Tüm Babalara İthaf Olunur

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.
Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'
Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'
Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'
Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'
Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'
Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'
Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.
'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'
'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.' (İsra, 23)

Ozon Tedavisi ile Hastalıklardan Kurtulun

Memorial Suadiye Tıp Merkezi’nden Uz. Dr. Işın Ünay, “ Ozon tedavisi” hakkında bilgi verdi

Ozon, atmosferin bir kaynağı ve oksijenin yüksek enerjili halidir. Gökyüzünün mavi renginin kaynağı olan ozonun dünyadaki yaşam için ne denli önemli olduğu son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Dünya için bu kadar önemli olan ozon, tıp dünyasında da günden güne çok daha önemli bir yer edinmektedir. Ozon tedavisi ile kanserden diyabete, tansiyondan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır.

Kadınların ömrüne ömür katacak 6 besin kaynağı

ASM Suadiye Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Öcal Kuzum yaşam uzatan 6 süper gıdayı dengeli bir şekilde alan kadınların daha sağlıklı bir yaşam sürdürebileceğini söylüyor. Kuzum’a göre bu gıdalar düşük yağ oranına sahip yoğurt; somon ve sardalya gibi yağlı balıklar, fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller, domates, D vitamini kaynağı besinler, çilek, böğürtlen gibi meyveler.

Kadınlar için 6 süper gıda önerisi ve bunların faydaları
Düşük yağlı yoğurt

Henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, haftada üç ila beş kez tüketilen az yağlı yoğurdun kadınlarda göğüs kanseri riskini azalttığı yolunda görüşler var. Ayrıca uzmanlar yoğurtta bulunan faydalı bakterilerin (probiyotikler) insan sağlığına çok olumlu etkileri bulunuyor. Barsakları ve sindirim sistemini düzenliyor, rahatlatıyor. Ayrıca kadınlarda mide ülseri ve vajina enfeksiyonu risklerini azaltıyor.

Yağlı balıklar

Haftada iki üç kez yenebilecek bu balıklarda en yararlı unsur Omega-3 yağ asitleridir. Somon, sardalye vb. gibi balık çeşitleri, hücre zarını güçlendirdikleri gibi, kalp hastalığı, hipertansiyon, depresyon, eklem ağrısı gibi rahatsızlıklara karşı korunmaya katkıda bulunuyorlar.

Fasulye

Kadınların haftada en az üç dört kez yemelerinde büyük yarar olan fasulye protein ve lif açısından da son derece zengin bileşimleriyle, kalp krizi ve göğüs kanseri riskini azaltıyor. Ayrıca kadınlık hormonlarının dengeli ve istikrarlı olmasına katkıda bulunuyor. Uluslararası kanser araştırmalarına yer veren International Journal of Cancer adlı bilimsel makale dergisi araştırmacıların fasulye türlerinin ve mercimeğin göğüs kanserini önleyici etkileri olabileceğine dair bazı çalışmalar bulunduğunu duyuruyor.

Domates (diğer kırmızı meyveler: karpuz, kırmızı üzüm, kan portakalı)

Kadınların domates, kan portakalı ve karpuz gibi likopen zengini gıdaları haftada üç - beş kez tüketmeleri tavsiye ediliyor. Güçlü bir anti oksidan olan likopenin erkeklerde prostat kanseri riskini azalttığı gibi, kadınlarda da meme kanseri riskini azalttığını ortaya koyan yeni araştırmalar var.

D vitamini ile takviye edilmiş az yağlı süt veya portakal suyu

Kadınların günde belirli miktarlarda D vitaminine ihtiyacı bulunuyor. Kalsiyumun kemiklere faydalı olabilmesi için barsaklardan emilmesi gerekiyor. D vitamini alımı kadınlarda kalsiyum kaybı nedeniyle kemik kırılmalarına kadar olumsuz sonuçlara yol açabilen osteoporozun yanı sıra şeker hastalığı, multiple sclerosis (MS), göğüs, kolon ve yumurtalık kanseri risklerini de azaltıyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar D vitaminin barsak ve yumurtalık kanserini önleme potansiyeli olduğunu ortaya koydu.

Çilek, böğürtlen, kızılcık ve ahududu gibi meyveler

Aynı şarapta olduğu gibi anti kanserojen özelliklere sahip ve hücre onarıcı olduğu bilinen antokyan maddesini içerirler. Antokyanlar meme, mide ve bağırsak kanseri risklerini azaltan önemli antioksidanlar arasındadır. C vitamini ve folik asit açısından çok zengin olan bu meyveler, cildin yaşlanmaya karşı korunmasına da katkıda bulunuyorlar.

Aşk_ Memnu Kaldırılsınnnn :)

Aşk_ı Memnu kaldırılsın diye bir kampanya başlatacağım arkadaşlar. Çok fena tepemi attırıyor bu tip diziler. Dün akşam sezon finali yapmışlar; iyi halt etmişler. Yahu ne biçim sahneler vardı öyle. İnsanın acayip moralini bozuyor, çiftleri birbirinden soğutuyorlar. Olan var, olmayan var. Söyleyin bana kaçınızın erkek arkadaşının vücudu Kıvanç Tatlıtuğunki gibi (çiroz kızda güzel tabi ama adını bilmiyorum, öğrenmeye niyetim de yok:)) hangimiz birbirimize öyle bakışlar atıyoruz :)
Hadi ama yapmayın dürüst olalım biraz :) Seyrederken nefesimizi tuttuğumuz bu sahneler film bitince içimizi acıtıyor, iç geçirtiyor. Niye bizimde böyle aşklarımız yok diye hayıflanmıyor musunuz? veya niye benim beraberliğimde böyle bakışlar yok demiyormusunuz? Kaldırsınlar bu tip dizileri, kaldırsınlar şu zayıf kızları, kaldırsınlar kimin eli kimin cebinde belli değil senaryoları.

Hı bide ikinci olarak mesajlara geri dönmeyen tipleri kaldırsınlar dünya üzerinden :) bir arkadaşa mesaj attım 4 haftadır cvp verecek :) offf offf insan saygısız olmaya görsün

Sarışın ve puzzle

Sarışın bir fıstık erkek arkadaşını arar :
"Lütfen bir an önce buraya gelip de bana yardım eder misin !...
Bir puzzle aldım, ancak bir türlü yapamıyorum ve o kadar uğraşmama rağmen henüz başlayamadım bile"
Erkek arkadaşı sorar :
" Peki tamamlandığında ortaya ne çıkacak ?"
Sarışın:
" Kutudaki resime göre bunun bir horoz olması gerekiyor"
Erkek arkadaşı sonunda dayanamaz, eve gidip sarışına yardım etmeye karar verir.
Sarışın, erkek arkadaşına masanın üstünde dağılmış duran parçaları gösterir ,
" İşte hepsi burada. " der.
Erkek arkadaşı parçalara bakar,sonra kutuya bakar ve kıza döner :
" Öncelikle, ne yaparsak yapalım bu parçaları birleştirip bir horoz yapamayız".
Sonra kizin ellerini tutar ve devam eder,
" İkinci olarak, senin biraz rahatlamanı istiyorum. Hadi seninle birer kahve içelim ve sonra…" deyip, bir iç geçirir,
" ve sonra şu Corn Flakes'leri kutusuna geri koyalım."

Kilo Erkeği Daha Çabuk Öldürüyor


Obezite kadınlarda daha yaygın ancak obezite sonucu ortaya çıkan hastalıklar ve ölüm oranlarına bakıldığında erkeklerde durum çok daha vahim...”
Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla.
Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlığı sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor.
Bir kişinin obez olup olmaması karın bölgesinde, iç organları saran yağlanmanın en basit şekilde değerlendirilmesi bel çevresinin ölçülmesi ile mümkün. Erkeklerde 102 cm. üzeri, kadınlarda ise 88cm üzeri yüksek risk grubu olarak kabul ediliyor. Bir diğer ölçüm şekli de bel - kalça çevresi oranının alınması. Bu oran 0,85 üzerine çıktıkça riskin arttığı görülüyor.
Kadın ile erkek arasındaki farklar:
Toplum geneline bakıldığında kilo fazlalığı ve obezite kadınlarda daha yaygın. Oysa ki obezitenin doğurduğu kronik hastalıklar ve bunun sonucu gelişen kalp-damar hastalıkları ve ona bağlı ölümlere bakıldığında erkeklerde durumun daha kötü. Yağ dokusunun (adipoz dokusu) dağılımı bir kadın ile erkek arasındaki, ilk bakışta görülebilen en önemli farklardan biridir. Erkekler kilo aldıklarında yağlanma göbek tarafında olma eğiliminde iken, bu kadınlarda daha çok kalça, kol ve bacaklarda olur. Bu farka sebep olan şey ise Östrojen (kadınlık hormonu)’dur.
Östrojen eksikliği durumu olarak da tanımlanabilecek menopoz dönemiyle beraber, yağ dağılımındaki fark da ortadan kalkar. Kadınlarda da göbek etrafında yağlanmanın olduğu ve kol ve bacakların nispeten inceldiği görülür. Aynı şekilde menopoz dönemi kadınlar ile aynı yaş grubundaki erkekler arasında kalp-damar hastalıkları görülme sıklığı ve ona bağlı ölümlerin de eşitlenmeye başladığı görülür.
VKV Amerikan Hastanesi Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Uzmanı Dr. Tahir Haytoğlu, Obezite’ye karşı koymak için yapılması gerekenleri söyle ifade ediyor: “İlaç tedavisinden çok, elbette doğru beslenme ve sağlıklı bir yaşam tarzının erken yaşlarda benimsenmesi gerekir. Bu amaçla daha çocuk yaşta hareket etmek, egzersiz yapmak özendirilmeli, televizyon başında, bilgisayar başında çok uzun süre harcanmasından kaçınılmalı. Televizyon seyrederken yemek yeme, bir şeyler atıştırma gibi alışkanlıklar terk edilmeli, çocuklara bu alışkanlık hiç kazandırılmamalıdır.

Beslenme konusunda temel prensipler olarak öğün atlanmaması ve yiyecek gruplarının bilinerek her grupta “sağlıklı” olanların “daha az sağlıklı” olanlara tercih edilmesi gerekir. Kilo kontrolü, kişinin kilo alırken önlem almaya başlaması 20-30 kilo aldıktan sonra vermeye çalışmasından çok daha kolay bir yoldur. Kilo kontrolü için kişinin kendisini düzenli olarak tartması ve kendini kontrol etmesi gerekir. Beslenme alışkanlıklarında radikal değişimler içeren hızlı zayıflama diyetlerinden kaçınmak gerekir. Daha çok kalıcı yönde porsiyon kontrolü ve gereksiz kalorilerin kısıtlanma, besin değeri düşük ancak kalori değeri yüksek yiyeceklerin kısıtlanması daha etkili ve kalıcı bir önlem olacaktır.”

beslenme ve zeka



Beslenme tarzı ve zekâ düzeyi arasında güçlü bir ilişki olduğu uzun zamandan beri bilinmektedir. Günlük yaşantımızı sürdürebilmemiz ve hareketlerimizi koordine edebilmemiz de vazgeçilmez role sahip olan sinir sistemimizin de, besinler ile sağlanacak besin öğelerine ihtiyacı olduğu ve bazı mineral, vitamin veya diğer besin öğeleri yetersizliklerinde sinir sisteminin ve bilişsel performansın olumsuz etkilendiği bilinmektedir.
Beslenmemizde yer alan bazı öğelerin, sinir sistemi gelişiminde önemli rolleri olduğu bilinmektedir. Bu besin öğeleri ise, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar açısından önemlidir.
Zekâ üzerinde etkisi olan ilk besin öğesi, proteinlerdir. Proteinler, doku yapım ve onarımında kullanılmasının yanı sıra, proteinlerin yapıtaşları da sinir iletimi için gerekli olan maddelerin sentezinde kullanılırlar. Bu nedenlerle, proteinler sinir sistemi ve beyin gelişimi açısından son derece önemli rol oynarlar. Doğal protein kaynakları; et ve et ürünleri, yumurta, süt ürünleri, kuru baklagiller ve tahıl ürünleridir.
Zekâ üzerinde etkili olan ikinci önemli grup ise yağlardır. Yağlar içinde yer alan yağ asitleri birbirinden farklı işlevlere sahiptir. Sıkça adını duyduğunuz omega-3 yağ asitlerinin göz ve beyin gelişimi açısından önemi büyüktür. Bunun yanı sıra, yetişkin beslenmesinde sınırlı tüketimi önerilen doymuş yağ asitleri de, çocuğun bilişsel gelişimi açısından önemlidir. Bu nedenle, bireyler gelişimini tamamlayana kadar yağı azaltılmış süt ürünleri yerine, tam yağlı süt ürünlerini tercih etmelidirler.
Diğer önemli bir grupsa, vitamin ve minerallerdir.A vitamini, tiamin, riboflavin, B6, B12 gibi vitaminlerin ve demir, çinko, iyot gibi minerallerin zekâ gelişiminde ve sinir sistemi üzerinde önemli rollere sahip olduğu bilinmektedir.
A vitamini, omurilik oluşumunda görev almaktadır. Yetersizliği sonucunda, bebeklik çağında omurilik ile ilgili sorunlar oluşabilir. A vitamininin en iyi kaynakları, karaciğer, balık ve süttür. Bebeklik döneminde ise en iyi A vitamini kaynağı anne sütüdür. Tiamin, B kompleks vitaminleri arasında yer alan ve B1 vitamini olarak bilinen vitamindir. Enerji metabolizması açısından sahip olduğu önemli işlevler göz önüne alınırsa, sinir sistemi açısından da çok önemli olduğu görülebilir. Yetersizliğinde, doğumsal büyüme geriliği ve sakatlıklar meydana gelebilir. Tiaminin en iyi kaynakları, tam tahıl ürünleridir. Bebekler içinse, anne sütü en iyi kaynaktır. Riboflavin de B kompleks vitaminlerinden olup, omurilik oluşumunda ve sinir hücrelerini koruyan yağlı yapının –miyelin- oluşumu için gereklidir ve en iyi doğal riboflavin kaynakları, süt ve süt ürünleridir. B6 vitamini, beyinde sinir iletimini sağlayan maddelerin sentezinde rol alan bir vitamindir ve yetersizliğinde bu maddelerde eksiklikler oluşabilir. B12 vitamini eksikliğinde ise, omurilikte ağır sakatlıklar oluşabilir. Bu vitaminin kaynakları, hayvansal besinlerdir ve hiçbir bitkisel besin B12 vitamini içermemektedir.
Demir minerali, beyin ve sinir sistemi açısından çok önemlidir. Çünkü bu mineral, beyinde yer alan beyaz maddede yüksek yoğunlukta bulunmaktadır. Demir yetersizliğinde, bireylerde konsantrasyon bozukluğu ve dikkatsizlik görülür. En iyi kaynağı kırmızı ettir. Diğer kaynakları ise, etler, kuru baklagil, pekmez, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Portakal ve çilekte demir kaynağı sayılmaktadır.
İyot minerali, sinir sistemi açısından çok önemlidir. Çünkü iyot yetersizliği olan gebelerin çocuklarında zekâ geriliği görülme riski çok yüksektir. Bebeğin beyin gelişiminin, gebeliğin ilk üç ayında büyük bir kısmı tamamlandığından dolayı da, bu süreden sonra uygulanan tedavinin veya yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesinin bir anlamı yoktur. Zekâ geriliğinin yanı sıra, iyot yetersizliği düşük ve ölü doğumlarla da ilişkilidir. İyodun en iyi kaynakları, deniz ürünleri ve iyotlu tuzdur. İyotlu tuzun iyot içeriğinin zarar görmemesi için, karanlık ve serin bir ortamda ışık geçirmez şişelerde veya kutularda saklanması gerekir.
Çinko, beyinde yer alan beyaz ve gri maddede bulunduğundan ötürü sinir sistemi için önemlidir. Yetersizliğinde, beyin gelişiminde gerilik oluşabilir. Çinkonun en iyi kaynakları, et ürünleri ve deniz ürünleridir. Anne sütünün çinko içeriği yüksek olduğundan dolayı bebekler için iyi bir kaynaktır.

Neden Aşeriyoruz



Hamilelikte kadınların aşermesi hepimizin bir şekilde duyduğu bir konudur.
Gerçekte ise, bazı kadınlar bu durumu yaşarken, bazıları yaşamaz. Beslenme uzmanları aşerme`nin, gıdanın kendisine değil, vücutta yarattığı etkiye yönelik olduğunu söylüyorlar. Ayrıca, beslenme şeklinizdeki bir dengesizlikten de ortaya çıkabiliyor. Örneğin tahıl açısından zengin bir diyetle besleniyorsanız, yağ ve tatlılara karşı aşırı bir arzu duymaya başlayabilirsiniz; ya da protein açısından zengin bir beslenme şekli, gene şeker yeme istediğini, bol şeker tüketimi de, tuzlu yeme arzusunu artırabilir.

Pek çok kadın, hamilelik esnasında tat ve koku alma duyularında değişiklik gözlemler. Örneğin, bazı kadınlar hamileliğin ilk safhalarında ağızlarında metalik bir tat olduğundan bahsedebilir. Bu türden değişiklikler de, bazı besinlere duyulan isteği ve diğerlerine duyulan isteksizliği açıklayabilir.

Aşerme, bazı kadınlarda duyguların bilinç seviyesindeki, ya da bilinç altındaki karşılığı şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin çocukluğunuzda sevdiğiniz bir şeyi yemek isteyebilir, ya da din veya kültürünüzle özel bir bağlantısı olan bir besini tüketmek isteyebilirsiniz. Özellikle de hala aynı çevrede yaşıyorsanız. Alışılagelmedik gıdaları arzulamanız, hamile olmak gibi özel bir duruma dikkat çekmek için kullandığınız size özel bir yol olabilir.

Hamilelik sırasında, aşerme`nin aksi bir durum da meydana gelebilir. Yani kahve ve alkol, ya da kızartma gibi bazı yiyecek ve içeceklere karşı isteksizlik oluşabilir. Bu, çoğunlukla mide bulantıları sebebiyle olur.
Tüm bunların yanı sıra ortaya çıkabilecek bir diğer durum da tıpta pika olarak adlandırılmaktadır.
Pika, yenilebilir olmayan, sabun, macun, toprak gibi maddeleri yeme arzusudur.
Gebelik esnasında yaşanan aşerme durumu bazen etik problemlere de sebep olabilir. Örneğin pek çok
vejetaryen kadında ete olan isteğin arttığı gözlemlenmiştir. Hamilelikte vücudun proteine olan ihtiyacı artar. Belki de bu nedenle bu tür bir arzu, vücudun gönderdiği bir mesaj olarak algılanabilir. Buna cevap olarak bazı kadınlar sadece hamilelik boyunca da olsa et yemeye başlarken, bazıları da balık ve baklagillerle bu açığı kapamaya çalışırlar. Daha çok yumurta ve peynir yiyip, süt içmek de aldığınız proteini artırmanın iyi bir yoludur.

Aşerme`den bahsederken, çikolatadan bahsetmemek olmaz. Hamilelikte çokça arzulanan çikolata, vücutta karmaşık biyokimyasal tepkimelere sebep olabilir. Çikolata, özellikle de bitter çikolata, zengin bir magnezyum ve demir kaynağıdır. Bu nedenle, eğer canınız çikolata çekiyorsa, bu hafif bir kansızlığın belirtisi olabilir. Bu mineralleri içeren daha tatlı gıdalar, magnezyum için hurma, incir, yemişler; demir için de kırmızı et, yumurta, fasulye ve yulaftır.

Çikolata yemek, beyinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan kimyasalların salgılanmasını sağlar. Ayrıca bir anda şeker yüklemesi de yaptığından, kendinizi yorgun ve depresif hissediyorsanız, kısa zamanda daha iyi hissetmenizi sağlar. Ancak çoğu çikolatada fazlaca katkı maddesi bulunduğundan, organik çikolatayı tercih etmek, ya da daha sağlıklı bir alternatif bulmak iyi olabilir.

Kendinizi iyi hissetmek için yapabileceğiniz bir diğer şey de, düzenli egzersiz ve rahatlama teknikleridir. Ayrıca, depresyondaysanız bir terapiste de başvurabilirsiniz. Probleminiz aşermek değil de, bazı besinlere isteksizlik duymak olabilir. Beslenme planınız pek çok farklı besini içereceğinden, bu çok büyük bir problem yaratmayacaktır. Ancak eğer beslenmeniz açısından değerli besleyenler içeren bir gıdaya karşı isteksizlik duyarsanız, bunun yerini alabilecek başka bir gıda bulmaya çalışın. Böylece herhangi bir vitamin ve mineral eksikliği söz konusu olmaz.

Aşerdiğinizde, arzu duyduğunuz gıdayı yemekte sakınca yoktur. Ancak önemli olan bunu abartmamaktır. Eğer tek bir besinden bol miktarda tüketirseniz, muhtemelen diğer yemeniz gerekenleri yemiyorsunuz demektir. Bu da, zaman içerisinde ihtiyacınız olan besleyenleri alamamanıza sebep olabilir. Bir hafta kadar bir beslenme günlüğü tutup, ne kadar dengeli beslendiğinizi inceleyin. Eğer diyetiniz yetersizse, doktorunuza danışın.

Eğer aslında yenmeyecek şeylere karşı bir ilgi görürseniz, bunları yeme isteğinizi bastırmaya çalışın ve kendinizi yenebilir bir besinle ödüllendirin. Kendinize pika durumunun geçeceğini ve endişelenmemeniz gerektiğini söyleyin. Ancak bu durumun sizi iyice rahatsız ettiğini hissederseniz, o zaman doktorunuza danışın. Bazen pika, altta yatan başka bir fiziksel ya da akli rahatsızlığın göstergesi olabilir.

Alerjisi Olan Dostlarımıza


Bahar aylarında özellikle bitkilerin polen yapımı artıyor. Rüzgarlı havalarda polenlerin çok geniş alanlara dağılarak uçuşmasıyla bunlara karşı duyarlılığı olan kişilerin polenlerle karşılaşma olasılığı artıyor ve hastalıkların tetiklenmesi söz konusu oluyor.
Özellikle yağışların arttığı dönemlerde ise evdeki rutubet ve tozlar allerjiyi tetikliyor. Evde allerjiye neden olan “mite” dediğimiz küçük canlıların üreme koşulları kolaylaşıyor. Karanlık ve rutubetli köşelerde özellikle tozların arasında daha kolay çoğalabiliyorlar.

Bazı kişilerde kaşıntılı cilt döküntüleri, bazen çok hapşırma, burun akıntısı bazen de öksürük, nefes darlığı olabiliyor. Bazı kişilerde bütün belirtiler aynı anda görülebiliyor. Hapşırma, burun veya geniz akıntısı daha çok allerjik nezlenin belirtileridir ve özellikle ilkbahar, sonbahar gibi aylarda yoğunlaşıp yıl boyunca devam edebiliyor. Bunlar dışında uyarıcı allerjenlerle karşılaşıldığında öksürük nöbetleri veya nefes darlığı atakları gibi bir astım tablosuyla da gelenler oluyor. Teşhis için pek çok yöntemimiz var. Öncelikle kişide gerçekten allerjik bir durum var mı, yok mu onun tespitine yönelik tetkikler örneğin cilt testleri yapıyoruz. Kişinin ev tozuna mı, çimene mi veya ev hayvanına mı allerjisi var, bunu anlamaya çalışıyoruz. Toplumda en sık allerji yaptığı görülen ortalama 20 ya da 30 tane allerjen cilt üzerine damlatılıp, belirli bir süre beklenerek duyarlılık değerlendiriliyor. Bu testin ardından ayrıntılı bir muayene ve astım şüphesi açısından solunum fonksiyon testleri yapıyoruz. Bu tetkiklerden sonra da kesin teşhisimizi koyarak tedaviye geçiyoruz.

Allerjenden uzak durulmalı

Tabii ki her şeyden yüzde yüz korunmak mümkün değildir ama mümkün olduğu kadar kaçınmak önemli. Sadece ilaçlara güvenip, ısrarla allerjenle yüz yüze kalmak hastalığı tetikleyebilir. Örneğin kediye allerjisi olan bir kişi için ideali evde kedi olmamasıdır ama bu mümkün değilse evinde kedi varsa mutlaka aşırı temastan kaçınması ve evin sürekli tüy ve tozlardan arındırılması gerekir. Ya da çayırlara karşı allerjisi olan biri polen mevsiminde bundan kaçamayacaktır ama en azından daha az dışarı çıkması, evde ya da arabada camları açmaması küçük bir önlem olabilir. Allerjik kişilerin evlerinde ise uzun tüylü halılar, çok tüylü oyuncaklardan uzak durulmalı ve evleri olabildiği kadar sade olmalıdır. Az eşya, az halı olan evlerde açıkta kalan yerlerin cilalı parke veya taş olması idealdir. Özel filtreli elektrikli süpürgeler evdeki allerjenlerden korunmakta yarar sağlayabilir. Yorganların, yastıkların yün olmamasını, kılıflarının ve kendilerinin yıkanabilir tarzda olmasını, düzenli aralıklarla sıcak suyla yıkanmasını; ev içi nemin de mümkünse yüzde ellinin altında tutulmasını öneriyoruz.

Doç. Dr. Sevda Özdoğan
Göğüs Hastalıkları Uzmanı
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi

HAMİLELİKTE BESLENME NASIL OLMALI?


Hamilelikte düzenli ve dengeli beslenme anne ile bebeğin sağlığı açısından büyük önem taşır. Anne adayının hamileliği süresince fast food, dondurulmuş hazır yiyecekler, gazlı içecekler ve hazır eriştelerin tüketiminden kaçınması gerekir.

Hamilelikte Neler Yenilebilir?

Soya sütü: Tercihe göre çikolatalı, sade ya da vanilyalı olabilir. Bir kutu küçük soya sütünü her zaman çantanızda bulundurun. Böylelikle hamilelik sırasında ihtiyacınız olan günlük kalsiyum ve D vitamini ihtiyacınızı kolaylıkla karşılayabilirsiniz.

Bir avuç kuru üzüm:
Atıştırma ihtiyacınızı da giderecek kuru üzüm, günlük almanız gereken demirin dörtte birini ve protein miktarının da bir kısmını karşılar.

Yoğurt: Kaçınılmaz, hafif, doyurucu...Günlük kalsiyum ihtiyacınızın %25'ini karşılayan bu lezzetli süt ürünü; protein, çeşitli vitamin ve mineraller açısından da besleyicidir.

Hazırlanması kolay tahıl gevrekleri: Hazırları da bulunan müslileri yulaf ezmesi, kuru meyveler ve badem kullanarak kendiniz de hazırlayabilirsiniz.

İyice yıkanmış salata: Dışarıda olduğunuz zamanlarda kafe ve restoranların birbirinden lezzetli salatalarıyla kendinizi ve büyümekte olan bebeğinizi şımartın.

Havuç dilimleri: İnce ince doğrayacağınız havuçları, limonlu sos eşliğinde veya yoğurtla günün her vaktinde yiyebilirsiniz. Karnıbahar, brokoli ve ıspanak gibi sebzeleri akşam yemeğine saklayın.

Az yağlı dil peyniri: Yağ oranı düşük, aynı zamanda lezzetli ve besleyici...

Portakal suyu: Günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını bol bol portakal suyu içerek karşılamış olursunuz. Aynı zamanda kalsiyum ihtiyacınızın da %15'i portakal suyuyla karşılanmaktadır.

Mısır gevrekleri: Ama bunların şeker kaplı olanlarından kaçının, doğal olanlarını tercih edin. İçinizin ezildiğini hissettiğiniz anlar için, bir dakika içinde hazırlayıp tadını çıkarabilirsiniz.

Az yağlı peynir çeşitleri: Günlük protein ve kalsiyum ihtiyacınızı karşıladığınızdan emin olun.

Kaçınılması Gereken Yiyecekler:

Marketlerde satılan hazır erişteler: Yağ ve tuz oranları yüksek olduğu için kaçının.

Gazlı İçecekle
r: Midenizi kalorisiz sıvılarla doldurduğunuzda, besleyici içeceklere yer kalmayacaktır. Bunun yerine az yağlı süt ve meyve suyu içmeyi tercih edin.

Hazır yiyecekler: Bu yiyeceklerin fast food'dan daha iyi olduğu kesin ama içerdikleri koruyucu maddeler yüzünden kaçınılması gerekenler arasında.

Dondurulmuş hazır yiyecekler
: Bunlarda yağ ve tuz oranı çok yüksektir. Bunun yerine fırına atacağınız bir patatesi, eritilmiş peynir eşliğinde yiyebilirsiniz.

Göbek salata: Canınız salata çektiğinde daha besleyici olan marulu tercih edin

Güzel Cildin Sırrı Belli Oldu



Güzel bir cildin sırrının kozmetik ürünlerde değil, yenilen gıdalarda saklı olduğu belirtildi. Uzmanlar, sürekli kozmetik kullanmanın cildi erken yaşlandırdığını belirterek, daimi bir cilt sağlığı için alınan gıdaların çok önemli olduğunu vurguladı.

Cilt hastalıkları uzmanı Didem Yavuz, bugün kadın ve erkek herkesin güzel ve sağlıklı bir cilde sahip olmak istediğini ve bu yönde arayış içinde olduğunu söyledi.

Bu yönde çare olarak öncelikle kozmetik ürünlerin akla geldiğini dile getiren Yavuz, ancak bunun daimi bir cilt güzelliği sağlamadığını, ayrıca kalitesiz kozmetik ürünlerin birçok cilt problemini beraberinde getirdiğini vurguladı.
"Cilt içimizin aynasıdır, ne yer içersek cildimiz bundan etkilenir." diyen Yavuz, öncelikle cilt güzelliği için sigara ve alkolden uzak durulması gerektiğini kaydetti. Bu iki zararlı maddenin ciltte erken yaşlanma, solgunluk, kararma ve kansere sebep olduğunu ifade eden Yavuz, sağlıklı ürünlerden dengeli beslenmenin cildin yaşam kaynağı olduğunu dile getirdi.

Meyve, sebze ve hayvansal gıdaların dengeli olarak tüketilmesinin bedeni zinde tutacağını ve erken yaşlanmayı engelleyerek derinin daha parlak ve canlı görüneceğini anlatan Yavuz, "Hepimiz tanık olmuşuzdur. Kırsal kesimde sağlıklı beslenen ve hiçbir kozmetik ürünleri kullanmayan kadınların ne kadar duru bir güzellik ve temiz bir cilde sahip olduğunu görürüz. Onlara imreniriz. İşte bu sağlıklı ve doğal beslenmeden kaynaklanan bir durumdur. " diye konuştu.

Bütün meyve ve sebzelerin cilt üzerinde olumlu etkileri olduğunu ve mutlaka tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Yavuz, birkaç örneği şöyle sıraladı: "Yazın yaş, kışın kurusu yenebilen kayısı cilde çok büyük fayda verir. Maydonoz, marul, kırmızı şeker pancarı, nohut ve suyu karaciğeri temizler. Karaciğerin iyi çalışması deriye parlaklık ve güzellik verir. Ayrıca mevsim itibariyle tezgâhlara çıkmaya başlayan meyveler. Bu vücudun direncini artırır, zinde görünmeyi sağlar dolayısıyla bu zindelik deriden belli olur."

HAYVANLARDAN GELEN ŞİFA


Sağlıklı yaşam reçeteleri adı altında hayatımıza otlardan sonra hayvanlar da girdi. Karınca yumurtası yağından salyangoz salgısına, yılan yağından köpek balığı kıkırdağına kadar pekçok hayvansal ürün hastalıkların tedavisinde ve kozmetik sektöründe kullanılıyor.
İşte size fitoterapist Dr. Elif Güveloğlu’ndan şifa kaynağı hayvansal ürünler.

KARINCA YUMURTASI YAĞI: İran kökenlidir. Osmanlı döneminde harem cariyelerince ve Uzakdoğu kadınlarınca yaygın olarak kullanılmıştır. Vücut tüylerini azaltmakta kullanılır, tüyler alındıktan sonra uygulanmaktadır.

DEVE SÜTÜ: Mısır kraliçesi Kleopatra'nın her gün deve sütü ile yıkandığı efsanesini hemen herkes duymuştur. Moritanyalı hanımlar da geleneksel olarak cilt güzellikleri için deve sütü içerler. Geleneksel tıpta yüzyıllardır diyabet tedavisinde kullanılmıştır. Afrika'da AİDS'li hastalara içirilir.

KÖPEKBALIĞI KARACİĞER YAĞI: Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçinde bulunan squalene maddesi, tümör gelişimini ve büyümesini engeller. Bakteri, virüs ve kanser hücrelerini yok eden akyuvar türünün sayısını artırır, dolayısıyla kemoterapi alan kanser hastalarına destek tedavisi olarak önerilir.

KÖPEKBALIĞI KIKIRDAĞI: Köpekbalıklarının kıkırdaklarından kurutma ve dondurma yöntemiyle elde edilir. Yüksek oranda protein, kalsiyum, sodyum, fosfor ve kondroitin sülfat denilen en önemli kıkırdak bileşenini içerir. Birçok eklem hastalığında, eklem romatizmasında, osteoporozda etkilidir. Yaraları iyileştirir. Egzema ve sedefe iyi gelir.

YILAN YAĞI: Geleneksel Çin tıbbı ilaçlarındandır. Yılanlardan elde edilir. Anti-enflamatuar ve ağrı giderici etkileri vardır. En sık kullanım alanı Romatoid Artrit, eklem romatizması gibi eklem rahatsızlıklarıdır. Saç dökülmelerinde ve saçkıranda tarih boyunca kullanılmışlığı vardır. Saç diplerinde uyarıcı ve kan dolaşımını artırıcı etkisiyle fayda sağlar ve saç dökülmesini önleyip, dökülenlerin yerine yenisini çıkarır..

SALYANGOZ SALGISI KREMİ: Kendine has salgısı ile boyundan büyük işler yapar. Bu salgıların hücre yenileyici özelliği bulunmakta. Ayrıca bu salgılar ölü cildin atılmasına yardımcı olur. Bazı önemli antioksidan maddeleri de bünyesinde barındırır. Cilt yaşlanmasını geciktirici etkileri vardır.


DEVE KUŞU YAĞI : Eklem ve romatizmal ağrılarda etkilidir. Dizlerdeki, bileklerdeki ve omuzlardaki ağrılar için kullanılır. Yataktan kalktıktan sonraki ağrılarda da kullanılır. Amerikan NBA Basketbol Liginin resmi ağrı kesicisidir.

ARI SÜTÜ: Parkinson ve Alzheimer hastalıklarının ilerlemesini geciktirici etkileri mevcut. Yaşlanmayı geciktirir, bağışıklık sistemini güçlendirir, mikrobik hastalıklardan korur. Yara, yanık ve kırık iyileşmesini hızlandırır. Hücre yenilenmesini hızlandırır. Kronik yorgunluk sendromu ve strese karşı mücadelede çok önemlidir.

SÜLÜK TEDAVİSİ (HİRUDOTERAPİ): Babilli ve Mısırlı hekimler, ünlü hekimlerden Galen ve İbni Sina’nın da sülük tedavisi uyguladığına dair yazıtlar vardır. Almanya’da birçok hirudoterapi kliniği mevcuttur. Sülükler, ağrı kesici ve kuvvetli antioksidan içeren maddeler salgılarlar. Varis, hemoroid, damar tıkanıklıkları, eklem ve cilt hastalıklarında kullanılır.

Mucize yiyecek: MAYDANOZ



Maydanozun yaprakları uçucu yağlar, protein, klorofil ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker, müsilaj ve glikozit içerir.
Yaprakları A, C ve K vitaminleri, demir, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengin olan maydanozun bir tutamı günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar.

Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarının kandaki alyuvar sayısını arttırarak böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder.
Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirilmesinde etkilidir. İnce bağırsaktaki peristaltik hareketleri arttırır.

Mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini önler.
Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar, kanı temizler.
Kansızlık, mesane iltihaplanması, kum, romatizma, böbrek taşı, tansiyon ve damar sertliğine karşı etkilidir.

Maydanozun yapraklarının idrar söktürücü olarak kullanılır.

İltihaplı yaraların iyileşmesine yardım eder.
Bazı çalışmalarda adet sancılarının azaltılmasında da etkili olduğu görülür.
Maydanoz C, E vitamini, B grubu vitaminlerden folik asit, A vitamininin öncüsü karotenoidlerden çok zengindir.
Demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerden de zengindir.
Karaciğer hastalıklarına, sarılığa, egzamalara, selülite, romatizmaya, gut hastalığına ve idrar yolları taşlarına karşı tüketilmelidir.

Tepreş Hatırası

Pazar günü Kırım Tatarlarının toplanıp anılarının kültürlerinin depreştirilmesi manasına gelen "Tepreş" etkinliğine gittim. Açılış; milli marşlar ve şu an Kırımdaki tatarların topraklarını ve haklarını alma mücadelelerinin anlatılığı kısa konuşmalar ve sponsorlara teşekkürlerle başladı. Kocaeli, Tekirdağ, Bursa ve İstanbul'daki Derneklerin Kırım tatarlarını bir araya getirmeye çalıştıkları Trakya pikniği gibi birşeydi. Tekirdağ'daki Büyük Yoncalı köyünün mesire alanında yapıldı. Kırım halk sanatçıları sürekli tatarca şarkılar söyledi. (ki bu 8saat boyunca yüksek sesle yapıldığı için bir süre sonra işkenceye dönüştü) Danslar edildi. Yerel yemekler sergilendi, satıldı (biz almadık çünkü laf aramızda annem dahaiyisini yapar:)). Çok güzel ve benim gibi ana kimliğine uzak büyümüş kişiler için yararlı bir etkinlikti. Emeği geçen herkese teşekkürler
Çoktandır değinmek istediğim bir konu vardı.
İnsanlar neden bir daha yeşermeyeceğini, çiçek açmıyacağını bildikleri dalları kesip atmazlar. Bir küsüp bir barışan çiftlerden bahsediyorum. Neden insanlar sırf bazen gölge ediyor beni rahatlatıyor diye kurumuş dalları kesip atmazlar ki.. O dalların asıl görevi yeşermek, meyve vermek ve bu şekilde asıl doygunluğu sağlamak değilmidir? Aslında onları anlıyorum; insan bazen elini kaldırmak istemez, susadığı halde su almak istemez değil ki yeni birinin peşinden koşsun. İkna turları, konuşmalar, tanımaya, anlamaya çalışmak; evet biliyorum epey zor. Seni sevdiğini bildiğin için, güvendiğin için, belki evini veya seni toparladığı için değer mi 6 kere küsüp 7. kez barışmaya.. Artık o ilişkinin heyecanı kalmadı ki, kendinizi kandırmayın. o dal birdaha asla çiçek açmayacak. Üstüne her kavgada daha da kırılacaktır dal; ve birgün hakkaten tutunmak istediğin bir anda kopuverecek. Bilirsiniz her kavgada bir sonraki kavga için daha fazla cephaneniz olur :) çünkü karşı tarafın attığı mermileri de artık senindir, kullanabilirsin:)

Siz bilirsiniz arkadaşlar; ben sağlam bir bahar temizliği yaptım. Yeşermeyecek tüm numaraları sildim defterimden. Hurdacımıyım ben alooooooo. Hadi gözleri bilye gibi parlayan bey; sizde bırakın o kuruyup kalmış ilişkiyi, siz saçlarını uzatmış bayan gönderin artık sizi kalbinin kulesine hapsetmiş kıskanç erkeği.. Bilmezmisiniz ki eski kurumuş dalları budamazsanız yenileri patlak vermez, yeşermez :) Budamak acımasızca gelebilir insana ama iyidir, sağlıklıdır.

Unutmayın piyango çıkmasının ilk şartı durumunuzun farkına varıp piyango bileti almayı istemektir. Sonra? Sonra yerinizden rahat koltuğunuzdan kalkıp bilet almaya gitmeniz gerekiyor. Bileti almak için para harcamanız :) çıksın diye heyecanlanmanız :) arada bir bilete bakmanız :) onu güvende tutmanız :) sabırla beklemeniz :) günü geldiğinde sizin olup olmadığını anlamak için kontrol etmeniz :) sizinse yine emek harcayıp sahip olmanız gerekmekte :) Tüm bunları yaptığınız halde sizin olmadı mı? Eee o zaman başka bileti deneyin :) Mutsuz ama çoğunlukla huzurlu koltuğunuzda oturarak, aynı tesbihi çekerek daha iyiyim derseniz yine de siz bilirsiniz arkadaşlar.. Ama o zaman şikayet etmeyinnnn ve neden mutlu değilin diye sızlanmayın lütfen.. ve diğer biletlere bakıp keşke benim olsa diye iç de geçirmeyin... öpüyorum hepinizi

Benden Haberler

Bir buçuk aydır Bakırköy'de bir kursa gidiyorum. Biçki dikiş değilllll. Web tasarım kursu. Oldukça zor ama bir okadar da tatmin edici bir olay. Bir arkadaşın dediği gibi "ha eline fırça alıp resim yapmışsın; ha web sitesi yapmışsın" Gerçi sitesini yaptığım şirketin yönlendirmesi olacak elbette ama bende kendimi zenginlere yada padişahlara para karşılığı resim yapan ressamlar gibi hissederim olur biter :))) Ve mutlaka biryerlerine kendimden birşeyler katabilirim diye düşünüyorum. Neyse bu kurs bitince tekrarına gidicem çünkü tekrarlar bedava :) şaka bir tarafa pekiştirmek, eksiksiz olmak istiyorum. Üstüneeeeee bi de Web programcılığı kursuna yazılarak boyumu geçen sulara girdim.. Biri boy versinnn.. Bu çok zor bir kursmuş. Artık bunun da 3-4 kere tekrarına giderim :) Ailenizin web kızısı olucam. öpüyorum hepiniziiii

EX'SİR ile arının :)

Satın aldığınız sebze ve meyveleri temizlemek için sirke kullanılır. Sirkeli suda beklettiğimiz sebze ve meyveler sağlığımızı tehdit eden kimyasallardan ve mikroplardan arınmış olur.
Ancak bu yöntem eskidi :) Yeni bir ürün çıkmış. "Ex'sir adında. %100 bitkisel.. Sebze- meyve arındırma konsatresi" ben marketlerde görmüş ne olduğunu merak etmekle beraber zaman ayırıp bakamamıştım. Fikrimühim diye bir siteye üye oldum. Onlar da sağolsun bu ürünü denemem için 500ml.lik bir boyunu yollamışlar. Hakkaten suyun üzerinde kalan yağı ve kir tabakasını görünce ne kadar ilaçlı yiyecekler yediğimizi anladım. İsterseniz sirkeli suda beletin, isterseniz ex'sir kullanın ama mutlaka iyi yıkayın arkadaşlarım.

KADIN İÇİN PÜF NOKTALARINA DEVAM

Bayanlar yaz geldi; sabahları aç karnına içeceğiniz bir bardak ılık limonlu su hem metebolizmanızı hızlandıracak hem de bağırsak faaliyetlerinizi düzenleyecektir.
Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına aluminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.
Sabahları şiş gözlerle uyandıysanız üzülmeyin! Şişlerin inmesi için en etkili ve hızlı çözüm; içine soğuk su ve buz doldurduğunuz naylon torbayı yüzünüze kapatıp dayanabileceğiniz kadar bekleyin. İşe yaradığını göreceksiniz.
Bel, boyun ve eklem ağrılarından şikayetçi iseniz; uzun topuklu ya da tamamen topuksuz ayakkabılar tercih etmeyin. Ayakkabı seçiminizi ayaklarınız şiştiği günün geç saatlarınde yapın ve topukları ormal, tabanı yumuşak olan ayakkabıları tercih edin.
2009 yaz kolleksiyonunda ayakkabılar çok canlı renklerde... Özellikle elektrik mavi, fosforlu pembe, parlak sarı renklerini ayaklada görebilirmişiz. (Umarım pek sık görmeyiz:)) Zira okuduğuma göre bu yaz çok renkli geçecekmiş.
BRONZLAŞMAYI arttırmak için, 1yumurta karışımını 2 kahve kaşığı yoğurt ile çırpın.1kahve kaşığı zeytinyağı ve 5damla havuç yağını da ekleyip karıştırın. Güneşlenmeye çıkmadan yarım saat önce yüz ve boyun bölgenize uygulayın, 20 dakika bekleyin ve iyice durulayın.
Gelelim biz kadınların korkulu rüyası kemik erimesine... Kemik erimesini önlemek için düzenli fiziksel aktivitede bulunmak gerekir. Fiziksel aktivite gençlikte kemik kütlesini arttırır, yaşılıkta ise kemik kaybını önler. Haftada en az 2-3 kez 30 dakika yürüyüş gerekmekteymiş.

YARARLI BİLGİLERDEN BİR DEMET

IHLAMUR: Öksürüğe iyi gelir, balgam söktürmeye yardımcı olur, saçları kuvvetlendirir, kulunç ve bel ağrılarına iyi gelir.
EGZERSİZ ve TERLEME cilt hücrelerinin temizlenmesine yardımcı olur, oksijeni bütün vucutta taşır ve sağlıklı bir renk sağlar. Yeşil yapraklı sebzelerdeki oksijen veren klorofil cildinize sağlıklı bir ışıltı verir.
GREYFURT: İştah açar, yağları eritmeye ve şeker düşürmeye yardımcı olur, akciğer ve gögüs hastalıklarına iyi gelir, kanı temizler.
ELMA: Zihin açar, zararlı toksinleri atmaya yardımcı olur, cildi güzelleştirir, hazmı kolaylaştırır, böbrekleri çalıştırır ve yykusuzluğa iyi gelir.
PANCAR: Kan yapıcıdır, sinir yatıştırıcı olarak kullanılır ve ateşli hastalıklarda ateş düşürücü olarak kullanılabilir.
YULAF: Uykusuzluk, kısırlık, hazımsızlık, mide rahatsızlıkları, yorgunluk ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir

Ceviz ve Beyin


Araştırmacılar, ceviz ile beynin fiziki benzerliği üzerinde son yıllarda çok kafa yoruyor. Cevizdeki besinlerle, beynin ihtiyacı olan vitaminlerin benzerliği de şaşırtıcı. İki benzer farklı görüntüleri bir arada görmediniz !
Bir cevizi elinize alınca, en dışında bir yeşil kabuk, sonra tahta bir yapı, daha sonra ince bir zar ve en içte de tartışmasız şekilde insan beynini hatırlatan beyaz bir yapıyla karsılaşırız.
Ceviz, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisine, sert kabuğu ile kafatasına, içindeki zari ile beyin zarına,asil meyvesi ile de beyine benzeyen harika bir gıdadır. Yakın bir birlerine benzerliği bir çalışmanın belirtisimi dersiniz. 
Beynimizin küçültülmüş bir modeli olan cevizin meyveler arasında gümüş iyonu ihtiva eden tek meyve olması elbette harikadır.Fakat bu gümüş iyonuna, icra ettiği elektronik vazife açısından ihtiyaç duyan tek organın beyin olduğunu söylersek, sanırız bu muhteşem benzerlik ve mükemmel yaratılış karşısında tüylerimiz diken diken olmaktadır.

Öne Çıkan Yayın

Filetolarla Muhteşem Sunum: Sous Vide Dana Fileto

  Malzemeler: 2 adet dana fileto (200 gr her biri) Tuz ve karabiber 1 yemek kaşığı zeytinyağı 2 diş sarımsak Taze biberiye ve kekik dalları ...