çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lavaboya Dökülen 1 Litre Kızartma Yağı: 1 Milyon Metreküp Suyu Kirletiyor

 


Patates kızartması yaptınız, tava ya da fritözün dibinde yaklaşık 1 litre kullanılmış yağ kaldı. Ne yapacaksınız? Lavaboya dökmek en kolayı gibi görünüyor. Yağ sıvı, su açıyorsunuz, akıp gidiyor. Gözden kayboldu, mesele kapandı.

Ama işte o "gözden kaybolma" anı, sıradan bir insanın mutfağında verebileceği en büyük çevresel kararlardan biri olabilir.

Sadece 1 litre atık kızartma yağı, lavaboya döküldüğünde 1 milyon metreküp suyu kirletiyor. Peki 1 milyon metreküp ne demek? Yaklaşık olarak bir insanın 15 yıllık içme suyu ihtiyacı demek. Yani siz birkaç saniyede bir tavanın yağını döküyorsunuz, karşılığında bir kişinin 15 yıllık içme suyunu yok ediyorsunuz.

Bu bir abartı değil. Doğal Hayatı Koruma Derneği'nin (WWF) resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre, evsel atık nedeniyle oluşan su kirliliğinin yüzde 25'ini bitkisel atık yağlar oluşturuyor.

Yağ Suya Karışmaz, Yüzeyde Kalır ve Sudaki Yaşamı "Boğar"

Atık yağ lavabodan gittikten sonra hikaye yeni başlıyor.

Yağ, sudan hafiftir. Bu yüzden nehirlere, göllere ve denizlere ulaştığında su yüzeyinde bir tabaka halinde kalır. Bu tabaka, havadan suya oksijen transferini engeller.

Sudaki balıklar, bitkiler ve mikroorganizmalar çözünmüş oksijenle yaşar. Yağ tabakası yüzeyi kapladığında, bu canlılar yavaş yavaş oksijensiz kalır ve ölür. WWF'nin açıklamasında, bu kirlenmenin 20 yıl içinde deniz, akarsu ve göllerdeki yaşama büyük zararlar vereceği açıkça belirtiliyor.

Üstelik yağ, kanalizasyonda da boş durmuyor. Boru duvarlarına yapışıyor, diğer atıklarla birleşerek kanalı daraltıyor, hatta tamamen tıkıyor. İstatistiklere göre kanalizasyon tıkanmalarının yüzde 40'ı atık yağlardan kaynaklanıyor.

Türkiye'de Durum Ne?

Türkiye'de her yıl yaklaşık 1 milyon 650 bin ton bitkisel yağ üretiliyor. Bunun 350 bin tonu bitkisel atık yağ olarak geri dönüyor.

Peki gerçekten toplanan ne kadar? Çevre ve Orman Bakanlığı'nın kayıtlarına göre, 2007 yılında toplanan atık yağ miktarı sadece 2 bin 500 ton. Yani üretilen atık yağın yüzde 1'inden bile azı düzenli olarak toplanıyor.

Peki geri kalan 350 bin ton nereye gidiyor? Büyük kısmı lavaboya, çöpe, toprağa... Ya da daha da kötüsü: bazı işletmeler tarafından tekrar kullanılıyor.

Açıklamada özellikle lokanta ve fast-food türü işletmelerin atık yağ oluşturmada önemli rol oynadığı belirtiliyor. Bazı işletmelerin bu yağları tekrar kullanarak kanser hastalığına davetiye çıkardığı ya da lavaboya dökerek su kirliliğine neden olduğu vurgulanıyor.

Atık Yağ Çöp Değil, Lavaboya Dökülen "Sıvı Altın"

İşin ironik tarafı şu: Lavaboya dökülen o yağ, aslında ekonomik değeri yüksek bir kaynak.

Bitkisel atık yağlar sabun ya da biyodizel olarak tekrar ekonomiye kazandırılabiliyor. Biyodizel, normal dizele karıştırıldığında ozon tabakasına verdiği zarar, saf dizele göre yüzde 50 daha az.

Ve işte çarpıcı rakam: 350 bin tonluk atık yağın biyodizel olarak tekrar kazandırılması halinde Türkiye, 1 milyar dolarlık bir kazanca kavuşabilir.

Yani her yıl lavaboya döktüğümüz şey, aslında 1 milyar dolar.

Peki Şimdi Ne Yapabilirsiniz?

Çevre ve Orman Bakanlığı, atık yağ toplama sistemi kurmuş durumda. Eğer İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Antalya, Ankara veya Gaziantep'te yaşıyorsanız, ücretsiz 444 28 45 numaralı hattı arayarak eve toplama hizmeti talep edebilirsiniz. Diğer iller için 0262 444 28 45 veya 0262 754 16 59 numaraları aranabilir.

İşlem çok basit:

  • Kullanılmış yemeklik yağı ağzı kapalı bir kapta (boş yağ şişesi veya cam kavanoz gibi) biriktirin. İçine su veya başka atık karıştırmayın.

  • 5 litre ve üzeri biriktirdiğinizde arama yapın.

  • Ekipler kapınıza gelip yağı teslim alır. Sizin bir yere gitmenize gerek yok.

Diğer şehirlerdeyseniz, belediyenizin Sıfır Atık birimine veya İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'ne başvurarak en yakın toplama noktasını öğrenebilirsiniz.

Ayrıca vatandaşlar, evlerinde ya da işyerlerinde biriken bu yağların WWF ya da İl Çevre ve Orman Müdürlükleri'ni araması halinde ekiplerce toplanacağını bilmelidir.

Tek Bir Hareket, İki Farklı Son

1 litre yağ, lavaboya dökülürse 1 milyon metreküp suyu kirletir. 1 litre yağ, bir şişeye konup teslim edilirse biyodizel olur, ozon tabakasına verilen zararı yüzde 50 azaltır ya da sabun olarak hayata geri döner.

Bu iki son arasındaki fark, sadece tek bir hareket: Yağ tavada kalır da lavaboya dökersiniz, ya da iki saniyenizi ayırıp bir şişeye boşaltırsınız.

Bir dahaki sefere kızartma yaptıktan sonra, o hâlâ ılık tavaya baktığınızda ne yapacağınızı artık biliyorsunuz.

Uzungöl Duvara Çarptı: Doğa Harikası Bir Gölün Betonla İmtihanı

Uzungöl... Trabzon'un Çaykara ilçesinde, denizden 1.090 metre yükseklikte, heyelan sonucu oluşmuş bir doğa harikası. Her yıl yüz binlerce yerli ve yabancı turistin akın ettiği, Türkiye'nin en önemli turizm simgelerinden biri. Ama 2008 yılında bu cennet köşede öyle bir şey yapıldı ki, yıllar geçse de unutulmadı: Gölün kenarına 6,5 metre yüksekliğinde, 800 metre uzunluğunda beton bir duvar örüldü.

Belde halkı ona "utanç duvarı" dedi. Çevreciler "insanlık ayıbı" dedi. Kimi "Uzungöl katlediliyor" dedi. Peki ne oldu da bu duvar yapıldı? Ve o gün yaşananlar, bugün hâlâ neden önemli?

Duvarın Hikayesi: "Yol Yapıyoruz" Diye Başladı

Hikaye 2008 yılında başlıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı, turizm amacıyla Uzungöl'ün çevresine bir yol yapmaya karar veriyor. Amaç, gölün etrafında turistik bir güzergah oluşturmak. Ancak bir sorun var: Gölün su seviyesi zaman zaman yükseliyor ve yolu su basma riski bulunuyor.

Çözüm olarak, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından gölün doğu kıyısına 6,5 metre yüksekliğinde ve 800 metre uzunluğunda bir istinat duvarı inşa ediliyor. Duvarın maliyeti: 6 milyon lira.

Ama işin ilginç tarafı şu: Duvar, 2000 yılında Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Müdürlüğü tarafından onaylanan bir proje gereği yapılıyor. Yani ortada onaylı bir proje var. Ancak gelin görün ki, ne belde halkı ne de çevreciler bu projeden haberdar. Duvar, adeta "bir oldu bittiye getirilerek" inşa ediliyor.

Belde Halkı Neden Ayaklandı?

Duvar yükseldikçe, Uzungöl'de yaşayanların tepkisi de büyüdü. Çünkü onlara göre bu duvar, sadece bir beton yığını değil; gölün ruhunu öldüren bir müdahaleydi.

Uzungöl halkının tepkileri, dönemin haberlerine şöyle yansımıştı:

"Vallahi ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Yıllardır, 50 yıldır buradayım, ben böyle bir kıyım, böyle bir zulüm görmedim. Şimdi havuz oldu burası."

"Utanç duvarı... İsrail'de ağlama duvarı, Almanya'da Berlin duvarı, bu özel çevrenin utanç duvarı. Uzungöl'ü katlediyorlar bu şekliyle. Uzungöl Uzungöllükten çıkmıştır artık."

"Karacalar gelip su içemiyor gölün kenarında, kurbağalar yukarıda üreyemiyor, tilkiler de aşağıya inip su içemiyor. Kardeşim doğa olarak ne kaldı?"

Bu sözler, sadece bir estetik kaygıyı değil; ekolojik bir yıkımı da dile getiriyordu. Duvar, yaban hayatının göle erişimini engelliyor, gölün doğal döngüsünü bozuyordu.

"Utanç Duvarı"na İnekli Protesto

Tepkiler sadece sözle sınırlı kalmadı. Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu, WWF ve Greenpeace Akdeniz Ofisi'nin organize ettiği protestolar düzenlendi. Belde halkı, duvarın üzerine çıkarak tepkisini gösterdi.

En dikkat çekici protestolardan biri ise "inekli protesto" oldu. Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu Başkanı Kenan Kuri, yanına iki inek alarak bir basın açıklaması yaptı ve konuşmasına "Sevgili büyükbaşlar" diye başladı.

Kuri, konuşmasında şunları söyledi:

"Uzungöl'le aralarına Çin Seddi örüldü."

"Yetkili kurumların ortaya çıkardığı bu insanlık ayıbı, aynı zamanda kamuyu da maddi ve manevi zarara uğratmıştır. Bunun sorumluları mutlaka yargılanmalıdır."

İneklere hitaben yaptığı konuşmada ise şu espriyi yaptı:

"Sizleri kısa bir süre için de olsa sıcak ahırlarınızdan ayırmak zorunda bıraktığımız için özür diliyoruz. Uzungöl'ün geri kazanımına katkıda bulunacak her birinize, 'Kırmızı Hindistan pasaportu' temin edeceğiz."

Ahmet Özyanık: "Kırılan Gönüllerin Onarılması Zor"

Tartışmalar büyüyünce, Çevre ve Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanı Ahmet Özyanık, sorunları dinlemek için Uzungöl'e geldi. Trabzon'un Çaykara ilçesi Uzungöl beldesindeki bir otelde gerçekleştirilen toplantıya, Uzungöl Belediye Başkanı Abdullah Aygün, çevreciler ve belde sakinleri katıldı.

Toplantı öncesinde Karadeniz Doğa Koruma Federasyonu Eşbaşkanı Kenan Kuri, duvarın yapılmasında sorumluluğu bulunduğunu öne sürdüğü Özyanık'ın istifa etmesini istedi.

Özyanık ise toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Yaptığınız işte gönülleri kırarsanız, yaptığınız binaların hiçbir anlamı olmaz. Duvarlar onarılır, yıkılır, yapılır, ancak kırılan gönüllerin onarılması biraz zordur."

"Biz 'SİT Kurulu tarafından onaylanan proje nasılsa doğrudur' diye çok üstüne gitmedik. Ama gördüğümüz manzara, yapılan işin düzeltilmesi gerektiğini ortaya çıkardı."

Özyanık, duvarın yapımında ihmalkarlıkları olduğunu kabul etti ve Karayolları Genel Müdürlüğü'nün duvarı yaparken çevre değerlerini ve Uzungöl halkının hassasiyetlerini dikkate almadığını ifade etti.

Ancak Kenan Kuri, Karayolları'nın inşaatını durdurması ve duvarın bir an önce yıkılması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

"Bizim gönlümüz bu duvarla yıkıldı. İnsanlar buraya suyu görmek için gelmiyor. Buradaki doğallığı görmek için geliyor. Benim bildiğim kadar özel çevre koruma alanlarında böyle bir insanlık ayıbını ortaya çıkarmak mümkün değil."

Seçim Sonuçları: Duvar, Belediye Başkanına Seçim Kaybettirdi

Duvar tartışması, sadece çevresel bir mesele olarak kalmadı; siyasi sonuçları da oldu.

29 Mart 2009 yerel seçimlerinde, Uzungöl'de en çok tartışılan konu duvardı. Duvarın en hararetli savunucusu, dönemin AKP'li Belediye Başkanı Mehmet Nuri Alibeyoğlu'ydu. Duvara karşı çıkan belde halkı ise inşaatı "utanç duvarı" olarak nitelendiriyordu.

Seçim sonucunda Uzungöl sakinleri, oylarını duvarın yıkılmasını isteyen Saadet Partisi adayı Abdullah Aygün'den yana kullandı. Yeni başkan, seçildikten sonra ilk icraatının duvarı yıkmak olacağını açıkladı.

Duvar Yıkıldı mı, Yoksa Sarmaşıkla mı Kaplandı?

Peki sonunda ne oldu? İşte burada hikaye biraz karışıyor.

2009 yılında yapılan haberlerde, duvarın yıkıldığına dair ifadeler yer alıyor. 2011 tarihli bir haberde, "2008 yılında, gölün kuzey kıyısından 4 metre yüksekliğinde 870 metre uzunluğunda yapılan istinat duvarı gelen tepkiler üzerine yıkılmıştı" deniyor.

Ancak başka kaynaklar, duvarın tamamen yıkılmadığını, bunun yerine sarmaşıkla kaplanarak görüntüsünün düzeltilmeye çalışıldığını gösteriyor.

2009 Mayıs'ta yapılan bir habere göre, Uzungöl Belediye Başkanı Abdullah Aygün, duvarın oluşturduğu görüntü kirliliğini düzeltmek için duvarın sarmaşıkla kaplanacağını açıkladı.

Trabzon Çevre ve Orman İl Müdürü Fahrettin Ulu ise yapılacak çalışmaları şöyle anlattı:

"Göl kordonu boyunca yapılan duvarların ve şev boyunca yapılan duvarları yörenin doğal türü olan sarmaşıkla (hedera helix) kaplamayı planlıyoruz."

"İkinci etapta ise yaban hayatının gölle buluşması için amfiler oluşturma projesi yer alıyor. Dağ yamacındaki iki noktada yaban hayatının göle ulaşımını kolaylaştıracak rampalar ve göle inişi kolaylaştıran uygun kesitte merdivenler yapılacak."

Yani bir yandan duvar görsel olarak gizlenmeye çalışılırken, diğer yandan yaban hayatının göle erişimini sağlayacak geçiş noktaları oluşturuluyordu.

İthal Ağaç Tartışması: "Yeşil Yıkama"

Duvar tartışması yıllar geçse de bitmedi. 2013 yılında bu kez duvarın önüne ithal ağaçlar dikilmesi yeni bir tartışma başlattı.

Karayolları 10. Bölge Müdürlüğü ile Uzungöl Belediyesi, duvarı kapatmak amacıyla Avustralya'dan Monteri Çamı getirtti ve 2 bin çam fidanı dikildi. Fidanlar büyüdü, ağaç oldu ve duvarı büyük oranda kapattı.

Uzungöl Belediye Başkanı Abdullah Aygün bu durumu şöyle savundu:

"Çok güzel oldu. Bundan iyisi can sağlığı. Amacımız bu görüntünün hemen ortadan kaldırılmasıydı. Bunu başarmanın gururunu yaşıyoruz. Çamların ithal olması önemli değil. Sonuçta ağaç, ağaçtır. İthali, yerlisi mi olur?"

Ancak bilim insanları aynı fikirde değildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cantürk Gümüş:

"Buraya ithal ağacın dikilmesi yanlıştır. Bu ekolojik bir kirlenmedir."

Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu:

"Yapılan sadece bir kamuflajdır ve hiçbir kamuflaj özü iyileştiremez, ancak bozar. Bu, 'green washing' dediğimiz bir yeşil yıkamadır. Doğa korumacılıkta çevreci olduğunu iddia etmek için kullanılan bir terimdir. Yeşil cila da denilebilir. Kamuoyunda tepkiyi azaltmak için yapılıyor."

KTÜ Biyoloji Eğitimi Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Şahin ise çok daha sert konuştu:

"Gölün etrafı duvarla çevrilerek adeta ölüme terk edilmiş. 350 yıl yaşayabilecek bu göl ne yazık ki, bir insan ömrüne indirgenmiş. Eğer bu çalışmalar için bilim adamlarından görüş alınsaydı, izin çıkmazdı. Dünyanın hiçbir doğal gölünde böyle çalışma yapılmaz. Buna katliam denir."

Peki Bugün Durum Ne?

Uzungöl'deki duvar tartışması, Türkiye'de çevre hareketinin en önemli simgelerinden biri haline geldi. Yıllar geçmesine rağmen, "Uzungöl Duvara Çarptı" başlığıyla hafızalara kazınan bu olay, doğa koruma ile turizm gelişimi arasındaki dengenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.

Bugün Uzungöl hâlâ Türkiye'nin en çok ziyaret edilen turizm merkezlerinden biri. Ancak o duvarın bıraktığı iz, sadece gölün kıyısında değil; çevre bilincinin hafızasında da duruyor.

2011 yılında yapılan bir haberde, Uzungöl'ün çevresine yapılan setler nedeniyle "Uzunhavuz" haline geldiği ifade ediliyordu. Yani duvar tartışması, sadece bir yapı meselesi değil; bir algı ve kimlik meselesiydi. Uzungöl, "göl" olarak mı kalacaktı, yoksa "havuz"a mı dönüşecekti?

Sonuç: Beton ile Doğa Arasında Bir Ders

Uzungöl duvarı, bize birkaç şey öğretiyor:

1. Doğa, onaylı projelerle de zarar görebilir.
Duvar, 2000 yılında onaylanan bir proje gereği yapılmıştı. Ama onaylı olmak, doğru olmak anlamına gelmiyordu. Özyanık'ın dediği gibi: "SİT Kurulu tarafından onaylanan proje nasılsa doğrudur diye çok üstüne gitmedik. Ama gördüğümüz manzara, yapılan işin düzeltilmesi gerektiğini ortaya çıkardı."

2. Halkın sesi, sandıkta ve sokakta duyulur.
Uzungöl halkı, duvara karşı çıktı, protesto etti ve seçimde tercihini duvarı yıkmayı vaat eden adaydan yana kullandı. Bu, yerel demokrasinin çevre konularında ne kadar etkili olabileceğinin bir örneği.

3. "Yeşil yıkama" çözüm değil, kamuflajdır.
İthal ağaçlar dikmek, sarmaşıkla kaplamak... Bunlar duvarı gizleyebilir ama gölün ekolojisine verilen zararı geri getirmez. Prof. Dr. Bülent Şahin'in dediği gibi: "Eğer bu çalışmalar için bilim adamlarından görüş alınsaydı, izin çıkmazdı."

4. Kırılan gönüller, onarılan duvarlardan daha zor.
Ahmet Özyanık'ın sözleri, belki de bu hikayenin en özeti: "Duvarlar onarılır, yıkılır, yapılır, ancak kırılan gönüllerin onarılması biraz zordur."

Uzungöl, bugün hâlâ güzel. Ama o duvarın hikayesi, doğa ile insan arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor. Ve belki de en önemli ders şu: Bir gölü kurtarmak, bir duvarı yıkmaktan daha fazlasını gerektirir.