kadın sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kadınlar İçin Kansızlık Nedir?


Kadınlar kansızlık konusundan erkeklere göre daha şanssızdırlar. Yaşamları boyunca adet kanamaları, düşükler ve doğumlar gibi olaylar neticesinde kan kaybı fazla olduğundan demir kaybına bağlı kansızlık daha sık ortaya çıkar. Genellikle beklenenden uzun adet kanamaları, tekrarlayan düşükler, çok ve sık hamile kalmak en önemli demir eksikliği nedenidir. Özellikle üreme çağında kadınlar bu konuda çok risklidir. Menopozdan sonra kadınlarda kansızlık erkeklerle eşit düzeye gelmektedir. Çünkü söz konusu kan kayıpları ortadan kalkmaktadır.
Kansızlığın en önemli belirtisi halsizlik ve yorgunluktur. Kansızlık kimi zaman ise çok belirgin olmayabilir. Eskiden kolayca yapılan işler rahatlıkla yapılamıyorsa, basit işler için fazla efor sarf edilmesi gerekiyorsa, çarpıntı likayeti varsa ve merdiven çıkmakta zorlanılıyorsa bunlar kansızlığın belirtisi olabilir. Küçük yaşlarda enfeksiyonlara eğilim, anlama bozuklukları, ileri yaşlarda uykuya eğilim kansızlığın belirtilerindendir.
Kansızlığı bitkisel desteklerle yenebilirsiniz!
Kansızlığa yakalanmamak için yapılması gereken ilk şey dengeli ve doğru beslenmektir. Kırmızı et demir açısından çok zengindir ve genellikle vejetaryenlerde demir eksikliği ortaya çıkmaktadır. Özellikle çocukluk döneminde kakao ve kafein içeren kola, kahve ve çay gibi içecekler demirin emilimini engellediğinden demir eksikliğine neden olur. 
Hem sebze hem de meyve ağırlıklı öğünler yemek, B12 ve folik asit alımına önem vermek gerekir. Kansızlık riski taşıyan kişilerin kan sayımını takip ettirmeleri ve düzenli beslenerek her türlü vitamin ve minerali yeteri ölçüde aldıklarına emin olmaları gerekir.

Meme kanserinde erken teşhis için yapılması gerekenleri biliyor musunuz?


Meme kanserinin görülme sıklığı hem dünya genelinde, hem ülkemizde artmaktadır. Tıp alanındaki son yıllardaki gelişmeler sayesinde meme kanseri korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Özellikle erken teşhis edildiği takdirde iyileşme şansı artmaktadır. Meme kanserini erken teşhis etmenin de üç önemli kuralı vardır. Kendi kendini muayene etme, periyodik doktor muayenesi, mammografi ve ultrason.
Her kadın ayda bir kez kendi memesini kontrol etmelidir. Her kadının meme yapısının farklı olduğunu unutmamak gerekir.
Yıllık doktor muayenesi yaptırmanız gerekiyor. Ülkemizde meme hastalıkları genel cerrahi uzmanlık alanına girmektedir. Bu nedenle yıllık kontrolünüzü genel cerrahi uzmanının yapması doğru olur.
Mammogram özel bir rontgen filmidir. Vücudun diğer bölgelerinde yapılan radyolojik incelemeden farklıdır. Düzenli olarak mammografi ve ultrasonografi yapılması, kadınlarda meme kanserine bağlı ölüm riskini düşürmektedir. 

Vücudunuzdaki ödem ve şişkinlikten kurtulmanız için bazı öneriler


Ödem ve şişkinlik çok rahatsız edici bir durumdur. Ödemin çeşitli nedenleri vardır.Hızlı yemek yemek, asitli içeçekler, aşırı tuz tüketimi, aşırı alkol tüketimi, kuru baklagiller gibi gaz yapıcı yiyecekler, tatlı yiyecekler, beyaz şeker, hareketsizlik. Kadınlar için ise adet öncesi ve sonrası dönem, menopoz dönemi, doğum kontrol hapları kullanmak ödem ve şişkinlik sorunlarının en önemli nedenleridir.

Ödemden ve şişkinliklerden kurtulmak için öncelikle yeteri kadar su içmektir. Günlük 1,5 litre ve üzerinde su içimini güne yayarak tüketmelisiniz.
Tuz ve şeker tüketimini en aza indirgemek gerekli. Yemeklerde mümkün olduğunca az tuz kullanmalısınız, bu konuda baharatlardan faydalanabilirsiniz. Şeker ve şekerli gıdalardan uzak durmalısınız.
Kızartmalar, kafein, gazlı içecekler, hazır sosların tüketimini de en aza indiriniz.

Ananas, doğal detokstur. Nar suyu, ödem söktürücü etkiye sahip. Şeker hastalarının nar suyunu ne kadar miktarda tüketmesi gerektiğini mutlaka doktoruna danışmalıdır. Muz, içerdiği potasyum ile vücuttaki ödemleri yok etmeye yardımcı olacaktır.

Yeşil çay, günde en fazla 2 fincan kadar tüketebilirsiniz. Günde tüketilen yeşil çay ve diğer bitki çaylarının fazlası kalp çarpıntısına sebep olabilir.

Sabahları tüketilen yarım kase maydanoz en etkili ödem atıcıdır. Salatalık, İçerdiği su miktarıyla günlük su ihtiyacımızı da karşılamaya yardımcıdır. Yeşil yapraklı diğer sebzeler de ödeme karşı etkilidir.

Sabahları tüketilen 1 kase probiyotik yoğurt veya az yağlı yoğurt ödemlerden kurtulmaya yardımcı olacaktır.
Yürüyüş yapmalısınız, hareket ödemden kurtulmak için asla ihmal edilmemesi gereken bir şeydir.

Migren neden kadınlarda daha sık görülüyor, migreni tetikleyen faktörler neler?


Herkes az çok baş ağrısı çekmiştir mutlaka. Kimisinin başı kırk yılda bir ağrır, kiminin de başının belasıdır ağrılar. Baş ağrısı çeşitlerinden biri de migren ağrısıdır. Nörolojik bir hastalık olarak kabul edilmeye başlanan migrenin kadınlarda görülme sıklığı, erkeklerdekinin üç katıdır. Bu farklılığın sebebi, kadındaki hormonal değişikliklerdir.

Hastaların çoğunda atak 40 yaşından önce ortaya çıkar. Migren ağrısı, genelde ataklar halinde ortaya çıkan, kafanın tek tarafına yerleşen, zonklayıcı bir baş ağrısı şeklidir. Ataklar 4 saat ile 72 saat arasında değişebilir. Bu ataklar sırasında baş ağrısının yanında bulantı, kusma, normal ışık ve sesten rahatsız olma gibi şikayetler de sıkça görülebilmektedir.

Migrenin nedeni tam olarak bilinemese de beyin kan damarları ve beynin sinir iletimindeki kimyasal madde değişiklikleri sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kadınlardaki hormon al değişiklikler de migren ağrısına yol açabilmektedir. Genetik yani aileden gelen, kalıtsal faktörler migrende rol oynayabilmektedir. Migrenin nedeni dışında atakları tetikleyen faktörleri de bilmek önemli, çünkü bunları bilir ve ona göre davranırsak atakların sıklığını azaltabiliriz.

Kadınlarda migrenin daha sık görüldüğünü söylemiştik. Kadınlarda hormonal değişimler migrenin önemli nedenlerinden biridir. Kadın migren hastalarında atakları tetikleyen, tekrarlamasına neden olan bir etken de bu hormonal değişikliklere bağlı olarak regl dönemidir. Aynı şekilde menopoz dönemi de migren ataklarının sıklığını ve şiddetini artıran bir faktördür.

Stres migren ataklarını tetikleyen diğer önemli bir neden. Kaygı, heyecan ve şok gibi etkenler migren atağına neden olabilmektedir.

Günlük rutinde değişiklikler, uyku düzeninin bozulması, çok fazla ya da çok az ya da uzun yolculuklar gibi günlük yaşantıda meydana gelen değişiklikler de bazı kişilerde migreni tetikleyebilmektedir.

Kafein de migren hastaları için zararlıdır. Çok fazla kahve, kola ya da çay tüketmek migreni tetikleyebilir.

Hava değişimi, yüksek nem oranı, yüksek irtifa, basınç, gürültülü ortam, keskin kokular, sigara dumanı ya da titrek ışıklar migreni tetikleyerek atağın başlamasına neden olabilmektedir.

Bilgisayar ekranı  da migrene iyi gelmez. Uzun saatler boyunca bilgisayar başında oturmak migren atağına neden olabilir. Migren hastaları sık sık mola vermeli, parlamayı önleyen ekranlar kullanmalı ve iyi ışıklandırılmış bir ortamda çalışmalıdır. Ayrıca bilgisayar başında doğru oturmak da kasların gerilmemesi için önemlidir. Kas gerginliği ile migren ağrılarını başlatabilir.

Beslenme ile ilgili yanlışlar da migreni tetikleyebilir. Yetersiz beslenme, aç kalma, öğün atlama, şekerli atıştırmalıklarla açlığı geçiştirme gibi durumlar migren atağını başlatabilir. Açken düşen kan şekerinin, şekerli bir yiyecekle aniden yükseltilmesi migrene zemin hazırlar. Bazı yiyeceklerde bulunan kimyasallar da migren atağına neden olabilir. Aspartam, nitrat ve monosodyum glutamat en çok dile getirilen kimyasallardır.

Yiyeceklerden; eski peynir, kuruyemiş, çikolata, yoğurt, koruyucu madde eklenmiş gıdalar, sosis, sucuk, salam gibi şarküteri ürünleri, kırmızı erik, muz, incir, bezelye, soğan, içeceklerden ise; kahve, çay, diyet içecekler ve alkollü içecekler, özellikle kırmızı şarap, bira, viski migren ataklarını tetikliyor.

Alkolde, özellikle şarapta bulunan tiramin maddesinin migreni tettiklediği bilinmektedir. Aynı madde bazı peynir türlerinde de bulunmaktadır. Şarap ve peynir ikilisini seven migren hastalarının  dikkatli olmalarında bu iki yiyecekten de mümkün oldukça kaçınmasında fayda var.

Yeterince su içmemek de migren hastalarında ataklara neden olabilen nedenlerden biridir.

Kas gerginliği, sürekli öksürmek veya  başa alınan darbeleri de migreni tetikleyen fiziksel etkenler olarak sayabiliriz.

Bazı ilaçlar, özellikle uyku hapları, doğum kontrol hapları veya bazı hormon tedavisi ilaçları migreni tetikleyebiliyor.

"Migren" tedavisi atak sıklığına bağlı olarak planlanıyor. Ayda ikiden daha sık atak geçiren hastalarda atak önleyici tedaviye başlanırken, daha seyrek baş ağrısı yaşayan hastalarda sadece atak tedavisi uygulanıyor ve migren tetikleyicilerinden uzak durulması öneriliyor.

Kemik erimesi tedavisi nasıl yapılıyor?


Tıbbın günümüzde yaşlılık sorunlarının çoğuna çözüm getirebildiğini belirten Doç. Dr. Şener, şunları söyledi:
“Kemik erimesi tedavisinde koruyucu yöntemlerin yanı sıra kemik erimesini önleyici ve kemik oluşumunu uyarıcı ilaç tedavileri bulunmaktadır.
Eklem kireçlenmesinde ise tedaviye adale güçlendirici egzersizler, ağrı kesici ve kıkırdak geliştirici ilaçlar, kilo verme ve fizik tedavi yöntemleri ile başlanır.
Hastalığın ilerlediği ve bunların yetersiz olduğu noktada cerrahi girişimler gerekebilir.
Tüm bu tedaviler yeterli olmadığında ise artroskopi gibi eklem içinin temizliğini sağlayan basit girişimler veya eklem protezi gibi eklemin yeniden yapılandırıldığı büyük girişimler gerekmektedir.
Eklem protezi ameliyatlarında kıkırdağın aşınan kısmı çıkarılıp yerine metal, seramik vb. malzemelerden yapılmış yapay eklemler yerleştirilir.
Protez yapılan hastalar yıllarca ağrısız olarak yaşamlarını sürdürebilmekte, eski günlerine geri dönebilmektedirler. Özellikle yeni teknoloji protezler ile hastalarımız çok daha uzun süre ağrısız bir yaşam sürebilmekte ve eskisinden daha rahat hareket edebilmektedirler.
Yaşlılıkla gelen adale ağrıları ve bağ sorunlarında ise cerrahi girişimlerden çok fizik tedavi yöntemleri ön plana çıkmaktadır.”

Topuklu ayakkabılara dikkat


Topuklu ayakkabılar vücudun tüm ağırlığının ayak parmaklarına verilmesine neden olur. Bu nedenle uzun süre topuklu ayakkabı giyilmesi şiddetli bel, bacak ve ayak ağrılarına yol açar. Günlük yaşamda mümkün olduğu kadar alçak topuklu, rahat ayakkabılar tercih etmeye çalışın.
Yüksek topuklu ayakkabıdan vazgeçmek istemeyenler için birkaç öneri;
Ayakkabılarınızı günün ikinci yarısında, ayaklarınızın en şiş olduğu zamanda alın.
Yüksek topuklu ayakkabıları sadece özel günlerde ve kısa sürede giyin. Uzun züre yürümeniz gerekiyorsa yüksek topuklu ayakkabınızı çantanıza koyun. Varmak istediğiniz yerde ayakkanınızı değiştirin.
Ayakkabılarınızı giymeden önce ve çıkardıktan sonra Aşil tendonu germe egzersizleri ve pelvik tilt (dizler bükülü sırtüstü pozisyonda iken bel boşluğunuzu yere yapıştırma) egzersizleri yapın.
Ayakkabılarınızın topuklarının beş santimetreden daha yüksek olmamasına dikkat edin.
Ön kısmı daralan ayakkabıları asla tercih etmeyin.
Ayağın öne doğru kaymasını önlemek için iç tabanı deri ayakkabılar kullanın.
Fazla kiloluysanız yüksek topuklu ayakkabı giymeyin. İllaki de giyerim dikenine de katlanırım diyorsanız kilonuzu kontrol altında tutmayı bilin....

Kadınların ömrüne ömür katacak 6 besin kaynağı

ASM Suadiye Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Öcal Kuzum yaşam uzatan 6 süper gıdayı dengeli bir şekilde alan kadınların daha sağlıklı bir yaşam sürdürebileceğini söylüyor. Kuzum’a göre bu gıdalar düşük yağ oranına sahip yoğurt; somon ve sardalya gibi yağlı balıklar, fasulye, nohut, mercimek gibi baklagiller, domates, D vitamini kaynağı besinler, çilek, böğürtlen gibi meyveler.

Kadınlar için 6 süper gıda önerisi ve bunların faydaları
Düşük yağlı yoğurt

Henüz kanıtlanmamış olmakla birlikte, haftada üç ila beş kez tüketilen az yağlı yoğurdun kadınlarda göğüs kanseri riskini azalttığı yolunda görüşler var. Ayrıca uzmanlar yoğurtta bulunan faydalı bakterilerin (probiyotikler) insan sağlığına çok olumlu etkileri bulunuyor. Barsakları ve sindirim sistemini düzenliyor, rahatlatıyor. Ayrıca kadınlarda mide ülseri ve vajina enfeksiyonu risklerini azaltıyor.

Yağlı balıklar

Haftada iki üç kez yenebilecek bu balıklarda en yararlı unsur Omega-3 yağ asitleridir. Somon, sardalye vb. gibi balık çeşitleri, hücre zarını güçlendirdikleri gibi, kalp hastalığı, hipertansiyon, depresyon, eklem ağrısı gibi rahatsızlıklara karşı korunmaya katkıda bulunuyorlar.

Fasulye

Kadınların haftada en az üç dört kez yemelerinde büyük yarar olan fasulye protein ve lif açısından da son derece zengin bileşimleriyle, kalp krizi ve göğüs kanseri riskini azaltıyor. Ayrıca kadınlık hormonlarının dengeli ve istikrarlı olmasına katkıda bulunuyor. Uluslararası kanser araştırmalarına yer veren International Journal of Cancer adlı bilimsel makale dergisi araştırmacıların fasulye türlerinin ve mercimeğin göğüs kanserini önleyici etkileri olabileceğine dair bazı çalışmalar bulunduğunu duyuruyor.

Domates (diğer kırmızı meyveler: karpuz, kırmızı üzüm, kan portakalı)

Kadınların domates, kan portakalı ve karpuz gibi likopen zengini gıdaları haftada üç - beş kez tüketmeleri tavsiye ediliyor. Güçlü bir anti oksidan olan likopenin erkeklerde prostat kanseri riskini azalttığı gibi, kadınlarda da meme kanseri riskini azalttığını ortaya koyan yeni araştırmalar var.

D vitamini ile takviye edilmiş az yağlı süt veya portakal suyu

Kadınların günde belirli miktarlarda D vitaminine ihtiyacı bulunuyor. Kalsiyumun kemiklere faydalı olabilmesi için barsaklardan emilmesi gerekiyor. D vitamini alımı kadınlarda kalsiyum kaybı nedeniyle kemik kırılmalarına kadar olumsuz sonuçlara yol açabilen osteoporozun yanı sıra şeker hastalığı, multiple sclerosis (MS), göğüs, kolon ve yumurtalık kanseri risklerini de azaltıyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar D vitaminin barsak ve yumurtalık kanserini önleme potansiyeli olduğunu ortaya koydu.

Çilek, böğürtlen, kızılcık ve ahududu gibi meyveler

Aynı şarapta olduğu gibi anti kanserojen özelliklere sahip ve hücre onarıcı olduğu bilinen antokyan maddesini içerirler. Antokyanlar meme, mide ve bağırsak kanseri risklerini azaltan önemli antioksidanlar arasındadır. C vitamini ve folik asit açısından çok zengin olan bu meyveler, cildin yaşlanmaya karşı korunmasına da katkıda bulunuyorlar.

Neden Aşeriyoruz



Hamilelikte kadınların aşermesi hepimizin bir şekilde duyduğu bir konudur.
Gerçekte ise, bazı kadınlar bu durumu yaşarken, bazıları yaşamaz. Beslenme uzmanları aşerme`nin, gıdanın kendisine değil, vücutta yarattığı etkiye yönelik olduğunu söylüyorlar. Ayrıca, beslenme şeklinizdeki bir dengesizlikten de ortaya çıkabiliyor. Örneğin tahıl açısından zengin bir diyetle besleniyorsanız, yağ ve tatlılara karşı aşırı bir arzu duymaya başlayabilirsiniz; ya da protein açısından zengin bir beslenme şekli, gene şeker yeme istediğini, bol şeker tüketimi de, tuzlu yeme arzusunu artırabilir.

Pek çok kadın, hamilelik esnasında tat ve koku alma duyularında değişiklik gözlemler. Örneğin, bazı kadınlar hamileliğin ilk safhalarında ağızlarında metalik bir tat olduğundan bahsedebilir. Bu türden değişiklikler de, bazı besinlere duyulan isteği ve diğerlerine duyulan isteksizliği açıklayabilir.

Aşerme, bazı kadınlarda duyguların bilinç seviyesindeki, ya da bilinç altındaki karşılığı şeklinde de ortaya çıkabilir. Örneğin çocukluğunuzda sevdiğiniz bir şeyi yemek isteyebilir, ya da din veya kültürünüzle özel bir bağlantısı olan bir besini tüketmek isteyebilirsiniz. Özellikle de hala aynı çevrede yaşıyorsanız. Alışılagelmedik gıdaları arzulamanız, hamile olmak gibi özel bir duruma dikkat çekmek için kullandığınız size özel bir yol olabilir.

Hamilelik sırasında, aşerme`nin aksi bir durum da meydana gelebilir. Yani kahve ve alkol, ya da kızartma gibi bazı yiyecek ve içeceklere karşı isteksizlik oluşabilir. Bu, çoğunlukla mide bulantıları sebebiyle olur.
Tüm bunların yanı sıra ortaya çıkabilecek bir diğer durum da tıpta pika olarak adlandırılmaktadır.
Pika, yenilebilir olmayan, sabun, macun, toprak gibi maddeleri yeme arzusudur.
Gebelik esnasında yaşanan aşerme durumu bazen etik problemlere de sebep olabilir. Örneğin pek çok
vejetaryen kadında ete olan isteğin arttığı gözlemlenmiştir. Hamilelikte vücudun proteine olan ihtiyacı artar. Belki de bu nedenle bu tür bir arzu, vücudun gönderdiği bir mesaj olarak algılanabilir. Buna cevap olarak bazı kadınlar sadece hamilelik boyunca da olsa et yemeye başlarken, bazıları da balık ve baklagillerle bu açığı kapamaya çalışırlar. Daha çok yumurta ve peynir yiyip, süt içmek de aldığınız proteini artırmanın iyi bir yoludur.

Aşerme`den bahsederken, çikolatadan bahsetmemek olmaz. Hamilelikte çokça arzulanan çikolata, vücutta karmaşık biyokimyasal tepkimelere sebep olabilir. Çikolata, özellikle de bitter çikolata, zengin bir magnezyum ve demir kaynağıdır. Bu nedenle, eğer canınız çikolata çekiyorsa, bu hafif bir kansızlığın belirtisi olabilir. Bu mineralleri içeren daha tatlı gıdalar, magnezyum için hurma, incir, yemişler; demir için de kırmızı et, yumurta, fasulye ve yulaftır.

Çikolata yemek, beyinde kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan kimyasalların salgılanmasını sağlar. Ayrıca bir anda şeker yüklemesi de yaptığından, kendinizi yorgun ve depresif hissediyorsanız, kısa zamanda daha iyi hissetmenizi sağlar. Ancak çoğu çikolatada fazlaca katkı maddesi bulunduğundan, organik çikolatayı tercih etmek, ya da daha sağlıklı bir alternatif bulmak iyi olabilir.

Kendinizi iyi hissetmek için yapabileceğiniz bir diğer şey de, düzenli egzersiz ve rahatlama teknikleridir. Ayrıca, depresyondaysanız bir terapiste de başvurabilirsiniz. Probleminiz aşermek değil de, bazı besinlere isteksizlik duymak olabilir. Beslenme planınız pek çok farklı besini içereceğinden, bu çok büyük bir problem yaratmayacaktır. Ancak eğer beslenmeniz açısından değerli besleyenler içeren bir gıdaya karşı isteksizlik duyarsanız, bunun yerini alabilecek başka bir gıda bulmaya çalışın. Böylece herhangi bir vitamin ve mineral eksikliği söz konusu olmaz.

Aşerdiğinizde, arzu duyduğunuz gıdayı yemekte sakınca yoktur. Ancak önemli olan bunu abartmamaktır. Eğer tek bir besinden bol miktarda tüketirseniz, muhtemelen diğer yemeniz gerekenleri yemiyorsunuz demektir. Bu da, zaman içerisinde ihtiyacınız olan besleyenleri alamamanıza sebep olabilir. Bir hafta kadar bir beslenme günlüğü tutup, ne kadar dengeli beslendiğinizi inceleyin. Eğer diyetiniz yetersizse, doktorunuza danışın.

Eğer aslında yenmeyecek şeylere karşı bir ilgi görürseniz, bunları yeme isteğinizi bastırmaya çalışın ve kendinizi yenebilir bir besinle ödüllendirin. Kendinize pika durumunun geçeceğini ve endişelenmemeniz gerektiğini söyleyin. Ancak bu durumun sizi iyice rahatsız ettiğini hissederseniz, o zaman doktorunuza danışın. Bazen pika, altta yatan başka bir fiziksel ya da akli rahatsızlığın göstergesi olabilir.

KADIN İÇİN PÜF NOKTALARINA DEVAM

Bayanlar yaz geldi; sabahları aç karnına içeceğiniz bir bardak ılık limonlu su hem metebolizmanızı hızlandıracak hem de bağırsak faaliyetlerinizi düzenleyecektir.
Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına aluminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.
Sabahları şiş gözlerle uyandıysanız üzülmeyin! Şişlerin inmesi için en etkili ve hızlı çözüm; içine soğuk su ve buz doldurduğunuz naylon torbayı yüzünüze kapatıp dayanabileceğiniz kadar bekleyin. İşe yaradığını göreceksiniz.
Bel, boyun ve eklem ağrılarından şikayetçi iseniz; uzun topuklu ya da tamamen topuksuz ayakkabılar tercih etmeyin. Ayakkabı seçiminizi ayaklarınız şiştiği günün geç saatlarınde yapın ve topukları ormal, tabanı yumuşak olan ayakkabıları tercih edin.
2009 yaz kolleksiyonunda ayakkabılar çok canlı renklerde... Özellikle elektrik mavi, fosforlu pembe, parlak sarı renklerini ayaklada görebilirmişiz. (Umarım pek sık görmeyiz:)) Zira okuduğuma göre bu yaz çok renkli geçecekmiş.
BRONZLAŞMAYI arttırmak için, 1yumurta karışımını 2 kahve kaşığı yoğurt ile çırpın.1kahve kaşığı zeytinyağı ve 5damla havuç yağını da ekleyip karıştırın. Güneşlenmeye çıkmadan yarım saat önce yüz ve boyun bölgenize uygulayın, 20 dakika bekleyin ve iyice durulayın.
Gelelim biz kadınların korkulu rüyası kemik erimesine... Kemik erimesini önlemek için düzenli fiziksel aktivitede bulunmak gerekir. Fiziksel aktivite gençlikte kemik kütlesini arttırır, yaşılıkta ise kemik kaybını önler. Haftada en az 2-3 kez 30 dakika yürüyüş gerekmekteymiş.

Osteoporoz için bitkisel çözümler

Osteoporoz hastalığı psikolojik, beslenme ve hormonal farklılıklardan dolayı en çok kadınlarda görülüyor. Kadınların yarısından fazlası 45-75yaşları arasında bu hastalığa yakalanıyor.Çoğu insan osteoporoz hastalığının kalsiyum eksikliğinden kaynaklandığı düşünüyor ve kalsiyum desteği alıyor.Kalsiyumla beraber C, D ve E vitamini de osteoporoz hastalığında önemlirollere sahipler. Bazı belli minerallerin vücuttaki miktarlarınındüzenlenmesi doğru kalsiyum seviyelerinin muhafaza edilmesi açısından önemli.
Bu mineraller, magnezyum, fosfor, bakır, çinko ve manganez.
Osteoporoz için şifalı bitkiler:
- Bir çeşit kasımpatı olan 'akırkarha' bitkisi ağrıyı hafifleten bir etkiye sahiptir.
- Kabayonca, avize çiçeği, karahindiba ,arpa maydanoz kemikleri güçlendirmeye yarayan bitkiler.
- Ardıç tohumu, eğir kökü, aspir, hardal tohumu ve mısır püskülü kemiklerdeki ağrıları azaltıcı özelliğe sahip bitkiler.
- Ağrının hafiflemesi için bir taze limonun suyunun yarısını 250 ml suyla karıştırıp her yarım saatte bir ağrı dinene kadar için. Limon yerine elma suyunu da tercih edebilirsiniz.

Menepoz İçin Doğal Çözümler

Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa'nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.

Nohut: Sebze hormonu "fitoöstrojen" içerir. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarından birisidir.

Kola: Kafein vücudun yorgunluğunu alır ve konsantrasyonu sağlar.

Üzüm: İçerdiği "elajik" asit sayesinde menopozun neden olduğu kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükselterek de menopoz semptomlarını en aza indirir.

Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır. Bu da kolon kanserine karşı korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir. İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz dönemindeki kadınlarda östrojen seviyesini dengede tutar.

Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit içerir.

Topuklu Ayakkabının Zararları


Kadınlar için belki de hayatlarında en önem verdikleri şeylerden biri ayakkabılarıdır. Birçok sosyal araştırmanın bizlere gösterdiği bu bilgi sayesinde bu konuda da sağlıklı önerilerimizi sizlere sunuyoruz. Topuklu ayakkabılar çok güzel durabilir, sizi iyi hissettirebilir. Fakat bir süre sonra bu his gerçekten kötüleşebilir.

Amerikan Hackensack Üniversitesi direktörü doktor Morris Morin bu konuyu şöyle açıklıyor: “ Uzun süreli olarak kullanıldığında, topuklu ayakkabılar çok acı verici olabilir. Özellikle topuk ve bileklere verdiği zarar gittikçe artar. Bunun psikolojik açıdan da kötü yanları bulunuyot. Amerikan Pediyatri Derneği ile yaptığımız bir araştırmada, topuklu ayakkabından vazgeçemeyen kadınların %42’isinin acı hissettikleri fakat görünüşün daha önemli olduğunu belirtiyor. Bu, üzerine düşünülmesi gereken bir konu.”

Peki yapılması gereken nedir? Doktorlar, eğer sürekli topuklu ayakkabı giymek zorunda iseniz bazı önlemler almanız gerektiğinizi belirtiyor.

Topuklu veya topuksuz, eğer ayağınızın doğal şeklinden daha farklı bir yapıya sahip ayakkabı giyerseniz bu acı yaratır. Fazla sıkı olması ağrı, fazla bol olması da burkulma riskiyle karşı karşıya bırakır. Topuklu ayakkabının ekstra zararı ise, vücudunuzun bütün ağırlığını topuklarınız üzerinde toplamanız, onları taşıyabileceklerinden daha ağır bir görevle tek başlarına bırakmanızdır.

Topuklu ayakkabı, direkt olarak ayakta parmağın üzerindeki baskı şişliği olarak adlandırılan bunyona neden olmaz, fakat oluşması için yardım eder.

Bu anormal kemiksi şişlikler önce başparmak ile başlar ve diğer parmakları zorlar. Böylesi bir durumda, başparmağınız doğal yerini değiştirir ve bu da ağrıya neden olur. Bu durumda ayak başparmağınız ayağınızın dışına doğru taşarak normal profilinden ayrılır ve ağrıya neden olur.

Kendinizi İyi Hissetmek İçin Bunları Yapın

Kimbilir bugüne kadar gazetelerde kaç tane tavsiye okudunuz ama hiçbiri çare olmadı, değil mi?O zaman , şu anda kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak 10 minik tavsiyemiz var. Deneyin, işe yaradığını göreceksiniz.
1) Kendinize bir bardak su doldurun ve için Hararet nedeniyle vücudun artan su ihtiyacı bizi sinirli ve gergin yapıyor. Hemen şu anda bir bardak su içmeniz size iyi gelecektir.
2) Esneyin ve gerinin Eğer fırsat bulursanız bir bebeği veya hayvanı uyandıktan hemen sonra izleyin. Her zaman esner ve gerinirler. Vücudunuzu harekete hazırlamanın doğal ve sağlıklı bir yoludur bu.
3) Sakin bir yerde derin nefes alın Nefes alışverişinize konsantre olun. Oksijenin ciğerlerinize dolduğunu hissedin. Günlük yaşamda çoğunlukla bir şeylerin peşinde koşturmak oluruz ve dikkatimiz dağınıktır. 2 dakikalık bir derin nefes alma ve verme egzersizi zihninizi berraklaştırır.
4) Bir dakika süreyle gözleriniz kapatın Hepimizin yapması gereken milyon tane iş var. E.maillere, telefonlara, televizyondaki haberlere ve etrafımızı çeviren nice şeye sürekli bakıp durmamız gerekiyor. Kendinize bir dakika mola verin: gözlerinizi kapatın ve zihninizi boşaltmaya çalışın. Bunu yaparken telefonunuzu kapatın.
5) Kalkın şöyle bir dolaşın Kahve veya sigara içmek için yerinizden kalkıp dolaşıyorsunuz. Şu an gergin veya yorgun hissediyorsanız, bu sefer kendinizi için kalkıp bir dolaşın.
6) Sevdiğiniz bir şarkıyı dinleyin Size enerji ve dinginlik vereceğini düşündüğünüz bir şarkı dinleyin. Veya daha iyisi, sevdiğiniz bir şarkıyı mırıldanın. Kalkıp dolaştığınız sırada ufak bir şarkı da mırıldanırsanız, aynı anda bu listedeki iki tavsiyeyi birden gerçekleştirmiş olacaksınız.
7) Toparlanıp temizlenin Ah evet, bu doğru. Masanızı şöyle bir elden geçirin. Gereksiz şeyleri göz önünden kaldırın, çöpe atın. Gözünüzün önündeki boş bardak ve kül tablalarından başlayın. Çiçekleri falan sulayın. Sonra da gidip elinizi yüzünüzü yıkayın. (Bütün bu işlere 10 dakika kadar zaman ayırın)
8) Bir teşekkür notu yazın En kolayı bu. Elektronik posta kutunuzda size gönderilen bir sürü mesajdan herhangi birini seçin ve onu size gönderen kişiye küçük bir teşekkür notu yazın. Hem size iyi gelir, hem de karma sizden gelecek pozitif enerjiye ayrıca karşılık verecektir.
9) Sevdiğiniz birine birkaç güzel söz söyleyin Telefonla veya yanına giderek, değer verdiğiniz bir kişiye 'onu sevdiğinizi' veya onunla birlikte olmaktan ne büyük keyif aldığınızı söyleyin. Bu küçük jest, sizi günün kahramanına çevirebilir.
10) Oturup büyük hayallerinizi yazın Eğer hayallerinizi siz umursamıyorsanız, hiç kimse umursamayacak demektir. Kendinize iki dakika ayırın ve hayallerinizi bir kağıda yazın. Mesela sakin bir tatile çıkmak gibi bir hayaliniz varsa, Google'dan sakin bir orman resmi bulup indirin. Resmin printer'dan çıktısını alın ve hayalinizi yazdığınız küçük kağıdı buna iliştirin.
--Op. Dr. M. Tufan

Papatya gibisin zarif ve ince



Papatyanın Faydaları ve Kullanım Alanları:
Ağıziçi pamukçuk (Aft) ve yaralar, ağız ülserleri (canker sores- mouth ulcers)Konjoktivit (Gözdeki konjoktivanın iltihabı: kaşıntı, çapaklanma ve kapakların birbirine yapışması şeklinde görülebilir. Allerjik, mikrobik, güneş veya sıcak sebepler olabilir.)
Kolik (Kalınbağırsak ve karın boşluğunda duyulan sancı)
İshal ve sürgün (Diarrhea)
Stresli kolon veya kalın bağırsak kasılması, bağırsak allerjisi (IBS: Irritable Bowel Syndrome)
Ekzema
Dişeti İltihabı (Gingivitis ve perrodontal hastalıklar)
Mide Ekşimesi ve Mide ekşimesinden dolayı yemek borusunda veya midede duyulan yanma hissi (Heartburn)
Sindirim güçlüğü ve hazımsızlık (Indigestion)
Uykusuzluk problemleri
Peptic Ülser
Deri Tahrişleri
Ülseratif Kolit (Kalınbağırsak iltihabı)
Burkulma ve kas zorlanmalarına karşı kas gevşetici
Depresyon, stres ve sinirsel durumlara karşı sakinleştirici
Böbrek ve safra kesesi taşlarına karşı çözücü, idrar arttırıcı
Soğuk algınlığı ve saman nezlesine karşı
Ateş düşürücü olarak kullanılmaktadır.
Kullanım Biçimleri:
Papatya çayı hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu çiçek, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (Kaynatılmaz), 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür.
Banyo katkısı: Tam banyo için dört avuç dolusu, yüz veya saç yıkamak için bir avuç dolusu papatya çayı haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra banyo suyuna eklenir.
Kompresler: Bir bardak kaynar süt, bir yemek kaşığı dolusu çiçeğin üstüne dökülür, demlenmesi için 8-10 dakika beklenir ve posası süzüldükten sonra sıcak sütle kompresler yapılır.
Bitki yastığı: Keten bezinden yapılmış bir yastık, kurutulmuş çiçeklerle doldurulur ve ağzı dikilir. Kuru bir tavda iyice ısıtılır ve hasta organın üstüne koyulur.
Papatya yağı: Güneşli havada toplanmış çiçekler, bir şişenin içine gevşekçe doldurulur ve üstüne sızma zeytinyağı, çiçekleri örtecek kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca, arada bir çalkalanarak ve kapağı açılarak, güneşte bekletilir. süre sonunda tülbentten süzülür ve koyu renkli şişelerde, serin bir yerde saklanır.
Papatya merhemi: 250g içyağı ( veya margarin ) tavada iyice kızdırılır ve iki avuç dolusu taze çiçek içine eklenir. Tavadakiler köpüklenmeye başlayınca karıştırılır, ağzı kapanarak serin bir yere bırakılır. Ertesi gün yeniden ısıtılır, tülbentten geçirilerek süzülür ve cam veya porselen merhem kaplarına aktarılır. Buzdolabında saklanmalıdır.
Papatya Buğusu: İçinde su kaynayan bir kabın üstüne yerleştirilen süzgecin içine, taze veya kurutulmuş bitkiler konduktan sonra, süzgecin üstü kapanır. Bir süre sonra , yumuşamış olan bu sıcak bitkiler çıkan buhar genize çekilir.

Ekolojik Beslenme


Şimdilerde organik yiyecekler hayli gündemde. Yediğiniz meyve ve sebzelerin yetiştiği tarlaları, ürünlerin katkısız olup olmadığını biliyor musunuz? Oysa ki, organik gıda tüketmenin sağlığınıza katkılarını bilmeniz ve seçimlerinizi doğru yapmanız gerekiyor.

Son iki senede organik gıda sektörü büyük bir patlama yaşadı. Gazetelerin manşetlerinde gıda sektöründe söz sahibi firmaların ürettiği ürünlerin sağlıklı olup olmadığı tartışıldı. Özellikle yurt dışında organik ürünler rağbet görmeye başladı. Her geçen gün, sağlıklı yaşam ve organik gıda insanların hayatında daha fazla önem kazanıyor. Şimdi bazı soruların cevaplarını alarak organik gıdayı anlamamız mümkün.
Organik gıdanın gerçek anlamı nedir? Organik gıda, sebze, meyve gibi ürünlerin yetiştirilmesinde ve işlenmesinde yapay ilaçların, hormonların, antibiyotiklerin koruyucu ve renklendiricilerin, ambalajların da dahil olmak üzere kimyasal maddelerin kullanılmadığı gıdalardır. Organik gıda üretimi oldukça zahmetli ve zorlu bir süreçtir. Dünya standartlarında bir çiftçinin tarlasında, organik gıda üretimine başlayabilmesi için beş yıl tarım ilaçları ve çeşitli kimyasallardan arındırması gerekmektedir. Bu oran ülkelerin belirledikleri asgari oranlara göre değişim göstermektedir.
Organik gıdalar dahamı besleyici?Organik tarım teknikleriyle hazırlanmış gıdalar, diğer gıdalara oranla daha besleyicidir. Yetiştirilmesinden paketlenmesine kadar geçen süre boyunca kimyasal etkilere maruz kalmamış olması dolayısıyla, kimyasal maddeler içeren gıdalara göre daha sağlıklı olduğu bilinmektedir. Örneğin; organik tekniklerle üretilmiş bir portakaldaki C-vitamini seviyesi kimyasal bileşenlerle karışmadığı için daha fazladır. Organik gıdaların üzerlerinde kimyasal maddeler olmadığı için, diğerlerine oranla bir kere yıkanması yeterlidir. Meyve, sebze, et, süt, yumurta ve organik yöntemlerle üretilmiş tüm besinler belirlenmiş Şimdilerde standartlara uygun doğal haliyle piyasaya sunulmaktadır.
Organik çikolata, yer fıstığı veya kahveyi seçtiğinizde hem kendinizi hem de çevrenizi zararlı böcek ilaçlarından korumuş oluyorsunuz. Organik maş fasulyesi, mısır satın aldığınızda genetiğiyle oynanmış yiyecekleri tercih etmemişsiniz demektir.
Organik tarım nasıl yapılır?Avrupa ülkelerinde son beş senelik zaman dilimi içerisinde organik tarım, pazarda büyük pay sahibi olmuştur. Organik tarım ürünleri her ülkenin kendi bünyesinde belirlediği yetkili kamu kuruluşları veya yetkili sivil toplum örgütleri tarafından tüketici hakları düşünülerek koruma altına alınmaktadır. Üreticinin yetkili kurumlara başvurduktan sonra belirlenmiş standartlara uygun, denetimlere açık şekilde tarlasında kimyevi ilaçlar, kimyevi gübre, hormon, antibiyotik kullanmaması, paketlenmede de parlatıcı ve renklendirici gibi maddelerinde kullanılmaması gerekmektedir. Bu koşulları sağlayan üretici organik gıda sertifikası almaya hak kazanır.
Satışa sunulmuş organik gıdalar neden daha pahalıdır?Organik gıda ürünlerinin pahalı olmasının birkaç sebebi vardır. Üretimde zorlu koşulların yerine getirilmesi için harcanan çaba bunların başında gelir. Fakat sevindirici bir gelişmedir ki, her geçen gün organik gıda sektörü bilinçli tüketiciler sayesinde pazarda daha geniş yer bulmaktadır. Organik tarım küçük tarlalarda yapıldığı ve maliyetinin çok yüksek olması dolayısıyla, geniş üretim sahasına yayayılmış kimyasal yöntemlerle tarım yapan üreticilerle boy ölçüşememektedir. Son on yıllık zaman dilimi içerisinde Avrupa ülkelerinde doğala dönüş bilinci oldukça hızlı yayılmaya başladı. Ülkemizde de sağlıklı yaşam giderek önem kazanıyor.

Kalp Rahatsızlıklarında değiştirilebilen risk faktörleri

Değiştirilemeyen risk faktörleri
Ailede erken yaşta kalp krizi geçiren bireylerin bulunması, erkek cinsiyet, ileri yaş, şeker hastalığı ve kişilik yapısı (stresli kişilik gibi) değiştirilemeyen esas faktörler.
Değiştirilebilen risk faktörleri
Günlük yaşantımızda yaptığımız bir çok hata, sağlığımız açısından geri dönüşü olmayacak sonuçlara yol açabiliyor. Oysaki alacağımız bazı önlemlerle bu riskleri ortadan kaldırmamız mümkün. Sigara içmemek, kolesterolü kontrol altında tutmak, stresten uzak durmak ve düzenli egzersiz yapmak bunlardan sadece birkaçı...
1 Sigara tüketimi: Kalp damar hastalıklarından ve bu hastalıkların yol açtığı ölümlerden korunmak için atılacak ilk adım sigara ve dumanından uzak durmak. Çünkü sigara tüketimi hastalık riskini iki kat arttırıyor.
2 Kolesterol: Kolesterol kontrolü sağlamak için beslenmede doymuş yağ oranının azaltılması, tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri içeren yağların oranının arttırılması, besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edilmesi, posa içeren yiyecekler ile meyve sebze tüketiminin arttırılması gerekiyor. Doğru rejimin az miktarda protein içermesi, u proteinin ise balık, kümes hayvanları ve soyadan alınması gerekiyor.
3 Yüksek tansiyon: Yüksek tansiyona yol açan nedenlerin başında alınan fazla kilolar geliyor. Öte yandan kilo kaybı, özellikle karın bölgesinden zayıflandığından kan basıncını hemen düşürerek kalbin yükünü azaltıyor. Tansiyon hafif şekilde yüksekse beslenmede tuzu kesmek, ilaç kullanmadan tansiyonu normale düşürmeye yardımcı olabiliyor.
4: Kontrolsüz şeker hastalığı: Şeker hastalarında damar sertliği, daha sık ve erken yaşta görülüyor. Bu hastalara sıklıkla şişmanlık ve hiper tansiyonda eşlik ediyor. Şeker hastalığı kontrolünde diyet ve egzersiz, ilaç tedavisinin yanın da önemli rol oynuyor.
5 Obezite (Şişmanlık): Obezite tedavi edilmediğinde hiper tansiyon, kolesterol ve şeker hastalığı gibi kalp damar hastalığı riskini artırıyor.
6 Stresli yaşam: Yüksek stres vücut direncinin düşmesine sebep oluyor. Vücut strese adrenalin hormonu salınımını arttırarak yanıt veriyor. Bu da kalp ve solunum hızının artmasına ve tansiyonun yükselmesine sebep oluyor. Yağ asitleri ve kolesterol kana daha çok salınıyor ve kan kalınlaşmaya başlıyor. Stresle mücadelede düzenli egzersiz yapmanın etkili olduğu pek çok araştırmada gösteriliyor.

Uzun sağlıklı bir hayat için dikkat edilmesi gerekenler


Kalbinize özen gösterin
Uzun ve sağlıklı yaşam için kalp sağlığı çok önemli. Uzmanlara göre, 20'li yaşlardan itibaren düzenli beslenme alışkanlıkları, spor ve rutin kontrollerle kalp sağlığınızı korumanız mümkün.
Sağlıklı yaşama yeterince önem verilememesi, sigara, alkol, stres, hareketsizlik ve yanlış beslenme alışkanlıkları her yıl on binlerce kişinin kalp hastalıklarına yakalanmasına sebep oluyor. Bu etkenlerin yanısıra genetik mirasınız, yaşam tarzınız kalp sağlığınızı etkileyen en önemli faktörler arasında yer alıyor. Dikkate alacağınız bir kaç öneriyle daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam geçirebilirsiniz.

Sağlıklı beslenmeden menopoza, düzenli spor alışkanlığından sınırlı alkol tüketimine kadar, kalp hastalıklarından korunma önerileri...

Bel ölçünüze dikkat edin
Yağların karın çevresinde toplanmasının özellikle kalp damar hastalığı riskini arttırdığını ve bel çevresinin kadınlarda 88, erkeklerde 102 santimi geçmemesi gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Fazla kilolarınızdan kurtulmaya çalışın. Bunun için öğün aralarında atıştırmalara, hızlı yemek yemeğe son verin. Yavaş ve istikrarlı kilo vermenin daha sağlıklı ve kalıcı olduğunu unutmayın.

Sağlıklı beslenin
Kalp sağlığınız için sağlıklı yiyecekler tüketin. Kolesterolünüzü gerekli seviyeye düşürmek ve kalp hastalıklarından korunmak için zeytinyağı, ayçiçeği, mısırözü, soya gibi bitkisel yağları tercih edin. Kırmızı eti mümkün olduğunca yemeyin. Et tercihleriniz balık, hindi, tavuk olsun. Beslenmenizde, fasulye, mercimek, bezelye gibi kolesterolsüz protein kaynaklarına yer verin. Yağsız veya az yağlı, süt ve süt ürünleri tüketin. Düşük kalorili sebze ve meyveler kalp hastalıklarına karşı koruyucu maddeler içerirler. Günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Beslenmenizde beyaz un yerine işlenmemiş buğday unu (kepekli) tercih edin.

Menopozu geciktirin
Östrojen hormonu kadınları damar sertliğine karşı koruyor. Ancak menopozla birlikte östrojen hormonu ortadan kalktığı için kadınlarda anormal bir damar sertliği süreci başlıyor. Bu nedenle menopozun geciktirilmesi için tedavi uygulanması gerekiyor.

Düzenli spor yapın, stresten uzak durun
Tembellik ve aşırı stresten uzak durun. Düzenli egzersiz, kalp hastalıkları ve kalp krizinden koruyor. Kalbinizi, kemiklerinizi ve kaslarınızı güçlendiriyor. Ancak 35 yaşından sonra yoğun efor gerektiren bir spora başlayacaksanız, gizli kalp hastalığı riskine karşı mutlaka iyi bir kalp kontrolünden geçin. Egzersizin en ideali uzun yürüyüşler. Kandaki kötü kolesterolünüzün yakılması için 5 kilometreyi 45 dakikada tempolu şekilde yürüyün.

Psikolojik destek alın
Hastalığınızı, aileniz veya çevrenizle ilgili sorunlarınızı bir Liyezon Psikiyatri uzmanı ile görüşün. Liyezon Psikiyatri uzmanı, organik bir hastalığın (kalp hastalığı gibi) psikolojiniz üzerinde yaptığı bozuklukları inceliyor.

Aceleci olmayın
Kendinizle, yaşamla, ailenizle, eşinizle, dostlarınızla barışık olun. Çok çabuk karar veren, hızlı hızlı konuşan, merdivenleri bir kaç basamak birden çıkmaya çalışan, sabırsız biriyseniz (A tipi kişilik) yavaşlayın. A tipi kişilikte kandaki adrenalin seviyesi çok yükseliyor, bu da spazma neden oluyor. Riskinizi azaltmak için daha yumuşak, sakin hareket eden, huzurlu biri olmaya özen gösterin.
Alkolü sınırlandırın
Kalbiniz için ''alkol yararlıdır'' demiyoruz. Fakat eğer içki içecekseniz tercihiniz yararlı kolesterolü yükselttiği bilinen kırmızı şaraptan yana olsun (günde bir su bardağı). Fakat kırmızı şarap içmiyorsanız içinde kalbi koruyucu maddeler içeren üzümü çekirdekleriyle birlikte yiyebilirsiniz. Üzüm çekirdeği toz ve kapsül olarakda satılıyor.

Varis’i hafife almayın


Toplardamarların genişlemesine ve şişmesine varis denir. Genellikle, vücudun en fazla basınç altında kalan bölgesi olan bacakların alt kısımlarında görülen varis, yalnızca estetik açıdan değil, sağlık açısından da önlem almayı gerektirir.
Bu durum damarların deri yüzeyinde görünür hale gelip morarması ile kendini gösterir. Ayak bileklerinde şişlikler oluşabilir. Uzun süre ayakta kalındığında bacaklarda ağrı ve karıncalanma hissedilir

Kilo vermenin 5 zekice yolu

Başta kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyor. Yani diyet yapmamak, istediğinizi yemek, yemeği bir takıntıya dönüştürmemek ve sonuçta kilo vererek zayıflamak. Bu yöntem için bir fiyat belirleyip satışa sunarsanız, paraya para demeyeceğiniz kesin. Oysa biz bir diyet hilesinden bahsetmiyoruz. Bunlar herkese açık ve bedava olan gerçekler...

Kadınların Korkulu Rüyası "El Ekzamaları"

Ellerde hassasiyetekzema habercisi mi? Ellerimiz sürekli dış ortamla temas halindedir. Bazı kişilerin elleri normal günlük aktivitelere karşı daha duyarlıdır. Kolayca kurur, çatlar ve pullanır. Su, sabun, deterjan ve temizlik maddeleri deriyi en sık tahriş eden ajanlardır. Özellikle ev kadınları, ahçılar, temizlik işçileri ve elleri su ile fazla temas eden kişilerde görülür.
Ellerde kuruluk, soyulma, parmak izlerinde silinme,çatlaklar, sızlama şeklinde ortaya çıkar. Ayrıca bazı maddeler hassas kişillerde allerji yapabilir. Allerji, tahriş olmuş deride daha kolay oluşur. Çok kaşıntılı, sulantılı, kızarık döküntüler gelişebilir. Allerjik el ekzemaları daha çok mesleğe bağlı olarak özel maddelerin teması sonucu ortaya çıkar. İnşaat işçilerinde çimentoya, kuaförlerde saç boyalarına, sağlık personelinde eldivenlerde bulunan latekse karşı alllerji gelişebilir. Kişide daha önce yıllarca böyle bir allerji olmayabilir.
Korunma ve tedavi Ekzemanın korunma ve tedavisinde en önemli nokta tahriş edici allerjik maddelerle teması önlemektir.
Su ve deterjan gibi maddelerden kaçınılmalıdır. Ellerin hangi sıklıkta ıslandığı çok önemlidir.
Ellere sabun ve deterjan teması en fazla günde bir kaç kez olmalıdır.
Eldiven kullanmak beklenildiği kadar yarar sağlamaz. Elleri terletir. Ciltte soyulmalar olabilir. Bazı kişiler için eldiven içindeki maddeler alllerjik olabilir. Pamuk astarlı eldivenler tercih edilmelidir. Eller terlemeden eldivenler çıkarılarak havalandırılmalıdır.
Cildin yıkama ile kaybettiği doğal yağların yerine konması çok önemlidir. Kullanılan ticari el kremleri parfüm ve tahriş edici başka maddeler içerebilir. Yalnızca doktorun önerdiği ürünler kullanılmalıdır. Bu ürünler suyla her temas sonrası ve cilt kuru hissedildikçe ince bir tabaka halinde uygulanmalıdır.
Aşırı sıcak ve soğuk sudan kaçınılmalı, ılık su tercih edilmelidir.
Taze meyva ve sebzelerin öz suları da şikayetleri arttırabilir. Bunlarla doğrudan temastan kaçınılmalıdır.
Allerjik bir maddenin temasından şüpheleniliyorsa bu madde deri testleri yapılarak saptanmaya çalışılır.
El ekzeması tedavisinde en çok kortizonlu kremler kullanılır. Ekzemanın çeşidine göre ek tedavi ajanları mevcuttur. Tedavinin yan etkiler de göz önüne alınarak doktor kontrolünde yapılması gerekir.
Hastalığın tekrarlamaması için hastanın korunma yöntemlerine uyması gerekir.
Dr. Canan Savaş Cilt Hastalıkları Uzmanı