreyebilir.Bu durumda pişikli bölge “infekte” olur. Böyle bir durumda genellikle Candida adı verilen mantar enfeksiyonu gelişmektedir. Pek çok iki yaşına kadar olan çocukta hastalıklı bölgeden bu mantar izole edilmiştir.
6-) Bebeğin beslenmesinin değişmesi, anne sütünden mamaya yada besinlere geçmesi
PİŞİK OLDUĞUNU NASIL ANLARSINIZ?
Pişik olan bebek pişikli bölgesinde batma, yanma ve kaşınma hisseder. Bu da sürekli bir ağlama ve huzursuzlanmaya neden olur. Tedavi edilmeyen pişiklerde, çok kısa süre içersinde sekonder enfeksiyonlar denilen o bölgenin üzerinde bakterilerin neden olduğu yeni enfeksiyonlar oluşur. Bu nedenle pişiğin tedavisinden önce oluşumunu engelleyecek hijyenlik kremlerin düzenli olarak kullanılması gerekir.
Pişikten Korunma
1-)Bebeğin cildi tahriş edici maddelere(örneğin sert sabunlara, deterjanlara) maruz bırakmamalı;
2-)Bebeğin altının temizi kuru ve serin kalması sağlanmalı;
3-)Cildin bezle ve deriyle sürtünmesi engellenmeli;
4-)Güneşten Kaçınılmalı;
5-)Enfeksiyonlara karşı dikkatli olunmalı (özellikle ishalliyken pişiklerin arttığı unutulmamalı);
6-)Pişikten korunmak için cildi koruyucu özellikte olan pişik kremileri kullanılmalı;
PİŞİĞİN TEDAVİSİ NASIL YAPILMALI?
Öncelikle bebeğin pişik oluşan bölgesinin suyla, sabun kullanmadan iyice yıkanıp kurutulması gerekir. Pişiği tedavi edici özellikte, bir ürünle pişiğin tedavisi yapılır. Her alt değişiminde pişik kremi sürüldüğünde pişik oluşumu engellenir. Her zaman Pişiğin oluşumunu önlemek tedavi etmekten daha kolaydır.
Bebeğin pişik oluşumunun engellenmesi için;
1-)Bebeğinizin altını mümkün oldukça sık olarak değiştirin. Tadavisi edilen pişik geçene kadar her 2-3 saatte bir değiştirilmesidir.
2-)Pişik kremini gün içinde her alt değişiminde kullanın.
3-)Bu uygulamalara rağmen bebeğinizin pişiği geçmiyor veya daha iyiye gitmiyor ise hemen doktorunuz ile görüşün. Bebeğinizde bir enfeksiyon gelişmiş olabilir ve o bölgeye antibiyotikli bir krem veya mantar oluşumunu engelleyici bir krem kullanıması gerekebilir.
UNUTMAYIN!
1-)Pişik, çocuklarda çok yaygın olarak görülen bir cilt hastalığıdır.
2-)Pişiğin en yaygın sebebi bebeğin altının sık değiştirilmemesi sonucu oluşan derideki iritasyondur.
3-)Bebeğin altını mümkün oldukça sık değiştirin, iyice suyla yıkayıp kurulayın.
4-)Pişik kremleri sadece pişiği tedavi etmekle kalmaz aynı zamanda pişiğn oluşumunu da engeller.
5-)Bebeğin pişiğini tedavi etmek için talk pudrası kullanmayın, pudra bebeğinizin cildine zarar verir.
6-)Pişiğin uzun süreli geçmiyor ve genel halinde de kötüye gidiş oluyorsa mutlaka doktora başvurun!7-)Unutmayın, güneş yanıklarıda bir tür pişiktir.
PİŞİK KREMİ NASIL KULLANILIR?
1-)Bebeğin bezlenen bölgesi her değişiminde yıkanmalı ve kurulanmalı.
2-)Pişik kremi özellikle bebeğin cilt kıvrımları arasında da nüfuz etmesine dikkat edilerek, ince bir tabaka halinde sürülmeli.
3-)Pişik kremi her bez değişiminde kullanılmalıdır.
4-)Pişik kremini eczanelerden temin edebilirsiniz.

23 Aralık 2008 Salı

Çocuklu Bekar anne

Çocuklu bekar anne yeniden evlenir mi?
Evlenir tabii! Neden evlenmesin. Ama mutlaka çocuksuz bekar olmakla, çocuklu bekar olmak arasındaki bir takım farklılıklarla. Çocuğunuz, hayatınızda yeni birinin olmasına ya da hatta yeniden evlenmenize, tedirginlik ve olumsuzlukla yaklaşabilir. Çocuklar, annenin her arkadaşına "anneyi kendisinden çalacak potansiyel varlık" gözüyle bakarlar. işte bu endişesini, onunla arkadaşlık kurarak, net iletişimle yok edebilirsiniz. Erkeklerin çocuklu bekar anneye bakış açısına gelince... Sevgi ve erkeğin karakteri bakış açısının temelini oluşturuyor. Yeterli sevgi varsa aşılmayacak problem yok. Hatta problem olarak görülecek bir durum da yok. Çocuğunuz Tanrı'nın bir hediyesi size. Bu hediyeyi problem olarak gören varsa, kapı orada! Bekar anne olmanın bütün koşturmacası içinde, çocukla mutlu bir hayat yaşamanın sırrı, insanın kendi içinde başlayıp kendi içinde bitiyor. Her şey, sizin bakış açınızda gizli aslında. Yaşama baktığınız pencere, geçmişte yaşanan acılar ve mutsuzlukları, gelecek korku ve endişesini, şu anın olumsuz yanlarını içeriyorsa, bugününüz ve geleceğiniz de, sizin kendi çizdiğiniz bir mutsuzluk tablosu olarak gelişecektir. Siz geçmişi ve geleceği bir kenara bırakıp, şu an sahip olduğunuz güzellikleri fark ederseniz, kendi içinizdeki aydınlığı bulup dışarı çıkartırsanız, iç ışığınız bugününüzü aydınlatacak ve çocuğunuzla paylaştığınız anınızı güzelleştirecektir. Mutluluk, suda yayılan halkalar, çocuklar da annelerinin aynadaki aksi gibidir. Siz mutluysanız, çocuğunuz da mutlu olur. Biz kahraman bekar anneler değil miyiz? Her şeye yeten, herşeyi yapabilen! Bugünü ve yarını güzelleştirmek de bizim elimizde işte. Yepyeni bir yaşam bekliyor bizi çocuğumuzla ve yeni ümitler, yeni güzellikler...
Kahraman bekar anne olup herşeye yetmek

Boşanma yaşanmış ailede genelde sorumluluğun ağırlığı her zaman annenin üstünde demektir. Çocuğun okul hayatı, ders çalışması, okul toplantıları, spor, resim, müzik gibi yan aktivitelerinin planlanması, arkadaşlarıyla bir araya gelmesi, sinema, tiyatro, dışarıda yemek gibi aktiviteler içeren sosyal hayatı, annenin kontrolünde gelişmiyor mu? Kaç baba bunları üstleniyor? Bu sayı eminim çok çok az. Babalar çocuklarım hafta sonu alıp, İki gezdirip, "süper baba" olduklarım sanıyorlar genelde! İşine, kendine ve çocuğuna yetmeye çalışırken, sosyal hayatı kısıtlanan ve kendine çok az vakti kalan da anneler oluyor işte. Bir de hem anne, hem baba rolünü üstlenmeye çalışan anne, bazen aşırıya kaçıp, çocuğunu aşırı koruma altına almaya çalışıp, çocuğun daha korunmasız, kendi kararlarını almakta zorlanan ve hatta bağımlı bir kişilik oluşturmasına neden olabiliyor, aman dikkat

Boşanmayı çocuğa anlatmak

Boşanmayı çocuğa anlatmak

Boşanmanın negatif etkilerini, bölünmüş ailelerdeki her çocuk mutlaka yasar. Bunları minimize edecek unsurlardan biri de çocukla sağlıklı bir İletişim kurmak. Genelde yetişkinlerin çocuklarıyla iletişimde yaptığı en büyük yanlış onları çocuk olarak görüp, "o anlamaz" deyip, çocuklara herşeyi net anlatmamak. Oysa herşeyin çok farkında olan çocuklar, farkında oldukları şeyin, detayları anlatılmadığı için endişeye kapılırlar. Anne babaya güvenleri sarsılır. Boşanırken, çocuklara rahat ve net bir şekilde, sade cümlelerle, olayı anlatmak, ona güven vermek gerekiyor. Boşanmanın tüm safhalarında bir pedagogdan yardım istenebilir. Bu sayede her şey daha kolay atlatılacaktır.

Bir çocuğunuz olduğu sürece, boşandığınız kişiyle bağınızı tamamen koparmanıza imkan yok. Arada ne yaşanırsa yaşansın, çocuğun ruh sağlığı açısından en doğrusu, ayrılınan eşle sürmek zorunda olan ilişkiyi, en medeni şekilde devam ettirmeye çalışmak. Böylece çocuk, boşanmanın onun üzerinde bırakacağı negatif etkileri minimumda yaşamış olacaktır. Eski eşinize olumsuz duygularınız varsa bile, bunları kendinize saklamakta ve çocuğa yansıtmamakta fayda var. Özellikle erkek çocuklar babayı model ve kahraman olarak aldıkları ve kendilerine güvenlerini, babalarıyla kendilerini özdeşleştirerek geliştirdikleri için, babaya anne nedeniyle duyacakları öfke, çocukların özgüven duygularım da zedeleyecek, kendilerine az güvenmelerine neden olacaktır.

Çocuklu bekar anneler

Çocuklu bekar anneler
Bütün dünyada bir tek güzel çocuk var. Her anne gibi, ben de onun benimki olduğunu düşünüyorum! Minicik düğme burnu, yıldızdan yapılmış gözleriyle, devamlı gülen bir bebeğe sahiptim artık o doğduğu zaman. Büyüdü, pek bir şey değişmedi. 10 yaşında genç bir kız şimdi ve hala küçük güzel bir burnu, içinde yıldızlar parlayan kahverengi gözleri ve herşeyi komik görüp, değilse de komikleştiren bir mizacı var. Özellikle tokalarla tutturup uzatmaya çalıştığı saçlarını da unutmamak lazım tabii! Onunla olup, bir şeyi ciddiye almak ne mümkün... Beni de neşesiyle sarıp, kendi dünyasına götüren, duygusal, yaşından olgun genç bir kız benim çocuğum.

Bir şey değişmedi dedim ya. Hayatımızda çok şey değişti aslında. Ve belki her şeyi komik açıdan görmeye çalışan ve komikleştiren karakterim, olgunluğunu da bu değişen şeylere borçludur Diclesu ya da onu çağırdığımız adıyla, Dici...

Dört yaşındayken, ayrılığımız sonucu, babasının evden gitmesiyle değişen düzenimiz, evde, artık babasız geçen yeni bir yaşam. O ve ben. O günden beri başbaşa, kendimize yetiyoruz. Pek çok boşanmış anne ve çocuğunun yaptığı gibi... Hayatımızı yeniden kurduk. İçinde bazen acılar olsa da, kendimize yepyeni bir dünya yarattık. Anne-çocuk, birlikte yemek yaptık, kitaplar okuduk, yağlıboya resimler yapıp, yaşantımızı renklerle boyadık. Şampiyonluklarda turlar attık, bayraklar salladık, playstation'da maçlar yaptık, hep ben yenildim. Çoğu yılbaşını başbaşa, yalnız geçirdik. Küsmedik yalnızlığa, Edith Piaf'la dans edip, şarkılar söyledik; padam, padam, padam...

Çocuklarınızı kalsiyumsuz bırakmayın

Çocuklarınızı kalsiyumsuz bırakmayın
Hemen herkesin bildiği gibi kalsiyum, kemiklerin ana yapısında bulunan ve onların güçlü kalmasını sağlayan bir mineraldir. Ancak vücudunuzun her gün gereksinim duyduğu mineralin görevleri bunlarla sınırlı değildir.
Kalbinizin düzenli atması, kan pıhtılaşma sisteminizin düzenli işlemesi, sinirlerinizin sağlıklı çalışması ve kaslarınızın düzgün fonksiyon görmesi de kalsiyumun yardımıyla olur.
Sigara ve alkol
Düzenli kalsiyum alımı, kandaki kolesterol ve LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) düzeylerini de normal aralıklarda tutmaya yardımcı. Ayrıca, kan basıncının düzenlenmesinde, vücudun virüs ve bakterilere karşı direncinin artırılmasında, hatta kanser oluşumunun önlenmesinde de kalsiyumun rolü var. Besinlerle vücuda alınan kalsiyumun emilimini önleyen etkenler arasında sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi, çay-kahve ve kola gibi kafein içeren içecekler, yüksek oranda tuz ve fosfat alımı, düzensiz beslenme ve hayvansal protein bakımından zengin beslenme alışkanlığı yer alıyor. Lifli besinler de, mineralleri tutarak emilimlerini zorlaştırıyor.
Geleceği düşünün
Yaşamımızda kalsiyuma en fazla gereksinim duyduğumuz dönem, erken çocukluk dönemi ve 20 yaş öncesi. Çünkü çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, kemik yapımı, yıkımdan çok daha hızlı gerçekleşiyor. Bu nedenle, 4-8 yaş arası çocukların günde 800 mg, ergenlik çağındakilerin de günde 1300 mg kadar kalsiyum alması öneriliyor. Büyüme çağındaki çocuklarda kalsiyum yetersizliği olması durumunda, vücut kalsiyumu iskeletin tamamına dengeli bir biçimde dağıtmaya çalışıyor ve bunun sonucunda da, bütün kemikler zayıf yapılı ve güçsüz oluyor.Bu da, ileri yaşlarda kullanılacak olan kalsiyum depolarının daha baştan yetersiz gelişmesi anlamına geliyor.
Obezite kemik erimesi nedeni
Dünya nüfusunun 6'da 1'inde görülen obezite, vücutta gereğinden fazla yağ dokusu depolanması şeklinde tarif edilebilir. Obezite, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kolesterol, kalp krizi, beyin damarlarında tıkanıklık, solunum problemi, uyku ve moral bozukluğu, hormon dengesizliği, kanser, ayrıca menopozla beraber görülen osteoporoza zemin hazırlamaktadır.
Kalıtım da etkili
Yetersiz kalsiyum alımı, vitamin eksikliği (D ve C vit.), zayıflık, yeme davranışı bozuklukları, fiziksel aktivite yetersizliği, flor yetersizliği, tuz ve sodyumun fazla tüketimi, kafeinin ve fosforun fazla tüketimi, ırk, kalıtım, cinsiyet, östrojen eksikliği, sigara ve alkol kullanımı, yatağa bağımlı yaşam ve stres de diğer risk etmenleri arasındadır.
Ne yapmak lazım?
Günde 2 su bardağı light süt veya yoğurt tüketin, Güneş ışınlarını değerlendirin, yapamıyorsanız günde 400 İU 'D' vitamini alın, Protein, sodyum ve kafein tüketimini sınırlandırın, Beden Kitle İndeksinizi 20-25 arasında tutun, Her gün doktor kontrolünde en az yarım saat yürüyüş yapın. Emziren kadın daha avantajlı
Araştırmalar, emziren kadınların, emzirmeyenlere göre daha az kemik erimesi riski yaşadığını gösteriyor. Bu da, emzirme süresince kemiklerde görülen kalsiyum kaybının geçici olduğuna bir kanıt. Gebelik dönemi boyunca kalsiyum emiliminin artması (yüzde 25-30'dan yüzde 45-55'e yükseliyor) ve emzirme dönemi boyunca da idrarla atılan kalsiyum miktarının azalması, anneyi kemik kaybından koruyor.
Milliyet, Taylan Kümeli

Anne Adaylarına Öneriler

Anne Adaylarına Öneriler

Anne adayları ilaç kullanımı konusunda dikkatli olmanız gerektiğini akıllarından çıkarmamalılar. Doktor kontrolü dışında kullanılan ilaç kullanılması bebekte çeşitli organların yapılarındaki ya da fonksiyonlarındaki anormallikler, büyümenin gecikmesi veya davranışsal bozukluklar gibi çeşitli anomalilere yol açabilir. Ayrıca ilaçlar anne sütüne karışarak bebeğe geçebileceğinden ilaçlar bu dönemde yine doktor kontrolünde alınmalıdır.

Spor Hamilelik döneminde yürümenin, en ideal spor olduğu vurgulanıyor. Yürüyüş hem güneşten faydalanıp kemikleri güçlendirmek hem de ciğerlere temiz hava depolamak açısından önemli. Anne adaylarına, yürürken fazla zorlanmamaları, herhangi bir sinyalde yürüyüşe ara vermekte tereddüt edilmemesi öneriliyor. Ancak dengenin önemli olduğu jimnastik, dağcılık ve benzeri sporlardan kaçınılmalı. Rahmin büyümesine bağlı olarak vücudun ağırlık merkezi değişir ve dengenizi kaybedebilirsiniz. Çarpışma riski olan her spordan uzak durmalı.

Güneşlenme Çok dikkatli olarak, çok kısa süre ve koruyucu kremler kullanılarak güneşlenebilinir. Güneş ışınlarının derideki lekelenmeleri arttırdığı unutulmamalıdır.

Alkol ve Sigara Kullanımı Gebelikte kullanılan alkol, abortus(düşük), ölüdoğum, bebekte gelişme geriliği, çeşitli baş-yüz gelişim kusuları ve zeka geriliği gibi istenmeyen durumların oluşmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle gebeliğinizi planladığınız andan itibaren ve tüm gebelik boyunca alkol kullanımından kaçının. Sigara içen anne adaylarının çocuklarında anomali olma olasılıkları daha yüksek olduğundan sigara kullanımından da kaçınmak gerekir.

Beslenme Günlük öğün sayınızı en az beşe çıkarın Bol bol su için. Çünkü bu, kabızlık yaşamanızı önlemeye yardımcı olacak ve özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. Hamilelikte çinko ve vitamin alımı da önemlidir. Hamilelik döneminde alınan çinkonun bebeğin zeka gelişimini olumlu yönde etkilediği saptandı. Ayrıca yine hamilelelik döneminde demir alımı önemlidir.

Yolculuk Hamilelerin uzun yolculuklarda emniyet kemeri takmaları ve sık sık araçtan inerek yürüyüş yapmaları gerekiyor. Trafik kazalarından sonra hamile bayan kafa tramvası ve şoktan dolayı hayatlarını kaybedebiliyor, rahim yaralanması sonucunda da bebeklerin hayatlarını kaybedebiliyor

Anne Adayları Dikkat


Anne Adayları Dikkat
Hamilelik döneminde daha doğal içerikli bakım ürünleri kullanmaya özen gösterin. Ayrıca çillerinizin veya benlerinizin hamilelik döneminde koyulaşması ve olmayan lekelerin ortaya çıkması sizi şaşırtmasın; bunlar doğumdan sonra genellikle kaybolurlar.

Anne adaylarının saçlarında da bazı farklılıklar gözlemleniyor. Hamilelik döneminde saçlar daha yumuşak ve canlı oluyor. Bu durumun sebebi sadece hormonlardaki değişiklikler değil. Hamilelik döneminde tüketilen besin maddelerine dikkat edilmesi de saç sağlığı açısından büyük bir etkendir. Hamilelik döneminde yeni ruh halinize uyan ve pratik bir saç modeli kesimi uygulatabilirsiniz; bu, sizin zindeliğinizi arttıracaktır.
Bazı kadınlar doğumdan birkaç ay önce saçlarını değiştirmeye karar verir: Bunun sebebi; doğumdan sonra özel bakımlara zaman ayıramayacakları düşüncesidir. Hamilelik döneminde saç rengini değiştirmek; saçları boyatmak uzmanlar tarafından yanlış olarak kabul edilmiyor, çümkü piyasada bulunan saç boyaları ve akıcı boyalar birçok kez test ediliyor. Buna rağmen saçlarını boyatmaktan korkan anne adayları hazır kına setleri gibi naturel boyaları uygulayabilirler.

Hamilelik döneminde ayaklarınızı yukarı kaldırmaya özen gösterin. Ayrıca, ayaklardan başlayarak baldırlara doğru yapılan masajlar, ayaklarınızdaki yükü azaltmaya yardımcı olur. Damarlar, hamilelik döneminde yüksek performans gösteriyor, çünkü toplardamarlar kan dolaşımını hızlandırıyor. Bacakların ve ayakların, hamilelik dönemini daha rahat atlatrmnaları için nemlendirici kremle ovulmaları ve ayakların gün içinde sık sık yükseğe kaldırılarak dinlendirilmeleri gerekiyor.

30'undan sonra annelik

30'undan sonra annelik
Modern zamanların kadını hayatı için kararlar alırken geçmiş yıllarda yaşayan hemcinslerine göre oldukça farklı alanlara yöneliyor. Günümüzde fiziksel güç gerektiren işler haricinde, erkeklerle neredeyse her alanda rekabet içinde olan kadınlar, kariyer hedefleri için kimi zaman en doğal içgüdüleri olan anneliği bile ertelemeye kararverebiliyor.
Özellikle modern hayatın koşuşturmacasına kendini kaptıran şehirli kadın, bazen ekonomik bazen de kişisel hedefleri nedeniyle annelik planlarım geç yaşlara erteleyebi-liyor. Ayrıca, son yıllarda bir hayli ilerleyen tıp sayesinde, geç yaşlarda hamileliğin yol açtığı risklerin azaltılması, kadınların bu konuda daha kolay karar vermelerini sağlıyor.
Geç annelik
Kadınların doğurganlıklarını 30'lu yaşlarından itibaren kaybetmeye başlaması ve genç bir kadına kıyasla hamileliklerinde birçok risk faktörüyle karşı karşıya kalması, ileri yaşta gebeliğin yol açtığı sorunların basında geliyor. Fakat bu durum, ileri yaşlarda hamile kalmayı düşünen her kadının aynı tip sorunlarla karşılaşacağı anlamına da gelmiyor. Çünkü ileri yaşta hamileliğin taşıdığı riskler her şeyden önce, anne adayının yaşadığı sağlık sorunlarıyla bağlantılı.
Özellikle ilerleyen yaşla birlikte kadınlarda hipertansiyon ve diyabet gibi rahatsızlıkların daha sıkgörülmesi, geç yaşta hamileliği tehlikeye sokan faktörlerin en önemlileri arasında yer alıyor. Bu nedenle, hamileliğini 30'lu yaşlardan sonraya bırakan her kadının, hamile kalmaya karar vermeden önce mutlaka doktoruna danışarak hamileliği süresince ne tür sorunlarla karşı karşıya olduğunu öğrenmesi gerekiyor. Diyabet ya da hipertansiyon gibi herhangi kronik bir rahatsızlıktan şikayetçi olan anne adayının, doktor gözetiminde bu sorununu kontrol altına alması, hem kendi sağlığı hem de bebeğinin sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşıyor.
Çünkü ileri yaşlardaki hamileliklerde kronik hipertansiyon, erken gebeliklere göre ikiyle dört kat arasında daha fazla görülüyor ve bu durum anneyle bebeği açısından büyük tehlike taşıyor. Ayrıca, bir diğer tehlikeli olasılık da, kadının yaşı ilerledikçe doğacak bebeğin kromozom bozukluklarda dünyaya gelme ihtimali.
Kromozom bozukluklannın en önemlilerinden biri olan Down Sendromu'nun, özellikle ileri yaşlardaki gebeliklerde ortaya çıktığı araştırmalar sonucunda kanıtlanmış. Doğacak bebeğin zihinsel ya da bedensel özürlü olmasına yol açan Down Sendromu'nun, 25 yaşındaki bir anne adayının bebeğinde görülme şansı 1250'de bir iken, 35 yaşındaki bir annenin bebeğinde bu oran 378'de bire kadar yükseliyor. Artan bu risk faktörü nedeniyle çoğu doğum uzmanı 35 yaş üzerindeki anne adayım, bebeğinin bu tip bir kromozom bozukluğuna ne kadar maruz kalabilecegini öğrenmesi için hamileliğinden önce bir test yapmayı öneriyor. Yapılan test sonucunda, anne adayının hamileliğiyle birlikte hiçbir kromozom bozukluğu yaşamayacağı tespit edilirse anne ve bebeğinin sağlıklı bir hamilelik geçireceği belirleniyor.
Düşük tehlikesi
İleri yaşlarda hamile kalmayı planlayan kadınların karşılaşabilecekleri bir diğer sorun ise düşük tehlikesi. Her yaştaki anne adayı, hamileliğin özellikle ilk üç ayında düşük riskiyle karşı karşıya kalıyor. Öte yandan, ilerleyen yaşla beraber düşük ihtimali de doğru orantılı artıyor. 35 yaş üzerindeki anne adaylarında düşük tehlikesine, genç yaştaki hamileliklere göre dört kat daha fazla rastlanılıyor.
İleri yaşlarda ilk bebeğini dünyaya getirmeye hazırlanan anne adayları için doğum evreleri de farklı zorluklar taşıyor. Diyabet ve hipertansiyonun beraberinde getirdiği risk faktörlerinin yanı sıra plasentayla ilgili sorunlarda anne adayının hayatını tehlikeye atabilir. Özellikle Placenta previa olarak adlandırılan vakada, annenin çok kan kaybetmesi ihtimaline karşı doğum uzmanı sezaryen doğumu önerebiliyor.
Geç yaşlarda ilk doğumunu yaşayan anne adayları, bazen düşük kilolu ya da prematüre bir bebeğe de sahip olma olasılığını taşıyabiliyor. Doğumu tehlikeye sokan bu tür riskler, annenin artan yaşıyla ortaya çıkıyor. Fakat ileri yaştan daha önemli olan, hamilelikten önce beliren ve bu evre içinde devam eden kronik rahatsızlıklar. Doktor gözetiminde genellikle en aza indirilen bu tip riskler anne adayının da dikkat edeceği bazı noktalarla tamamen ortadan kaldırabilir:
• İleri yaşlarda yaşanan doğumlarda, bebekte görülebilecek bedensel, zihinsel ve genetik bozukluklara karşı gereksinim duyulan vitamin eksikliklerinin doktor gözetiminde giderilmesi.
• Anne adayının ve bebeğinin yaşayabileceği sorunlara karşı önlem almak için, hamilelik öncesinde ve hamilelik evresinde rutin check-up'lardan geçmek.
• Günlük beslenmede folik asit ihtiyacının karşılanması; yulaf, portakal suyu, lifli yeşil sebze gibi besin değeri yüksek yiyeceklerin tüketilmesi.
• Hamilelik süresince likör, bira, şarap gibi alkollü içeceklerden uzak durulması
• Sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak
• Doktor önermedikçe gelişigüzel ilaç kullanımından kaçınmak
Ruhsal açıdan hazırlık
Hamilelik süresince ileri yaştaki anne adayının beden sağlığı kadar, ruhsal durumu da bebek için büyük önem taşıyor. Yaşadığı hormonal değişikliklerden ötürü kendini zaman zaman kötü hissedebilen annenin bu durumu, baba adayının desteği ve anlayışıyla çözüm bulabiliyor. Ayrıca anne adayının hamile kalmaya karar vermeden önce bir bebek dünyaya getirmeyi gerçekten istedigini düşünmesi gerekiyor. Özellikle ileri yaşta ilk bebeklerine sahip olacak anne ve baba adayının hayatlarında büyük bir değişikliğe neden olacak bu olayı gözden geçirmeleri için kendilerine şu soruları sormalan gerekiyor.
• Çocuğun bakımını üstlenmek için fiziksel ve ruhsal koşullarınız uygun mu?
• Hamileliğiniz süresince size destek olabilecek yakınlarınız ya da arkadaşlarınız var mı?
•Ekonomik durumunuz yeni doğacak bebeğin gereksinmelerini karşılayabilecek mi?
• Sağlıklı besleniyor musunuz?
• Sigara ya da alkol kullamyorsanız bu alışkanlıklarınızı bırakabilecek misiniz?
• Bebek hayatınızda büyük bir değişikliğe neden olacak. Fedakarlık yapmaya hazır mısınız?
• Eğer yaşınız oldukça ilerlemişse başkalarının yapacağı yorumlara kendinizi hazır hissediyor musunuz?
Hamilelikte risk faktörleri
• Anne adayının yaşı. Anne ve baba arasındaki kan bağı
• Anne adayının geçirdiği rahatsızlıklar
• Ailede varolan genetik rahatsızlıklar
• Anne ve baba adayının kan gruplarının uyuşmazlığı
• Uyuşturucu madde kullanımı• Hamilelikte yaşanan ruhsal problemler
• Anne adayının kilosu

Çocuklarda İdrar Kaçırma

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı'nın düzenlediği ve ilk uluslararası çocuk idrar kaçırma derneği kurucusu Dr. J.D. Van Gool'ün de katıldığı 'Çocuklarda İdrar Kaçırma' konulu sempozyumda konuşan uzmanlar, aileleri uyardı. EÜ Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.İbrahim Ulman enürezisin hâlâ toplumda ayıp sayılarak saklandığını ve çoğu kez kendiliğinden geçmesinin beklendiğini, oysa sorunun yüzde 70'inin genetik olduğunu söyledi.
Prof. Ulman, beş yaşındaki çocukların yüzde 20'sinde görülen ve tedaviedilmediği takdirde erişkin yaşa kadar devam edebilen enürezisin altında yatan nedenleri, uyanma ve idrar kesesi sorunlarıyla geceleri salgılanması gereken idrar miktarını azaltan antidiüretik hormon azlığı olarak sıraladı.
Mesane kapasitesini artırıcı, gece uyanmayı sağlayan ve hormon eksikliğini gideren yöntemlerle sorunun halledilebildiğini söyleyen Prof. Dr. Ulman, gözlemlerine göre, uykuda idrar kaçıran çocukların, ailelerin tavrı nedeniyle davranış bozukluğu gösterdiklerini, sürekli sakladıkları bir sırla yaşamaya çalıştıklarını belirtti.
Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Avanoğlu da gündüz kaçırmalarının, son evrede böbrek kaybına kadar yol açabilen ciddi hastalıklara neden olacağı uyarısında bulundu. Dr. Van Gool da bütün ülkelerde aynı şekilde görülen sorunun, ailelerin artan ilgisi nedeniyle azalmaya başladığını vurguladı.

Çocuğunuz dikkatini toplayamıyor mu?

Çocuğunuz dikkatini toplayamıyor mu?
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilimdalı Başkanı Prof. Dr. Sefer Kumandaş, dikkat eksikliğinin çocukluk yaş grubunun önemli hastalıklarından olduğunu belirterek, bu hastalığın “hiperaktif çocuk sendromu” olarak da tanımlandığını kaydetti.

Hiperaktif çocukların zeka düzeyi normal olmasına rağmen öğrenme güçlüğü çektiklerini ifade eden Kumandaş, şunları söyledi: “Dikkat eksikliği olan çocuklarda saldırgan davranışlar, yerinde duramama, el hareketlerinde beceriksizlik, başladığı işi bitirememe, sınıfta öğretmeni dinlememe, aşırı ve gereksiz yere konuşma, eşyaları bozma, aşırı derecede unutkanlık, uyku bozukluğu gibi özellikler görülür. Çocukluk döneminde ortaya çıkan bu hastalık genelde okulda, öğretmenler tarafından tespit edilir. Dikkat eksikliği, okul çağındaki çocukların yüzde 3-5’inde görülmektedir.”

Sebepleri
Dikkat eksikliği olan çocuklarda tedaviden olumlu sonuç alınması için hastalığın erken tanınması gerektiğini vurgulayan Kumandaş, şunları anlattı: “Tam nedeni saptanamayan hastalığa, doğumda oksijensiz kalma, erken doğum, anne sütü almama gibi etkenler yol açabilmektedir. Hastalık ayrıca kalıtımsal olarak da geçebilmektedir. Çoğu zaman aileler çocuklarının özürlerini kabul etmemekte ve tedavi görmelerini engellemektedirler. Hastalık tedavi edilmediği zaman çocuklarda ruhsal ve sosyal bozukluklara yol açabilir.”
Prof. Dr. Kumandaş, anne ve babalardan, dikkat eksikliği olan çocuklarına net ve ödünsüz kurallar koymalarını, çocuğun ilgi çekmek için yapacağı tuhaf davranışlara izin vermemelerini önerdi.

Çocuklarınıza bağırmayın

Çocuklarınıza bağırmayın
Sık sık tekrarlanan bağırmalar, azarlamalar çocuğun belki de annesinden nefret etmesine neden olur. Eğer çocuğunuza bağırdıktan sonra hata yaptığınızı farkederseniz, hiç çekinmeden ondan özür dileyin.
Çocuklarına söz geçirememekten yakınmayan bir anne var mıdır? Küçük afacanlar, ayaklanıp dillenince, kendilerini dünyanın hakimi sanıp başta aile büyükleri olmak üzere çevrelerindeki herkese meydan okumak isterler. Yarının gençlerine iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı öğretmek için öncelikle sabır ve soğukkanlılık gerekli. Çocuklara disiplin uygularken hatalardan kaçınmalısınız. Hatalar neler mi? Onları Amerikalı Pedagog Tamara Elberlein sıralıyor.
Yetişkinleri çileden çıkarmayı bilirler
Çocuklar, yetişkinleri çileden çıkarmakta ustadırlar. Bazen öyle şeyler yaparlar ki, büyüklerin sabrı biranda tükenir ve avaz avaz bağırmaya başlarlar. Evet, hepimiz çocuklarımızın karşısında çaresiz kalınca, kurtuluşu bağırmakta buluyoruz. Ama hemen belirteyim, annenin bağırması, çocuğu istenmeyen hareketleri yapmaya yönlendirir. Siz ona bağırdıkça o da inatla, sizi kızdırmaya devam eder. Ve bu zıtlaşmadan o küçücük haliyle büyük zevk alır. Annesine meydan okumak, çocuğun kendine güvenini artırır.
Bazı anneler, çocuklarına bağırmak için fırsat kollarlar. Çocuklarının birer robot gibi büyüklerin istekleri doğrultusunda hareket etmelerini beklemek çok yanlıştır. Ama bu yanlışı annelerin büyük bir çoğunluğunun sık sık tekrarladıkları da bir gerçek.
Çocuğun oyuncaklarını toplamasını istemek için bile ona ‘Şu oyuncaklarını toplasana’ diye avaz avaz bağırmanın hiç bir anlamı yoktur. Çocuk bu bağırışlardan hem gizli gizli zevk alır, hem de içindeki isyan duygusu birden tetiklenir.
Çaresizlik yetişkinlere hata yaptırabilir
Peki ama anneler çocuklarına neden bağırıp dururlar? Uzmanlara göre, yetişkinler çocukların karşısında kendilerini çaresiz hissettikleri için bağırma yolunu seçiyorlar. Bu da yetişkinlerin kendilerini savunmak için seçtikleri bir yol. Ve tabii yanlış bir seçim. Çaresizlik öfkeyi yaratır, öfkenin dışa vurumu ise bağırmaktır. Bağırmakla bir sonuç elde edilemeyeceğini ise öfkelenen büyükler bir türlü kabul etmezler. Bağırışların dozu arttıkça, durum daha da kötüye gider.Bu arada bir noktaya değinmek istiyorum. Çocuklar istenmeyen, hoş olmayan bir hareket yaptıkları zaman genellikle yetişkinler bunların kendilerine karşı yapılmış bir hareket olduğunu düşünürler. Öfkelenip avaz avaz bağırmalarının en önemli nedeni de budur. Bir anda çocukla annesi birbiriyle savaşan iki düşman ordu kimliğine bürünür. Anne bağırarak savaşı kazanmak ister, çocuk bağırışlardan etkilenmediğini, zaferi kendisinin kazanacağını düşünerek, annesini kızdıran hareketi tekrarlamaya başlar.
Kötü alışkanlıklardan kurtulmak içinBağırıp çağırmanın hiç bir şeyi değiştirmediğini anlayan annenin, bu alışkanlığından vazgeçmesi mümkün mü? Elbette mümkün. Ama bir insan ‘bağırmayacağım’ deyip de, bu alışkanlığından hemen vazgeçemez ki. Karşı tarafta, kurnazca, istediğini yapmayı başaran bir afacan vardır. Onun karşısında yenik duruma düşmek de anneyi endişelendirir.
Çocuklara her fırsatta bağırmanın yanlış olduğunu anlayan bir anne, sabır, kararlılık ve denemeler sayesinde kendini değiştirebilir. Ama bunu bir gün içinde başarması elbette imkansızdır.
Her şeyden önce, annenin kendini iyi tanıması gerekir. Eğer düzenli olarak çocuğunuza sesinizi yükseltiyorsa, kendi hayatınızı gözden geçirin. Çocuğunuza gerçekten kızdığınız için mi bağırıyorsunuz, yoksa, başka sorunlarınızın acısını farkına varmadan çocuğunuzdan mı çıkarıyorsunuz? Annelerin çocuklarına bağırmalarının arkasında, annenin hayatındaki olumsuzluklar, sıkıntılar yatabilir. Şimdi sizin yapmanız gereken şey, çocuğunuza bağırdığınız zamanlar, içinde bulunduğunuz ruh halini saptamak.
Gerçekçi yaklaşım yeterli olur
Biliyorsunuz, çocuklar insanı bazen delirtirler. Ama durun hemen delirmeyin. Biraz da çocuğunuzun o hareketi neden yaptığını anlamaya çalışın. Olaya bir de çocuğunuzun gözleriyle bakmayı deneyin. Ve tabii, küçük afacanı iyi tanımaya da çalışmak zorundasınız. Çocuğun bazı hareketleri neden yaptığını anlamak o kadar da zor değil. Her çocuğun farklı bir kişiliğe sahip olacağını unutmayın. Çocuğunuzun davranışlarını gerçekçi bir gözle değerlendirin. Çocuğun neleri yapabileceğini neleri yapamayacağını bilirseniz, ona boş yere bağırmazsınız.
Neden öfkelisiniz
Çocuğu yüksek sesle azarlamak, ya da bağırarak bir şeyi yapmamasını söylemek çocuk üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Hele küçük yaştaki çocukları bu tür uygulamalar korkutabilir. Çocuğun kendine güveninin sarsılması, birden kendini çaresiz ve yalnız hissetmesi, onun sosyal bakımdan gelişmesine zarar verir. Sık sık tekrarlanan bağırmalar, azarlamalar, çocuğun annesine karşı kendini savunmaya çalışmasına ve de ondan belki de nefret etmesine neden olur.
Bir çocuğun annesinden nefret etmesi, onun yaşam boyu çevresindeki kişilere karşı düşmanca duygular beslemesine yol açabilir. Çocuk kendini korumak için bazı önlemler alacaktır. Örneğin annesi bağırmasın diye ona yalan söylemeyi akıl eder. Gerçekleri gizlemeye çalışır. Küçücük dünyasının kapılarını kapatıp, büyüklerini dünyalarına almamayı denerler. Çocuklarınıza bağırmaya başlarken, bunları iyice düşünün. Yaptığınız hatanın sonuçlarına katlanmayı göze alın. Ve tabii, hiçbir suçu olmayan çocuğun da sizin hatanız yüzünden sorunlar yaşamasına izin vermeyin.Eğer çocuğunuza bağırdıktan sonra hata yaptığınızı farkederseniz, hiç çekinmeden küçük afacandan özür dileyin. ‘Şu anda kendimi çok kötü hissediyorum. Önce kendimi toplayayım, sonra seninle güzel güzel konuşuruz’ şeklinde bir açıklama çok yararlı olur. Hem siz öfkenizi bastırırsınız, hem de çocuk önemsendiğini farkeder. Çocuk, kendisine değer verildiğini anladığı zaman, küçücük aklıyla kendine çeki düzen vermesi gerektiğini anlar.
Çocuğunuza bağırdığınız zaman, derin bir soluk alıp, ‘Ben neden öfkeliyim?’ sorusunu kendinize sorun. Vereceğiniz cevabın çocuğunuzla ilgisi olmadığını göreceksiniz.
 

Missing You Blogger Template