çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuk eğitiminde anne babaların kaçınması gereken davranışlar


Çocuk eğitimi, sanıldığı gibi kolay bir şey değildir. Birçok anne baba ne kadar iyi niyetli olsalar da bu konuda önemli hatalar yapıyorlar. İşte anne ve babaların çocuk eğitiminde yaptıkları bazı yanlışlar:
Çocukların her istediğini yapmak: Pek çok anne baba ‘Ben çok sıkıntı çektim. İstediğim herşeyi sahip olamadım. Çocuklarım benim yaşadığım sıkıntıları yaşamasın’ diye çocukların bütün isteklerini yerine getirir. Ancak bu durum zamanla çocukları şımartır. Anne baba ise ‘Her isteğini yerine getirdik bu çocuk neden böyle oldu’ diye hayıflanıp durur. Çocuğun her istediğini anında yapmak yerine, çocukların isteklerinin bir ihtiyaç olup olmadığı dikkate alınmalıdır.  Gerekli ve ihtiyaç dışı istekleri ise ancak hak ettiği zaman verilmelidir. Çocuk böylece isteğini kavuşabilmek için çaba sarf etmesi ve sabırlı olması gerektiğini öğrenir.
Anne baba arasındaki tutarsız davranışlar: Çocuk yetiştirmede anne ve baba arasındaki uyum ile işbirliği çok önemlidir. Annenin hayır dediği bir şeyi baba evet dememeli. Baba çocuğa kızdığı zaman anne çocuğa arka çıkmamalıdır. Çocuklar ancak bu şekilde doğru ve yanlışı ayırabilir.
Yüksek sesle konuşmak ve bağırmak: Günün getirdiği yorgunluk ve stres sonucunda bir çok anne ve baba söz dinlemeyen çocukları yüksek sesle bağır. Bu çocuklarda işe yaramayan bir yöntemdir. Çünkü zamanla çocuk sizin ona bağırmanıza ve kızmanıza alışır ve hiç tepki vermez.
Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak: Çocukları arkadaşlarıyla kıyaslamak çocukları incitir ve onlarda derin yaralar açabilir. "Bak arkadaşın ne kadar çalışkan" veya "kardeşin nasıl da sessiz sedasız oturuyor, terbiyeli, sen öyle değilsin" türü sözlerden ve yaklaşımlarından kesinlikle kaçınılması gerekiyor.
Tehdit etmek: Anne babalar, ‘Söz dinlemezsen televizyon izleyemezsin, dersini çalışmazsan arkadaşınla oynayamazsın’ gibi şartlarla, çocukları tehdit ederek isteklerini yaptırmaya çalışır. Ancak çocuk ne yapıp edip annenin isteğini yerine getirmeden kendi isteğini anne ve babasını uygulatır. Bu durumda boş yere tehdit etmektense anne ve baba olarak karlı olmayı öğrenmek gerekiyor.


Çocuğunuz saldırganlaşırsa ne yapmalısınız?


Çocukların gelişim sürecinde saldırgan davranışları olabilir, bu çok normal. Ancak çocuklar zamanla anlaşmazlıklar karşısında nasıl davranacaklarını ve çözüm yollarına öğrenmeleri gerekiyor. Hemen panik olmamalısınız. Her insanda olduğu gibi kızgınlık ve saldırganlık çocuklarda da görülür. Bu doğanın kuralı olsa gerek.
Uzmanlar, çocuklardaki saldırganlığın çocukların mizaçlarından kaynaklandığı gibi yetiştiği çevrenin de etkisinin olabileceğini belirtiyorlar. Bir evde anne veya baba çocuğu dövüyorsa veya bağırıp çağırıyorsa kendi çocukları da bu şekilde davranır. Çünkü çocuk anlaşmazlıklar karşısında nasıl davranılacağını ilk önce anne ve babasından görür ve öğrenir. Yine bu kardeşler arasında ve arkadaşlar arasında da çok etkilidir.
Siz çocuğunuza hiç sözlü veya fiziksel şiddet uygulamıyorsunuzdur, ama bulunduğu arkadaş çevresi bu davranışları yaptığı için o da saldırgan davranışlar sergileyebilir. Kısaca bu konuda anne baba, kardeşler ve arkadaşalar her zaman örnek alınır. Uzmanlar, yuvada ve okulda devamlı saldırgan davranışlarda bulunan çocukların, bu davranışların temelinde aile içinde yaşanan olayların olduğunu belirtiyorlar.
Yine çocuklar yorgun ve üzgün olduklarında da saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Çok iyi, hiç şiddet göstermeyen bir anne ve babanın çocuğu da günü çok kötü geçtiği için, yorgunluktan ve mutsuzluktan da aksileşip saldırgan davranışlarda bulunabilir. Saldırganlık her zaman kötü bir davranış olarak da algılanmamalı. Çocuklardaki saldırganlık zaman zaman yapıcı da olabilir.
Evet çocuklarda saldırganlığın olması normaldir. Ancak bunu olumlu yönde kullanabilmeyi çocuğa öğretmek gerekir. Can sıkıcı bir durumda çocuklar sinirlenebilir, yüksek sesle konuşabilir. Ancak yaşadığı öfkeli durumda başkalarına veya eşyalara zarar vermemesi gerektiğini anne ve babası çocuğa anlayabileceği bir dille anlatmalıdır. Kısaca çocukların kızgın ve öfkeli olmaya hakları olduğu ancak vurup kırmaya hakları olmadığı öğretilmeli.
Büyükler çocuklar arasındaki kavgayı asla müdahale etmemeliler, ancak şiddet olduğu durumlarda araya girilmeli ve bunun yanlış bir davranış olduğu anlatılmalı. Çocukları sinirli ve öfkeli olduklarında bunu nasıl dışa vuracakları da önemlidir. O nedenle uzmanlar, çocukları mutlaka bir spor dalı ile uğraşmalarını tavsiye ediyor.

Bebeğinizle sürekli konuşun, çabuk öğrensin, çabuk konuşsun


Anneler bebeklerinin ne zaman konuşacağını merak ederler, heyecanlanırlar; geç konuşacak diye endişe ederler. Bebeğin konuşmaya başlamasına yardımcı olmanın en iyi yolu, onunla bol bol konuşmaktır. anneler, babalar bebekleriyle konuşmalı, onlara ninniler, şarkılar söylemeli, kitap okumalı.
İşte bebeklerin konuşmasına ve çabuk öğrenmesine yardımcı olacak öneriler...
- Bebeğinizle sürekli konuşun. Kısa cümlelerle, yavaş yavaş ve tane tane konuşun.
- Onunla bebek dilinde değil, normal bir şekilde konuşmaya özen gösterin.
- Bebeğiniz, çeşitli sesler çıkarıp konuşma denemeleri yaparken onu susturmayın, o anda düzeltmeyin, aksine, devam etmesi için teşvik edip cesaretlendirin. Onun çıkardığı sesleri siz de çıkarın. Bu sesleri yavaşça düzeltip onun tekrar etmesini sağlayın.
- Ona sürekli kitap okuyun. İlk zamanlar fazla ilgilenmeyecektir, fakat zamanla bundan çok zevk almaya başladığını, sizi dinlediğini göreceksiniz. - Bebeğinize etraftaki nesnelerin, eşyaların isimlerini söyleyin, ona tanıtın.
- Sürekli aynı ninnileri veya şarkıları tekrarlayın; bu, onun öğrenmesine, söylenenleri aklında tutmasına yardımcı olacaktır.

Okul korkusu ile nasıl baş edilir?


Okulun ilk gününde yaşanan kaygı ve korku oldukça normal kabul edilebilir; zira bu durum hem çocuk hem de ebeveynler için oldukça yeni ve içinde bir sürü bilinmezlikler barındıran bir durumdur. Bilmediğimiz ve öngörmekte zorlandığımız durumlar hepimizde kaygı yaratır ve bu kaygı her zaman da kötü ya da yıkıcı olmak zorunda değildir. Birçok durumda kaygı; baş edebilme sınırlarımızı aşmadığında ve yaşanan durumla orantılı sayılabilecek dozlarda olduğunda odaklanmaya, motive olmaya ve hatta harekete geçmemize dahi yardımcı olabilen bir duygudur. Ve bu duygunun bu süreçte doğal olduğunu ebeveynlerin hem çocukları hem de kendileri için kabul edebilmeleri adaptasyon sürecinin çok önemli bir parçasıdır.

Elbette yeni bir ortam, yeni arkadaşlar, anneden ve evden daha uzun süreli ayrı kalmak bir çocuk için korkutucu ve kaygı verici olabilir. Aynı şekilde, bir ebeveyn için de çocuğundan daha uzun süre ayrı kalma ve çocuğunu okul dahi olsa başka bir ortama emanet etme fikri zorlayıcı olabilir. Bu hislerin çok yoğun olduğu birçok durumda çocukta ayrılık anksiyetesi doğrultusunda okula gitmek istememe, ağlama nöbetleri, uyku ve iştahta bozulmalar yaşanabilmekte, okula başlama sürecini hem çocuk hem de ebeveynler açısından çokça zora sokarak adaptasyon sürecini uzatabilmektedir.

Bu süreçte yaşanan birçok duygunun yanı sıra aslında belki de bu sürecin en önemli kısmı bu büyük günün giderek anneden ayrışan ve bireyselleşen çocuğun gelişiminde büyük bir adım olmasıdır. Okul deneyimi her yaş için büyük bir öğrenme ortamı olmakla birlikte aynı zamanda bir çocuk için ebeveynlerinden ayrı kendi başına bir ortamda kalabilme, var olabilme ve sosyalleşebilme gibi becerileri de kazandırması açısından büyük önem taşır.

Okula başlarken yaşanan ebeveynlerden ayrılma süreci her ne kadar hem çocuk hem de ebeveyn için zor olsa da aslında her ayrılık gibi “büyütücü”dür. Bu büyüme deyim yerindeyse “anne çocuğu”ndan “okul çocuğu”na dönüşme şeklinde olacaktır. Ancak elbette ki bu büyümeye ebeveynin, bu bağlamda özellikle annenin, duygusal anlamda izin veriyor olması çok önemlidir. Burada izin vermekle kastedilen şey, annenin bu ayrılma ile yaşayabileceği olası kaygıları ile bu büyüme sırasında çocukla ikisinin birlikte yaşayacağı keyfi dengeleyebilmesi durumudur. Fakat ne yazık ki bu dengeyi kurmak her zaman çok kolay olmamaktadır.

Özellikle birbirine çok bağlı, neredeyse yapışık anne-çocuk ikililerinde annenin çocuğundan ayrı yalnız kalma korkusu yaşaması, ondan uzakken onu tehlikelere karşı koruyamayacağına dair duyduğu kaygı durumu zorlaştırabilir. Benzer bir durumda söz konusu annenin çocuğu ise bir yandan okula başlamaya duyduğu heyecanla birlikte annesini yalnız bırakmaya dair yaşadığı suçluluk ve annesiyle ikili olma durumunun ona sunduğu güvenli ve korunaklı ortamı bırakıyor olmanın korkusu içerisinde kaybolur. Böyle bir durumda çocuğu okula karşı cesaretlendirme açısından iş ebeveyne düşmektedir.

Okula başlamakta ve anneden ayrılmakta güçlük çeken bir çocuk söz konusu ise bu durumda mutlaka bu ayrılığı yaşamakta güçlük çeken bir annenin varlığından da söz etmek mümkündür. Çocuklar yeni bir durumun ne kadar stresli ya da tehlikeli olabileceğine dair ipuçlarını ebeveynlerinin duygu ve davranışlarını takip ederek, onlara bakarak anlamaya çalışırlar.

Bu nedenle annenin bu konudaki hislerinin farkında olması, geçmişten getirdiği duygusal yüklerinin bu duruma etkilerini anlaması çocuğunun bu süreci ve geçişi sağlıklı tamamlayabilmesi açısından büyük önem taşır. Bu konuda gerekirse bir uzman desteği alarak sağlıklı büyüme yolundaki engeller daha rahat aşılabilir. Bu önemli değişim ve yenilik durumunun hem ebeveynler hem de aileler açısından daha uyumlu ve rahat geçirilebilmesinin önemli bir sırrı; aile olarak başka bir değişimin bu süreçle çakışmamasına özen göstermektir.

Örneğin; okula başlarken aynı anda bir taşınma durumu ya da annenin işe başlaması, yeni bir kardeşin doğumu gibi her biri kendi içinde ayrı bir adaptasyon süreci gerektiren değişimler bu süreci daha da zora sokacaktır. Bunlara dikkat ederken bir yandan da çocuğa destek olmak elbette mümkündür. İlk olarak okul ortamı ve okul yaşamı ile ilgili gerçekçi beklentiler oluşturmak çocuğun hayal kırıklığı yaşamasını engelleyerek adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Örneğin; söz konusu bir okul öncesi eğitim kurumu dahi olsa sadece “eğlence” kısmına odaklanmak yanıltıcı olacaktır. Ne de olsa okul keyifli bir ortam olmasının yani sıra yavaş yavaş kuralların daha net ve tutarlı şekilde uygulanmaya başladığı bir yerdir Ancak yine de okul sürecini çocuğun hayatında keskin bir dönüm noktası gibi görmemek gerekir.

Aman çocuklar duymasın

Hakikaten onlara zevkli, keyifli, öğretici, eğitici, şefkat ve sevgi dolu bir çocukluk, gençlik verebiliyor muyuz? Yoksa daha küçücük çocukken mutsuz mu oluyorlar? Onları ev içi şiddetle tanıştırıp, en azından çok sevdiği iki kişi arasında mı bırakıyoruz? Onun ruh sağlığının bozulduğunu bazen göremeyiz ve kendi üzüntülerimizle dahi baş edemezken, tabii ki onlara yardımcı da olamayız! Zavallı yavrucaklar kah azgınlık yaparak, kah içine kapanarak, kah ağlak mızmız olarak reaksiyon gösterirler. Veya daha küçükse birdenbire altına etmeye, tik yapmaya, tırnak yemeye, kardeşini dövmeye, belki de kekelemeye başlayarak, bazı şeylerin iyi gitmediğini bize anlatır. Eğer ergenliğe girmişse bu sefer tembelleşmeye, asileşmeye, ev içinde terör estirmeye, dışarıda bir takım sıra dışı guruplara girmeye, aradığı anlayış, sevgi ve şefkati, başka yerlerde aramaya başlar.

Her çocuk mutlu bir aile ister
Saçlarını çeşitli renklere boyar, ukala veya narsist bir insan tipi çizerken, içindeki saf çocuk, mutlu bir anne baba arar. Her evdeki kavgada, biraz daha kahrolur, biraz daha ipin ucunu kaçırır. Bir evlilik terapisti olarak, bize gelen sorunlu evliliklerde çocukların ne derece bundan etkilendiklerini görmek isteriz. Zira münakaşalar, ağlamalar, evden gitmeler, küfür veya itiş kakışlar, imkanı yok çocuklar tarafından, bir teyp gibi kaydedilir. Genelde ebeveynler çocuklarının bilmediğini, duymadığını, onlara göstermediklerini iddia ederlerse de, biz gerek psikodrama gerek çizilen resimlerde, gerek karşılıklı konuşmalarda, taze ruhların ne denli çizildiğini görür, anne ve babayı bilgilendirip, yönlendiririz. Bazen de çocukta doğuştan olan bir rahatsızlık anne ve baba arasındaki zaten sağlam olmayan ilişkileri, daha da gerer. O zamana kadar, çok bariz olmayan problemler, su yüzüne çıkar. Veya önceleri birbirlerine kilitlenen ebeveynler, zamanla kendileri de ruh sağlıklarını kaybetmeye başlarlar, dolayısı ile kavgalar, anlaşmazlıklar, bezginlikler, gerginlikler, derken yardım almaya karar verirler. Evlilikleri, kendilerindeki değişmeler dolayısıyla hastalanmıştır.

Sessiz protestolar
Bazen de yetişkin çocukların, anne ve babayı (anlaşamadıkları veya kavga ettikleri, hele dırdır, ihanet işin içine girmişse) suçladıklarını görürüz. Alenen taraf tutar veya ikisini de "nefret ettikleri" kişi olarak görürler. Kavgalar, dik başlılık, kapı çarpmalar, en kötüsü evi terk etmeler, arkadaşlarda gecelemeler, daha da vahimi madde bağımlılıkları, içki ile sessiz protestolar çoğunlukla da intiharı düşünmeler ve belki de teşebbüs etmeler. Eğer evlilik devam ediyorsa, baba bir otorite figürü olarak, gencin karşısında pasif kalıyorsa, durum cidden vahim olur. Zira psikolojik yardım almadığı gibi; anne ve babasının evliliğini de müthiş sallar. Genelde eşler birbirlerini suçlar ve karşılıklı olarak zaaf gösterip bu günlere, diğerinin sebep olduğunu iddia ederler. Dolayısı ile iletişimsizlik, gerginlik, yanlış anlama, suçlama ve kavgalar, terapi bitince çocuk veya genç, ya kendiliğinden; ya da yardımla, düzelme yoluna girer.

Üvey çocuk çıkmazı
Üvey çocuk bazen bir evliliği hırpalar. Eşlerden birinin çocuğunun olması, diğerini nedense çok rahatsız eder. Eşin bir anne, ya da baba olarak gösterdiği ilgi ve sevgiyi, diğer taraf hazmedemez. Ya çocuğun yaptığı her şey suçtur; ya da söz dinlemiyordur! Ya da diğer eş yüz veriyordur, taraf tutuyordur, çocuğuna arka çıkıp kendisini korumuyordur! Ne kadar hazindir ki bu da, hem o ailede, hem de bilhassa o çocukta büyük tahribata sebep olur. Taraflar, onun bir çocuk, bir genç olduğunu unutur ve birbirlerini, evliliklerini yıpratırlar. Lüzumsuz, gereksiz tatsızlıklar, suçlamalar, şiddet, evden ayrılmalar velhasıl her türlü gereksiz, anlamsız aile içi dramlar...

Karşılıklı oyun zekâyı geliştiriyor

Karşılıklı oyun zekâyı geliştiriyor
Ancak, bilgisayar oyunları değil, arkadaş veya aile ile karşılıklı oynanan oyunlar öneriliyor. Bilgisayar oyunları çocuğun ihtiyacı olan paylaşma ve sosyalleşme gelişimini sağlamada yetersiz kalıyor
Amerikan Hastanesi Çocuk ve Yetişkin Psikiyatrisi Klinik Şefi Dr. Zafer Atasoy, çocuklarımızın oyun seçimi konusunda nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlattı.
* Oyunla çocuk zekasını geliştirmek mümkün mü?
Evet. Zekâ tanımlanması çok karışık ve güç işlevdir. İçerdiği özellikler nedeniyle her zaman gelişmeye açıktır. Bu nedenle, zekâ geliştirmekten söz edilebilir. Bu gelişim doğal olarak çocukluk çağında vardır. Zekâ gelişimi için olmazsa olmaz koşul, uyaranla karşılaşmaktır. Bu nedenle, oyun özellikleri ile ayrı bir yer tutuyor. Bu özellik bir derecede hayal genişliği sağlarken, bir başka sorun gündeme gelmeye başlıyor. Artık bu tür oyun araçları, oyuncak özelliklerinin yanı sıra, oyun arkadaşlığı da yapıyor. Bu durum ise, çocukların gereksinimi olan sosyalleşme ve paylaşma duygusunun gelişmesi önünde önemli bir engel olarak çıkıyor. Oyun sırasında, duygu ve tepkisi olmayan bir oyun arkadaşı ile oyun oynama gündeme geliyor. Bu durumu sağlıklı bulmak her zaman için olanaklı değildir.
* Yaz döneminde çocukların gününü planlamak doğru mu?
Yaz dönemi tüm çocuklar için sırasında ilgisi ve dikkati artmış bir çocuk gelişmeye daha açıktır. Oyun tek başına iyi zaman geçirme ve eğlenme demek değildir, aynı zamanda öğrenme ve dünyayı tanımadır. Çocuk için oyun, laboratuvar çalışması gibi deneme, öğrenme içermektedir.
* Hangi yaş grubunda hangi oyunlar tercih edilmeli?
Çocuklar kendi gelişim süreçleri ile uyumlu oyunları çok hızlı bir biçimde bulur. Oyun konusunda erişkinler, ancak kendi deneyimleri doğrultusunda yönlendirmeler yapabilir. Oyun konusunda onlara zarar gelmeyeceğini kestirme dışında, anne-baba olarak yönlendirmenin kısıtlı olduğu bir gerçektir. Sosyal ortamlarda ailenin etkisinin göreceli azaldığı ve arkadaş etkisinin arttığını gözlemliyoruz.
* Çocuğun oyun modeline aile mi karar vermeli?
Anne-baba çocuğun doğumunu izleyen ilk günlerden itibaren sunduğu her şeyle kendi istekleri ve beklentileri doğrultusunda hareket ederken, çocuğun yaşının ilerlemesi ile bu davranışları göreceli olarak söner. Çocuğun istekleri ve yönlendirmesi daha fazla yer tutmaya başlar. Ancak, anne babanın yönlendirme hakkı hep saklı kalmalıdır.
* Sokakta oynamak mı, yoksa bilgisayar mı daha yararlıdır?
Oyun o denli önemlidir ki, içine girildiğinde yeri önemini kaybeder. Günümüzde çocukların ev içinde oyun seçenekleri, özellikle elektronik tatil dönemi olmalıdır. Tatil diğer insanlar için ne kadar planlanırsa, çocuklar için de o kadar planlanır. Bu planlamada tatilin eğlence ve dinlenme olduğu göz önünde tutulmalı ve buna göre davranılmalıdır. Çocuğun istek, öneri ve gereksinimleri önemlidir. Anne babalar bu durumu düşünmeli ve planı buna göre yapmalıdır.
* Öğlen uykusu çocuklar için gerekli midir?
Uyku bedenin en önemli ihtiyacıdır ve bu durumun dışarıdan müdahale ile düzenlenmesi nerdeyse olanak dışıdır. Bebeklik dönemindeki uyku gereksinimi yaş ilerledikçe azalır. Zorla uyku uyunmaz. Ancak, özelikle küçük yaşlardaki çocukların yaz aylarının çok sıcak saatlerini dinlenerek geçirmeleri onlar için daha uygundur. Uyumasalar bile, dinlenmek üzere yatırılmaları uygundur.
* Çocuklara sosyal uğraşlar nasıl öğretilir?
Sosyal uğraşılar özellikle sosyal ortamlarda öğrenilir. Bu nedenle, çocukların sosyal ortamlarda bulunmaları desteklenmelidir. Bisiklete binmeyi öğrenmekte zorlanan bir çocuğun peşi sıra bu beceriyi kazanana dek koşturmak, anne baba olmanın zevkli bir aşaması olsa gerek. Bir kez bisiklete binmeyi öğrendikten sonra bir daha böyle bir deneyim ne çocuk ne de anne baba için bir daha yaşanmayacaktı. Tadı çıkarılması gereken bu deneyime katılmak gerekir.