anne çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bebeğiniz çok ağlıyorsa ne yapmalısınız?



Bebeklerinin ağlaması özellikle yeni anne babaları çok telaşlandırabilir. Bebekler birçok nedenle ağlar ve çoğu zaman da anlaşılır bir nedeni yoktur. Ama bir bebek ağlıyorsa kesinlikle şunu demek istiyordur. ‘Kendimi iyi hissetmiyorum ve yakınlığınıza ihtiyacım var’. Bazı bebekler sık sık ağlar. Bu durum karşısında ebeveynler kendilerine çaresiz hissedebilir.
Anne ve baba, bebeklerinin canının yanıyor olmasından korkuyor, bebeklerine karşı birşeyleri yanlış yaptıklarını düşünüyor ve çaresizliğe ve ümitsizliğe kapılabiliyor. Bebekler genelde aç veya yorgun olduklarında, altları kirlendiğinde, tenleri tahriş olduğunda, canları sıkıldığında veya ilgiya ihtiyaç duydukları için ağlayabilirler.

Bütün bebekler ilk aylarda ağlar. Bu çok normal bir durumdur. Bebeklerin ağlama sıklığı, sürekliliği ve ses yüksekliği çocuktan çocuğa değişir. Bebeklerde ağlama altıncı haftaya kadar giderek artar, altıncı haftadan itibaren ağlamalar giderek azalır evreleri genelde azalmaya başlar.

Bebekleriniz ağladığında neler yapmalısınız?- Sakin olmaya çalışmalısınız, bütün bebekler ağlar.
-Öncelikli olarak, bebeğin ağlama nedeninin öğrenmeye çalışın. Bebekler, açlık, susuzluk, altının kirlenmesi, yorgunluk gibi nedenlerle ağlar.
-Bebeğinizi sakinleştirmeye çalışın. Göz teması kurarak, sakince konuşarak, hafifçe sallayarak, (çarşafla falan değil, kucağınızda çok hafif şekilde) şarkı söyleyerek bebeğinizi sakinleştirebilirsiniz.
-Bebeğiniz ısrarlı bir şekilde ağlamaya devam ediyorsa, adeta ağlama krizine girmişse bebeğinizle birlikte başka bir odaya geçin veya kısa süreliğine açık havaya çıkın. Bunlar bebeğinizin sakinleşmesini kolaylaştıracaktır.
-Bebeğinizi sakinleştirmeye çalışırken sakin ve kararlı olun, telaşlanmayın. Telaşlı davranışlarınız bebeğinizin huzursuzluğunun artmasına neden olabilir.

Bebek ağlayınca sinirlenmemelisiniz, kızmamalısınız, Hiç bir bebek kasten ağlamaz. Her bebek ağlar, önemli olan şey bebeğinizin ağlama nedenini bulup onu güzelce sakinleştirmektir. 

Çocuk eğitiminde anne babaların kaçınması gereken davranışlar


Çocuk eğitimi, sanıldığı gibi kolay bir şey değildir. Birçok anne baba ne kadar iyi niyetli olsalar da bu konuda önemli hatalar yapıyorlar. İşte anne ve babaların çocuk eğitiminde yaptıkları bazı yanlışlar:
Çocukların her istediğini yapmak: Pek çok anne baba ‘Ben çok sıkıntı çektim. İstediğim herşeyi sahip olamadım. Çocuklarım benim yaşadığım sıkıntıları yaşamasın’ diye çocukların bütün isteklerini yerine getirir. Ancak bu durum zamanla çocukları şımartır. Anne baba ise ‘Her isteğini yerine getirdik bu çocuk neden böyle oldu’ diye hayıflanıp durur. Çocuğun her istediğini anında yapmak yerine, çocukların isteklerinin bir ihtiyaç olup olmadığı dikkate alınmalıdır.  Gerekli ve ihtiyaç dışı istekleri ise ancak hak ettiği zaman verilmelidir. Çocuk böylece isteğini kavuşabilmek için çaba sarf etmesi ve sabırlı olması gerektiğini öğrenir.
Anne baba arasındaki tutarsız davranışlar: Çocuk yetiştirmede anne ve baba arasındaki uyum ile işbirliği çok önemlidir. Annenin hayır dediği bir şeyi baba evet dememeli. Baba çocuğa kızdığı zaman anne çocuğa arka çıkmamalıdır. Çocuklar ancak bu şekilde doğru ve yanlışı ayırabilir.
Yüksek sesle konuşmak ve bağırmak: Günün getirdiği yorgunluk ve stres sonucunda bir çok anne ve baba söz dinlemeyen çocukları yüksek sesle bağır. Bu çocuklarda işe yaramayan bir yöntemdir. Çünkü zamanla çocuk sizin ona bağırmanıza ve kızmanıza alışır ve hiç tepki vermez.
Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak: Çocukları arkadaşlarıyla kıyaslamak çocukları incitir ve onlarda derin yaralar açabilir. "Bak arkadaşın ne kadar çalışkan" veya "kardeşin nasıl da sessiz sedasız oturuyor, terbiyeli, sen öyle değilsin" türü sözlerden ve yaklaşımlarından kesinlikle kaçınılması gerekiyor.
Tehdit etmek: Anne babalar, ‘Söz dinlemezsen televizyon izleyemezsin, dersini çalışmazsan arkadaşınla oynayamazsın’ gibi şartlarla, çocukları tehdit ederek isteklerini yaptırmaya çalışır. Ancak çocuk ne yapıp edip annenin isteğini yerine getirmeden kendi isteğini anne ve babasını uygulatır. Bu durumda boş yere tehdit etmektense anne ve baba olarak karlı olmayı öğrenmek gerekiyor.


Çocuğunuz saldırganlaşırsa ne yapmalısınız?


Çocukların gelişim sürecinde saldırgan davranışları olabilir, bu çok normal. Ancak çocuklar zamanla anlaşmazlıklar karşısında nasıl davranacaklarını ve çözüm yollarına öğrenmeleri gerekiyor. Hemen panik olmamalısınız. Her insanda olduğu gibi kızgınlık ve saldırganlık çocuklarda da görülür. Bu doğanın kuralı olsa gerek.
Uzmanlar, çocuklardaki saldırganlığın çocukların mizaçlarından kaynaklandığı gibi yetiştiği çevrenin de etkisinin olabileceğini belirtiyorlar. Bir evde anne veya baba çocuğu dövüyorsa veya bağırıp çağırıyorsa kendi çocukları da bu şekilde davranır. Çünkü çocuk anlaşmazlıklar karşısında nasıl davranılacağını ilk önce anne ve babasından görür ve öğrenir. Yine bu kardeşler arasında ve arkadaşlar arasında da çok etkilidir.
Siz çocuğunuza hiç sözlü veya fiziksel şiddet uygulamıyorsunuzdur, ama bulunduğu arkadaş çevresi bu davranışları yaptığı için o da saldırgan davranışlar sergileyebilir. Kısaca bu konuda anne baba, kardeşler ve arkadaşalar her zaman örnek alınır. Uzmanlar, yuvada ve okulda devamlı saldırgan davranışlarda bulunan çocukların, bu davranışların temelinde aile içinde yaşanan olayların olduğunu belirtiyorlar.
Yine çocuklar yorgun ve üzgün olduklarında da saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Çok iyi, hiç şiddet göstermeyen bir anne ve babanın çocuğu da günü çok kötü geçtiği için, yorgunluktan ve mutsuzluktan da aksileşip saldırgan davranışlarda bulunabilir. Saldırganlık her zaman kötü bir davranış olarak da algılanmamalı. Çocuklardaki saldırganlık zaman zaman yapıcı da olabilir.
Evet çocuklarda saldırganlığın olması normaldir. Ancak bunu olumlu yönde kullanabilmeyi çocuğa öğretmek gerekir. Can sıkıcı bir durumda çocuklar sinirlenebilir, yüksek sesle konuşabilir. Ancak yaşadığı öfkeli durumda başkalarına veya eşyalara zarar vermemesi gerektiğini anne ve babası çocuğa anlayabileceği bir dille anlatmalıdır. Kısaca çocukların kızgın ve öfkeli olmaya hakları olduğu ancak vurup kırmaya hakları olmadığı öğretilmeli.
Büyükler çocuklar arasındaki kavgayı asla müdahale etmemeliler, ancak şiddet olduğu durumlarda araya girilmeli ve bunun yanlış bir davranış olduğu anlatılmalı. Çocukları sinirli ve öfkeli olduklarında bunu nasıl dışa vuracakları da önemlidir. O nedenle uzmanlar, çocukları mutlaka bir spor dalı ile uğraşmalarını tavsiye ediyor.

Bebeğinizle sürekli konuşun, çabuk öğrensin, çabuk konuşsun


Anneler bebeklerinin ne zaman konuşacağını merak ederler, heyecanlanırlar; geç konuşacak diye endişe ederler. Bebeğin konuşmaya başlamasına yardımcı olmanın en iyi yolu, onunla bol bol konuşmaktır. anneler, babalar bebekleriyle konuşmalı, onlara ninniler, şarkılar söylemeli, kitap okumalı.
İşte bebeklerin konuşmasına ve çabuk öğrenmesine yardımcı olacak öneriler...
- Bebeğinizle sürekli konuşun. Kısa cümlelerle, yavaş yavaş ve tane tane konuşun.
- Onunla bebek dilinde değil, normal bir şekilde konuşmaya özen gösterin.
- Bebeğiniz, çeşitli sesler çıkarıp konuşma denemeleri yaparken onu susturmayın, o anda düzeltmeyin, aksine, devam etmesi için teşvik edip cesaretlendirin. Onun çıkardığı sesleri siz de çıkarın. Bu sesleri yavaşça düzeltip onun tekrar etmesini sağlayın.
- Ona sürekli kitap okuyun. İlk zamanlar fazla ilgilenmeyecektir, fakat zamanla bundan çok zevk almaya başladığını, sizi dinlediğini göreceksiniz. - Bebeğinize etraftaki nesnelerin, eşyaların isimlerini söyleyin, ona tanıtın.
- Sürekli aynı ninnileri veya şarkıları tekrarlayın; bu, onun öğrenmesine, söylenenleri aklında tutmasına yardımcı olacaktır.

Okul korkusu ile nasıl baş edilir?


Okulun ilk gününde yaşanan kaygı ve korku oldukça normal kabul edilebilir; zira bu durum hem çocuk hem de ebeveynler için oldukça yeni ve içinde bir sürü bilinmezlikler barındıran bir durumdur. Bilmediğimiz ve öngörmekte zorlandığımız durumlar hepimizde kaygı yaratır ve bu kaygı her zaman da kötü ya da yıkıcı olmak zorunda değildir. Birçok durumda kaygı; baş edebilme sınırlarımızı aşmadığında ve yaşanan durumla orantılı sayılabilecek dozlarda olduğunda odaklanmaya, motive olmaya ve hatta harekete geçmemize dahi yardımcı olabilen bir duygudur. Ve bu duygunun bu süreçte doğal olduğunu ebeveynlerin hem çocukları hem de kendileri için kabul edebilmeleri adaptasyon sürecinin çok önemli bir parçasıdır.

Elbette yeni bir ortam, yeni arkadaşlar, anneden ve evden daha uzun süreli ayrı kalmak bir çocuk için korkutucu ve kaygı verici olabilir. Aynı şekilde, bir ebeveyn için de çocuğundan daha uzun süre ayrı kalma ve çocuğunu okul dahi olsa başka bir ortama emanet etme fikri zorlayıcı olabilir. Bu hislerin çok yoğun olduğu birçok durumda çocukta ayrılık anksiyetesi doğrultusunda okula gitmek istememe, ağlama nöbetleri, uyku ve iştahta bozulmalar yaşanabilmekte, okula başlama sürecini hem çocuk hem de ebeveynler açısından çokça zora sokarak adaptasyon sürecini uzatabilmektedir.

Bu süreçte yaşanan birçok duygunun yanı sıra aslında belki de bu sürecin en önemli kısmı bu büyük günün giderek anneden ayrışan ve bireyselleşen çocuğun gelişiminde büyük bir adım olmasıdır. Okul deneyimi her yaş için büyük bir öğrenme ortamı olmakla birlikte aynı zamanda bir çocuk için ebeveynlerinden ayrı kendi başına bir ortamda kalabilme, var olabilme ve sosyalleşebilme gibi becerileri de kazandırması açısından büyük önem taşır.

Okula başlarken yaşanan ebeveynlerden ayrılma süreci her ne kadar hem çocuk hem de ebeveyn için zor olsa da aslında her ayrılık gibi “büyütücü”dür. Bu büyüme deyim yerindeyse “anne çocuğu”ndan “okul çocuğu”na dönüşme şeklinde olacaktır. Ancak elbette ki bu büyümeye ebeveynin, bu bağlamda özellikle annenin, duygusal anlamda izin veriyor olması çok önemlidir. Burada izin vermekle kastedilen şey, annenin bu ayrılma ile yaşayabileceği olası kaygıları ile bu büyüme sırasında çocukla ikisinin birlikte yaşayacağı keyfi dengeleyebilmesi durumudur. Fakat ne yazık ki bu dengeyi kurmak her zaman çok kolay olmamaktadır.

Özellikle birbirine çok bağlı, neredeyse yapışık anne-çocuk ikililerinde annenin çocuğundan ayrı yalnız kalma korkusu yaşaması, ondan uzakken onu tehlikelere karşı koruyamayacağına dair duyduğu kaygı durumu zorlaştırabilir. Benzer bir durumda söz konusu annenin çocuğu ise bir yandan okula başlamaya duyduğu heyecanla birlikte annesini yalnız bırakmaya dair yaşadığı suçluluk ve annesiyle ikili olma durumunun ona sunduğu güvenli ve korunaklı ortamı bırakıyor olmanın korkusu içerisinde kaybolur. Böyle bir durumda çocuğu okula karşı cesaretlendirme açısından iş ebeveyne düşmektedir.

Okula başlamakta ve anneden ayrılmakta güçlük çeken bir çocuk söz konusu ise bu durumda mutlaka bu ayrılığı yaşamakta güçlük çeken bir annenin varlığından da söz etmek mümkündür. Çocuklar yeni bir durumun ne kadar stresli ya da tehlikeli olabileceğine dair ipuçlarını ebeveynlerinin duygu ve davranışlarını takip ederek, onlara bakarak anlamaya çalışırlar.

Bu nedenle annenin bu konudaki hislerinin farkında olması, geçmişten getirdiği duygusal yüklerinin bu duruma etkilerini anlaması çocuğunun bu süreci ve geçişi sağlıklı tamamlayabilmesi açısından büyük önem taşır. Bu konuda gerekirse bir uzman desteği alarak sağlıklı büyüme yolundaki engeller daha rahat aşılabilir. Bu önemli değişim ve yenilik durumunun hem ebeveynler hem de aileler açısından daha uyumlu ve rahat geçirilebilmesinin önemli bir sırrı; aile olarak başka bir değişimin bu süreçle çakışmamasına özen göstermektir.

Örneğin; okula başlarken aynı anda bir taşınma durumu ya da annenin işe başlaması, yeni bir kardeşin doğumu gibi her biri kendi içinde ayrı bir adaptasyon süreci gerektiren değişimler bu süreci daha da zora sokacaktır. Bunlara dikkat ederken bir yandan da çocuğa destek olmak elbette mümkündür. İlk olarak okul ortamı ve okul yaşamı ile ilgili gerçekçi beklentiler oluşturmak çocuğun hayal kırıklığı yaşamasını engelleyerek adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Örneğin; söz konusu bir okul öncesi eğitim kurumu dahi olsa sadece “eğlence” kısmına odaklanmak yanıltıcı olacaktır. Ne de olsa okul keyifli bir ortam olmasının yani sıra yavaş yavaş kuralların daha net ve tutarlı şekilde uygulanmaya başladığı bir yerdir Ancak yine de okul sürecini çocuğun hayatında keskin bir dönüm noktası gibi görmemek gerekir.

Kardeş kıskançlığını aileler körüklüyor

Kardeş kıskançlığını aileler körüklüyor
Bir çocuğunuzun ihtiyacını karşılayıp, diğerini göz ardı ettiğinizde, kardeşler arası çatışmalar kaçınılmaz oluyor.
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Yankı Yazgan, kardeş kıskançlığı yaşayan çocuklarla ilgili şunları söyledi.
Kardeşler kıskanır mı?
Her kardeş birbirini kıskanmaz. Diğer taraftan kardeşler arasında anne- babanın boş zamanı ve ilgisinin paylaşımı konusunda çekişmeler çıkabilir. Bu çekişme birbirlerini hırpalama, zarar verici ve yok edici davranışlarda bulunma boyutuna varırsa, buna 'kıskançlık' demek daha uygun olur. Çekişme ile kıskançlık arasındaki farkı, "çekemezlik" oluşturur. Burada kıskançlığın tümden kötü ya da yanlış bir duygu olduğu izlenimi kesinlikle doğmamalı... Kıskançlık, "bende yok, ama onda var, öyleyse onda da olmasın" biçiminde olmadığında, geliştirici bir rol oynayabilir.
Anne-babanın tutumu kardeş sürtüşmelerini artırır mı?
Anne-babanın kişisel özellikleri ve aralarındaki ilişkinin kardeş sürtüşmelerini azaltma ya da artırma yönünde etkisi vardır. Anne baba kendi önceliklerinden vazgeçmede fazla istekli değilse, iki kardeş olduğunda bu iki kardeşe verecekleri ilgi ve zamanın dozu da azalabilir. Anne-babanın ikili ilişkisi, anne çocuk ve baba-çocuk ilişkisi ile eşit oranda tutulmaya çalışıldığı takdirde, ilginin birden fazla insan arasında bölünmesi durumuyla karşı karşıya kalırız ki, bu da bazen tarafların hiçbirinin aldığı ilgiden memnun kalmaması ve daha fazlasını talep etmesi ile sonuçlanabilir. Birinci çocuk, anneden ikinci çocuk kadar ilgi istemeye başlayabilir (zaten kardeşi doğana kadar aldığı ilgi buydu, doğumla birlikte azalan payını geri ister); bu arada baba da anneden yeterli ilgi almadığını, ihmal edildiğini düşünmeye başlarsa, bir de bu anne bir süre sonra işine dönmek zorunda olan, çalışan bir anneyse, baskı hissetmesi ve bunalması normaldir. Zaten bu tip kardeş çatışması durumlarında en çok zarara uğrayanlar genelde annelerdir. Eğer anne ve babada birbirleriyle olan ilişkilerindeki doyumdan geçici olarak vazgeçme ve daha çok çocuklara yönelme durumu varsa, bazen geçici olarak çocukların bölüşülmesi (örneğin anne küçük çocuğun zorunlu ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, baba da büyük çocuğa ilgi gösterebilir) sorunu hafifletebilir. Tabii çocukların doğumundan önceki ilişki yeterince sağlam ve bu tür sarsıntılara dayanıklıysa, sorun yoktur. Ama çok taze bir ilişkiyse, ya da sağlamlığı konusunda tarafların kuşkuları varsa veya daha da kötüsü ilişkiyi sağlamlaştırmak üzere bir çocuk yapıldıysa, çocukların arasında ortaya çıkan çatışma aslında daha çok anne-baba çekişmesinin bir sonucu olabilir.
Çocukların yaşı kardeş sürtüşmelerinde etkili midir?
Üç yaşındaki bir çocuğa gösterilmesi gereken ilgiyle 13 yaşındaki bir çocuğun ihtiyaç duyduğu ilgi eşit değildir. Dolayısıyla, çocuklara gösterilmesi gereken ilgi bir eşitlik ölçüsüyle değil de denklik ölçüsüyle değerlendirilmelidir. Çocuklarının bireysel özelliklerini ve ihtiyaçlarını iyi görebilen ve değerlendirebilen anne-babalar, kardeşler arasındaki çekişmelerin çatışmaya dönüşmesini de engelleyebilir. Üstelik, çocuğunun ihtiyaçlarını ve psikolojik özelliklerini iyi görebilen bir kişi, eşinin ihtiyaç ve özelliklerini de iyi bilen birisidir ve hem çocuklarıyla hem de eşleriyle ilişkileri daha sağlıklı olur. Bebeklerde daha doğumun ilk haftalarında tespit edebileceğiniz bazı mizaç özellikleri vardır. Bu özelliklerini uykusundan, gürültüye reaksiyonundan, bir yabancıyla karşılaştığındaki reaksiyon düzeyine kadar birçok özelliğinden çıkartırız. Daha ilk baştan çocuğun temel özellikleri hakkında bir fikir sahibi olursak, yerine uygun bir şekilde davranmayı öğrenebildiğimizde, onun ihtiyacını daha kolay bir şekilde karşılamış oluruz. Burada çocuğun (özellikle üç yaş altı çocukları kastediyoruz) temel ihtiyaçlarını doğru saptayıp, onları zamanında karşılama mantığıyla hareket etmek çok önemlidir. Ali kendisiyle iki saat zaman geçirilmesinden tatmin olabilirken, Ayşe beş dakikalık anne-baba ilgisinden sonra kalan bir saati tek başına oynayarak da geçirebilir. Yani, Ali'ye yetenle Ayşe'ye yeten aynı olmayacaktır. Bu sebeple, anne-babanın bu tür bireysel farkları, çocuklarının her birinin neye ne kadar ihtiyacı olduğunu iyi anlaması ve ikisine ihtiyaçlarının miktarı doğrultusunda yaklaşması, kardeş çatışmasını azaltır.

Çoğu bebeğin derdi : Pişik

PİŞİK NASIL OLUŞUR?
Pişiğin nedeni derinin tahriş olmasıdır. Bebek bezi pişiği o bölgeye temas eden iritan maddeler nedeniyle ortaya çıkar. Bu maddeler genellikle idraa ve dışkılardaki, bazen de kullanılan bez ya da bezin yıkandığı deterjandaki maddeler olabilir.
Pişiğin oluşmasına neden olan başlıca nedenler şöyle sıralanabilir.
1-) Alt bezin temizliğinde kullanılan deterjanlar ve diğer temizlik maddeleri
2-) Kötü hijyen
3-) İshal
4-) Alt bezinin yeterince sık değiştirilmemesi
5-) Mantar enfeksiyonları;Tahriş olmuş deride nem ve artan ısı nedeniyle bazı mikroplar üreyebilir.Bu durumda pişikli bölge “infekte” olur. Böyle bir durumda genellikle Candida adı verilen mantar enfeksiyonu gelişmektedir. Pek çok iki yaşına kadar olan çocukta hastalıklı bölgeden bu mantar izole edilmiştir.
6-) Bebeğin beslenmesinin değişmesi, anne sütünden mamaya yada besinlere geçmesi
PİŞİK OLDUĞUNU NASIL ANLARSINIZ?
Pişik olan bebek pişikli bölgesinde batma, yanma ve kaşınma hisseder. Bu da sürekli bir ağlama ve huzursuzlanmaya neden olur. Tedavi edilmeyen pişiklerde, çok kısa süre içersinde sekonder enfeksiyonlar denilen o bölgenin üzerinde bakterilerin neden olduğu yeni enfeksiyonlar oluşur. Bu nedenle pişiğin tedavisinden önce oluşumunu engelleyecek hijyenlik kremlerin düzenli olarak kullanılması gerekir.
Pişikten Korunma
1-)Bebeğin cildi tahriş edici maddelere(örneğin sert sabunlara, deterjanlara) maruz bırakmamalı;
2-)Bebeğin altının temizi kuru ve serin kalması sağlanmalı;
3-)Cildin bezle ve deriyle sürtünmesi engellenmeli;
4-)Güneşten Kaçınılmalı;
5-)Enfeksiyonlara karşı dikkatli olunmalı (özellikle ishalliyken pişiklerin arttığı unutulmamalı);
6-)Pişikten korunmak için cildi koruyucu özellikte olan pişik kremileri kullanılmalı;
PİŞİĞİN TEDAVİSİ NASIL YAPILMALI?
Öncelikle bebeğin pişik oluşan bölgesinin suyla, sabun kullanmadan iyice yıkanıp kurutulması gerekir. Pişiği tedavi edici özellikte, bir ürünle pişiğin tedavisi yapılır. Her alt değişiminde pişik kremi sürüldüğünde pişik oluşumu engellenir. Her zaman Pişiğin oluşumunu önlemek tedavi etmekten daha kolaydır.
Bebeğin pişik oluşumunun engellenmesi için;
1-)Bebeğinizin altını mümkün oldukça sık olarak değiştirin. Tadavisi edilen pişik geçene kadar her 2-3 saatte bir değiştirilmesidir.
2-)Pişik kremini gün içinde her alt değişiminde kullanın.
3-)Bu uygulamalara rağmen bebeğinizin pişiği geçmiyor veya daha iyiye gitmiyor ise hemen doktorunuz ile görüşün. Bebeğinizde bir enfeksiyon gelişmiş olabilir ve o bölgeye antibiyotikli bir krem veya mantar oluşumunu engelleyici bir krem kullanıması gerekebilir.
UNUTMAYIN!
1-)Pişik, çocuklarda çok yaygın olarak görülen bir cilt hastalığıdır.
2-)Pişiğin en yaygın sebebi bebeğin altının sık değiştirilmemesi sonucu oluşan derideki iritasyondur.
3-)Bebeğin altını mümkün oldukça sık değiştirin, iyice suyla yıkayıp kurulayın.
4-)Pişik kremleri sadece pişiği tedavi etmekle kalmaz aynı zamanda pişiğn oluşumunu da engeller.
5-)Bebeğin pişiğini tedavi etmek için talk pudrası kullanmayın, pudra bebeğinizin cildine zarar verir.
6-)Pişiğin uzun süreli geçmiyor ve genel halinde de kötüye gidiş oluyorsa mutlaka doktora başvurun!7-)Unutmayın, güneş yanıklarıda bir tür pişiktir.
PİŞİK KREMİ NASIL KULLANILIR?
1-)Bebeğin bezlenen bölgesi her değişiminde yıkanmalı ve kurulanmalı.
2-)Pişik kremi özellikle bebeğin cilt kıvrımları arasında da nüfuz etmesine dikkat edilerek, ince bir tabaka halinde sürülmeli.
3-)Pişik kremi her bez değişiminde kullanılmalıdır.
4-)Pişik kremini eczanelerden temin edebilirsiniz.

Çocuklu Bekar anne

Çocuklu bekar anne yeniden evlenir mi?
Evlenir tabii! Neden evlenmesin. Ama mutlaka çocuksuz bekar olmakla, çocuklu bekar olmak arasındaki bir takım farklılıklarla. Çocuğunuz, hayatınızda yeni birinin olmasına ya da hatta yeniden evlenmenize, tedirginlik ve olumsuzlukla yaklaşabilir. Çocuklar, annenin her arkadaşına "anneyi kendisinden çalacak potansiyel varlık" gözüyle bakarlar. işte bu endişesini, onunla arkadaşlık kurarak, net iletişimle yok edebilirsiniz. Erkeklerin çocuklu bekar anneye bakış açısına gelince... Sevgi ve erkeğin karakteri bakış açısının temelini oluşturuyor. Yeterli sevgi varsa aşılmayacak problem yok. Hatta problem olarak görülecek bir durum da yok. Çocuğunuz Tanrı'nın bir hediyesi size. Bu hediyeyi problem olarak gören varsa, kapı orada! Bekar anne olmanın bütün koşturmacası içinde, çocukla mutlu bir hayat yaşamanın sırrı, insanın kendi içinde başlayıp kendi içinde bitiyor. Her şey, sizin bakış açınızda gizli aslında. Yaşama baktığınız pencere, geçmişte yaşanan acılar ve mutsuzlukları, gelecek korku ve endişesini, şu anın olumsuz yanlarını içeriyorsa, bugününüz ve geleceğiniz de, sizin kendi çizdiğiniz bir mutsuzluk tablosu olarak gelişecektir. Siz geçmişi ve geleceği bir kenara bırakıp, şu an sahip olduğunuz güzellikleri fark ederseniz, kendi içinizdeki aydınlığı bulup dışarı çıkartırsanız, iç ışığınız bugününüzü aydınlatacak ve çocuğunuzla paylaştığınız anınızı güzelleştirecektir. Mutluluk, suda yayılan halkalar, çocuklar da annelerinin aynadaki aksi gibidir. Siz mutluysanız, çocuğunuz da mutlu olur. Biz kahraman bekar anneler değil miyiz? Her şeye yeten, herşeyi yapabilen! Bugünü ve yarını güzelleştirmek de bizim elimizde işte. Yepyeni bir yaşam bekliyor bizi çocuğumuzla ve yeni ümitler, yeni güzellikler...
Kahraman bekar anne olup herşeye yetmek

Boşanma yaşanmış ailede genelde sorumluluğun ağırlığı her zaman annenin üstünde demektir. Çocuğun okul hayatı, ders çalışması, okul toplantıları, spor, resim, müzik gibi yan aktivitelerinin planlanması, arkadaşlarıyla bir araya gelmesi, sinema, tiyatro, dışarıda yemek gibi aktiviteler içeren sosyal hayatı, annenin kontrolünde gelişmiyor mu? Kaç baba bunları üstleniyor? Bu sayı eminim çok çok az. Babalar çocuklarım hafta sonu alıp, İki gezdirip, "süper baba" olduklarım sanıyorlar genelde! İşine, kendine ve çocuğuna yetmeye çalışırken, sosyal hayatı kısıtlanan ve kendine çok az vakti kalan da anneler oluyor işte. Bir de hem anne, hem baba rolünü üstlenmeye çalışan anne, bazen aşırıya kaçıp, çocuğunu aşırı koruma altına almaya çalışıp, çocuğun daha korunmasız, kendi kararlarını almakta zorlanan ve hatta bağımlı bir kişilik oluşturmasına neden olabiliyor, aman dikkat

Boşanmayı çocuğa anlatmak

Boşanmayı çocuğa anlatmak

Boşanmanın negatif etkilerini, bölünmüş ailelerdeki her çocuk mutlaka yasar. Bunları minimize edecek unsurlardan biri de çocukla sağlıklı bir İletişim kurmak. Genelde yetişkinlerin çocuklarıyla iletişimde yaptığı en büyük yanlış onları çocuk olarak görüp, "o anlamaz" deyip, çocuklara herşeyi net anlatmamak. Oysa herşeyin çok farkında olan çocuklar, farkında oldukları şeyin, detayları anlatılmadığı için endişeye kapılırlar. Anne babaya güvenleri sarsılır. Boşanırken, çocuklara rahat ve net bir şekilde, sade cümlelerle, olayı anlatmak, ona güven vermek gerekiyor. Boşanmanın tüm safhalarında bir pedagogdan yardım istenebilir. Bu sayede her şey daha kolay atlatılacaktır.

Bir çocuğunuz olduğu sürece, boşandığınız kişiyle bağınızı tamamen koparmanıza imkan yok. Arada ne yaşanırsa yaşansın, çocuğun ruh sağlığı açısından en doğrusu, ayrılınan eşle sürmek zorunda olan ilişkiyi, en medeni şekilde devam ettirmeye çalışmak. Böylece çocuk, boşanmanın onun üzerinde bırakacağı negatif etkileri minimumda yaşamış olacaktır. Eski eşinize olumsuz duygularınız varsa bile, bunları kendinize saklamakta ve çocuğa yansıtmamakta fayda var. Özellikle erkek çocuklar babayı model ve kahraman olarak aldıkları ve kendilerine güvenlerini, babalarıyla kendilerini özdeşleştirerek geliştirdikleri için, babaya anne nedeniyle duyacakları öfke, çocukların özgüven duygularım da zedeleyecek, kendilerine az güvenmelerine neden olacaktır.

Çocuklu bekar anneler

Çocuklu bekar anneler
Bütün dünyada bir tek güzel çocuk var. Her anne gibi, ben de onun benimki olduğunu düşünüyorum! Minicik düğme burnu, yıldızdan yapılmış gözleriyle, devamlı gülen bir bebeğe sahiptim artık o doğduğu zaman. Büyüdü, pek bir şey değişmedi. 10 yaşında genç bir kız şimdi ve hala küçük güzel bir burnu, içinde yıldızlar parlayan kahverengi gözleri ve herşeyi komik görüp, değilse de komikleştiren bir mizacı var. Özellikle tokalarla tutturup uzatmaya çalıştığı saçlarını da unutmamak lazım tabii! Onunla olup, bir şeyi ciddiye almak ne mümkün... Beni de neşesiyle sarıp, kendi dünyasına götüren, duygusal, yaşından olgun genç bir kız benim çocuğum.

Bir şey değişmedi dedim ya. Hayatımızda çok şey değişti aslında. Ve belki her şeyi komik açıdan görmeye çalışan ve komikleştiren karakterim, olgunluğunu da bu değişen şeylere borçludur Diclesu ya da onu çağırdığımız adıyla, Dici...

Dört yaşındayken, ayrılığımız sonucu, babasının evden gitmesiyle değişen düzenimiz, evde, artık babasız geçen yeni bir yaşam. O ve ben. O günden beri başbaşa, kendimize yetiyoruz. Pek çok boşanmış anne ve çocuğunun yaptığı gibi... Hayatımızı yeniden kurduk. İçinde bazen acılar olsa da, kendimize yepyeni bir dünya yarattık. Anne-çocuk, birlikte yemek yaptık, kitaplar okuduk, yağlıboya resimler yapıp, yaşantımızı renklerle boyadık. Şampiyonluklarda turlar attık, bayraklar salladık, playstation'da maçlar yaptık, hep ben yenildim. Çoğu yılbaşını başbaşa, yalnız geçirdik. Küsmedik yalnızlığa, Edith Piaf'la dans edip, şarkılar söyledik; padam, padam, padam...