sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kolajen Çeşitleri ve Kullanım Yerleri


Kolajen, vücudumuzda doğal olarak bulunan ve cildimizin, kemiklerimizin ve eklem sağlığımızın korunmasında önemli bir rol oynayan bir protein türüdür. Kolajen, yaşlandıkça vücudumuzda azalmaya başlar ve bu da ciltte kırışıklıkların ve eklem sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Neyse ki, kolajen takviyeleri ve ürünleri sayesinde bu eksikliği telafi etmek mümkündür.

Kolajen çeşitleri arasında en yaygın olanı hidrolize kolajendir. Hidrolize kolajen, daha küçük molekül boyutuna sahip olduğu için vücut tarafından daha kolay emilir ve kullanılır. Bu da daha etkili sonuçlar elde etmeyi sağlar. Ayrıca, balık kolajeni, sığır kolajeni ve domuz kolajeni gibi farklı kaynaklardan elde edilen çeşitler de bulunmaktadır.

Kolajenin kullanım yerleri de oldukça geniştir. Cilt bakımında kullanılan kolajen kremleri ve serumlar, cildin elastikiyetini artırır ve kırışıklıkların görünümünü azaltır. Ayrıca, kolajen takviyeleri, eklem sağlığını destekler ve eklem ağrılarını azaltmaya yardımcı olur. Sporcular arasında da popüler olan kolajen, kas onarımını hızlandırır ve kas kütlesini artırır.

Magnezyum Çeşitleri: Faydaları ve Kullanım Alanları


Magnezyum,
vücudumuz için hayati öneme sahip bir mineraldir. Birçok farklı magnezyum çeşidi bulunmaktadır ve her biri farklı sağlık faydaları sunmaktadır. Bu yazıda, magnezyumun çeşitlerini ve faydalarını keşfedeceğiz.

Birinci çeşit magnezyum, magnezyum sitrattır. Sindirim sistemi tarafından kolayca emilebilen bir formda bulunur ve genellikle bağırsak sağlığını iyileştirmek için kullanılır. Aynı zamanda enerji üretimine katkıda bulunur ve kas fonksiyonlarını destekler.

İkinci çeşit magnezyum, magnezyum glisinattır. Bu form, magnezyumun daha hızlı emilmesini sağlar ve sinir sistemi üzerinde sakinleştirici bir etkiye sahiptir. Stresi azaltır, uyku kalitesini artırır ve kas ağrılarını hafifletir.

Bir diğer magnezyum çeşidi ise magnezyum taurattır. Bu form, kalp sağlığını desteklemek için kullanılır. Kan basıncını düşürür, kalp ritmini düzenler ve kardiyovasküler hastalıkların riskini azaltır.

Diğer magnezyum çeşitleri arasında magnezyum oksit, magnezyum laktat ve magnezyum klorür bulunur. Her biri farklı sağlık faydaları sunar ve genellikle takviye olarak kullanılır.

Vücutta Demir Eksikliği nedir? Belirtileri nasıldır?


Vücutta demir eksikliği, birçok insanın karşılaştığı yaygın bir sağlık sorunudur. Demir, vücutta oksijen taşıma, enerji üretimi ve bağışıklık sistemi fonksiyonları için hayati öneme sahip olan bir mineraldir. Ancak, bazı insanlar demir eksikliği yaşayabilir ve bu durum çeşitli semptomlara neden olabilir.

Demir eksikliği, genellikle düşük demir alımı veya emilimine bağlı olarak ortaya çıkar. Yetersiz demir alımı, dengesiz bir beslenme düzeni veya demirin yeterince emilememesi gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Ayrıca, hamilelik, adet dönemi veya gastrointestinal kanama gibi durumlar da demir eksikliğine yol açabilir.

Demir eksikliği belirtileri arasında yorgunluk, soluk cilt, halsizlik, baş dönmesi, nefes darlığı, düşük enerji seviyeleri ve zayıf bağışıklık sistemi yer alabilir. Eğer demir eksikliği şüphesi varsa, bir doktora danışmak önemlidir.

Demir eksikliği tedavisi, genellikle demir takviyeleri veya demir açısından zengin besinlerin tüketilmesiyle yapılır. Demir takviyeleri, doktorunuz tarafından önerilen dozda alınmalı ve düzenli olarak kullanılmalıdır.

 Ayrıca, demir açısından zengin besinler arasında kırmızı et, tavuk, balık, ıspanak, mercimek ve nohut gibi gıdalar bulunur.

Çörek otu tüketmelisiniz, neden mi?


Özellikle, kanserli hücrelerin temizlenmesi ve kansere karşı koruyucu etkisi ile ilgili olarak yapılan çalışmaların sonuçları umut vermektedir. çoğumuz, çöreklerde, böreklerde lezzet verici ve süsleyici olarak kullanırız çörek otunu. Oysa çörek otu tam bir şifa deposudur, faydaları saymakla bitmez. Dünyanın hemen hemen her yerinde bilinen ve kullanılan çörek otu içerdiği vitamin, mineraller sayesinde ve bir çok hastalığa şifa olması nedeniyle yaygın şekilde kullanılıyor.

İşte çörek otunun en bilinen faydaları;
Çörek otu kullanımı bağışıklık sistemini güçlendirir.
Antioksidan özelliği vardır.
İltihap oluşumunu engelleyici etkisi vardır.
Çörek otunun içindeki iltihap önleyici madde eklem iltihabı için yararlıdır.
Prostat ve meme kanserini yavaşlatıcı etkinliği bulunur.
Karaciğeri koruyucu özelliği çörekotu faydaları içindedir. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırma karaciğer kanserine karşı koruyabileceğini göstermiştir.
Kandaki şeker miktarını düşürücü etkisi vardır. İnsülin salgılamasını sağlayan pankreasta beta hücrelerini harekete geçirdiği gözlemlenmiştir.
Almanya'da yapılan bir araştırma çörek otunun alerjik rahatsızlıklarda kullanılabileceğini göstermiştir.
Almanya'daki araştırmada bronşitli astım, allerjik astım, bahar nezlesi rahatsızlıklarına yönelik yapılan çalışmada çörektonun ciddi oranda fayda sağladğı gözlemlenmiştir.
Mide zarını tahriş eden etkenlere karşı mide zarını korur.
Çörek otunun kullanımı nefes borusu adalesini genişletme etkisinden dolayı nefes darlığında yararlıdır.
Kalp sağlığını koruyucu etkisi çörekotunun faydaları arasındadır. Çörekotu içinde bulunan timokinon 'un kalp rahatsızlıklarına yol açan homosistein oranını düşürdüğü görülmüştür.

Vücutdaki homosistein düzeyi, besinlerle alınan folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin dışında genetik faktörlere ve hormonların etkisine bağlı olarak düzenlenir. Homosistein seviyesi yüksek olan kişilere, folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin kullanımı öneriliyor. Deneysel çalışmalar çörekotu tohumları ve uçucu yağın homosistein üzerindeki etkisinin folik asitten daha fazla olduğunu göstermiştir.

Uzmanlar sinüzit hastalarına ve bu durumlardan şikayetçi olan vatandaşlara çörek otu yağını tavsiye ediyor. Çörek otu yağı hem damlatılabilir hem içten dahilen kullanılabilir. Çörek otu sayesinde 1 ayda sinüzitten kurtulabilirsiniz. Ayrıca bol ılık su için. Çünkü sinüslerde günde yaklaşık 2 litre su döner. O bölgeyi temizlemek için suya ihtiyaç vardır. Her iki buruna birer damla damlatılabilir ayrıca bir çay kaşığı içilebilir. 1 aydan sonra sinüsler rahatlar şikayetler azalmaya başlar ve siz daha rahat nefes almaya, ağrılardan kurtulmaya başladığını görebilirsiniz.

Ihlamur sezonu açıldı, işte ıhlamurun faydaları


Kış geliyor, ıhlamur sezonu da açıldı. Ihlamur, kalsiyum açısından zengin bir bitkidir. Ayrıca önemli bir A vitamini deposudur. B6 vitamini de içermektedir. Ayrıca tanen, şeker glikoz içerir. İçerdiği vitamin, element ve diğer maddelerle bazı hastalıklara faydaları vardır.
Ihlamur daha çok kış aylarında soğuk algınlığına neden olan hastalıklara yakalanmamak veya hastalıkların tedavisinde kullanılır.

Daha çok yaprakları kaynatılarak demlenir ve limon veya bal karıştırılarak içilir. En sık kullanım şekli böyledir.
Ihlamur vücut direncini artırır. Kan dolaşımının hızlanmasını sağlar ve vücudu sıcak tutmaya yardımcı olur. Özellikle kış aylarında üşüme sorunu yaşayan kişilerin bu sorunu çözmede önemli derecede yardımcı olur. Hastalıklarla genel anlamda mücadele için metabolizmayı kuvvetlendirir.

Ihlamur gribe ve nezleye iyi gelir. Ateşi düşürür, boğaz ağrısını iyileştirir. Ihlamura bal ve limon eklenirse, faydası daha da artar. Doğal bir antibiyotik olan bal vücudun hastalıklara karşı direncini yükseltir. Limon da c vitamini desteği verir. 

Ihlamur öksürüğü giderir. üşütmeden kaynaklanan öksürüğü yatıştırıcı özelliğe sahiptir. Düzenli olarak ve sıcak tüketildiğinde öksürüğe neden olan bakteri ve mikropları vücuttan atar ve solunum yollarında öksürükten dolayı meydana gelen tahrişleri giderir. Öksürükten daha hızlı ve kısa zamanda kurtulmamıza yardımcı olur.
Ihlamurun diğer faydalarını da şöyle sıralayabiliriz. Migren ağrılarını hafifletir. Çarpıntıyı giderir. Stresi azaltır ve rahatlama sağlar. Kas spazmlarını giderir. Kan basıncını düşürür
İshale karşı faydalıdır. Karaciğer rahatsızlıkları tedavisinde fayda sağlar. Damar sertliğine karşı kullanılır. Sindirim sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Hazımsızlığa iyi gelir. Safra kesesi rahatsızlıklarına karşı kullanılır. Toksinlerin atılmasına yardımcı olur




Sivilcelerden kurtulmada su içmenin faydası büyük


Can sıkıcı bir sorun olan sivilceler, cilt yüzeyinde bulunan bakterilerin, cilt gözeneklerinde çoğalması sonucu meydana gelmektedir. Sivilcelerden kurtulmak için ilk yapmamız gereken, cilt temizliğine özen göstermektedir. İkinci olarak da beslenmeye dikkat etmek, ciltte sivilce oluşumunu tetikleyen besinlerden uzak durmaktır.
Sivilce oluşumunu önleme ve var olan sivilce sorunundan kurtulmak için önemli bir diğer unsur da sudur. bol su içmek, cildi olumsuz yönde etkileyen toksinlerin vücuttan daha çabuk atılmasına yardımcı olarak sivilcelerle savaşır.
Toksinlerin atılmasında böbrek ve bağırsaklara yardımcı olmak için yeterli miktarda su tüketilmesi çok önemlidir. Sağlıklı bir vücut ve cilt için en etkili tedavi yöntemlerinden biri olan su ve su içeren besinleri hayatımızdan eksik etmemeliyiz. Günde iki litre su içmek çok olumlu sonuç verecektir.

Meme kanserinde erken teşhis için yapılması gerekenleri biliyor musunuz?


Meme kanserinin görülme sıklığı hem dünya genelinde, hem ülkemizde artmaktadır. Tıp alanındaki son yıllardaki gelişmeler sayesinde meme kanseri korkulacak bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Özellikle erken teşhis edildiği takdirde iyileşme şansı artmaktadır. Meme kanserini erken teşhis etmenin de üç önemli kuralı vardır. Kendi kendini muayene etme, periyodik doktor muayenesi, mammografi ve ultrason.
Her kadın ayda bir kez kendi memesini kontrol etmelidir. Her kadının meme yapısının farklı olduğunu unutmamak gerekir.
Yıllık doktor muayenesi yaptırmanız gerekiyor. Ülkemizde meme hastalıkları genel cerrahi uzmanlık alanına girmektedir. Bu nedenle yıllık kontrolünüzü genel cerrahi uzmanının yapması doğru olur.
Mammogram özel bir rontgen filmidir. Vücudun diğer bölgelerinde yapılan radyolojik incelemeden farklıdır. Düzenli olarak mammografi ve ultrasonografi yapılması, kadınlarda meme kanserine bağlı ölüm riskini düşürmektedir. 

Sonbahar depresyonundan korunmak için yapabilecekleriniz


Sonbahar geldi, hava serinledi, yağmurlar başladı, birçoğumuzu da melankolik bir hava sardı bile. Yağmurlu, günlerin kısalmaya başlaması, kapalı havalar, gün ışığının azalması gibi etkilerle gelen sonbahar,  depresyonu tetikliyor. bu bir çeşit mevsimsel depresyon. Depresyon demesek de depresif hal de diyebiliriz. Yapılan araştırmalar sonbahar depresyonunun çoğunlukla kadınlarda görüldüğünü göstermiştir. Yaşlılar da yine en hızlı etkilenen grupta yer alırlar. Bu sebeple özellikle yaşlı kadınların dikkatli olması ve kendilerini sıkıntıya bırakmamaları gerekir. Bununla birlikte 17-25 yaş arası gençlerin de dikkat etmeleri gereken bir dönemdir sonbahar. Ergenlikten birey olma yolunda ilerleyen bünyeler, çok hassas olabiliyor. Mümkün olduğunca eğlenceli ortamlara girmek ve iyi bir tercih olarak komedi türünde filmler izlemek çok faydalı olacaktır.
Sağlıklı beslenme de depresyonu önlemede önemlidir. Ispanak, karalahana, brokoli, pazı, brüksel lahanası, turp, şalgam, pancar, kereviz, domates, havuç, limon, kuşburnu, elma, kivi, portakal, mandalina gibi koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı, mor renkte sebze ve meyveleri bolca tüketin. Bağışıklık sisteminiz güçlensin, siz de kendinizi daha güçlü ve tahammüllü hissedin.
-Kahve, çay, soğuk meşrubatlar, kakao ve benzeri kafeinli içecekleri azaltıp onların yerine rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çayları için.
-Her gün bol bol su için.

Cilt sağlığı, el ve ayak bakımında karbonattan faydalanabilirsiniz



Sağlığa faydaları bilinen karbonatı cilt bakımı, el ve ayak bakımı ve sağlığı için de kullanabilirsiniz. Bir miktar karbonat suya karıştırılır ve yüze uygulanır. Böylece, ölü hücreler tekrar aktif hale gelir. Cildiniz daha sağlıklı ve dinç bir görünüme kavuşur.

Karbonat sivilce tedavisi için de kullanılır. Özellikle ergenlik döneminde sık görülen bir sorun olan sivilcenin tedavisi için kullanılabilir. Sivilce ve akne sorunlarına karşı karbonat ve bal karışımını kullanabilirsiniz. Bunun için karbonatı bala karıştırıp yüzünüze uygulayın. 15 dakika bekletip yüzünüzü yıkayın. Düzenli olarak kullanırsanız, faydasını görürsünüz.

Yorgunluğa karşı da karbonattan faydalanabilirsiniz. Karbonatı küvetteki banyo suyuna karıştırarak banyo yapabilirsiniz. Br miktar elma kabuğu da katarsanız, yorgunluğunuzu giderme sakinleştirici özelliği vardır. Vücut temizliği ve mikropların kırılması için de çok faydalıdır.

Ayaklarda meydana gelen yorgunluk mantar ve buna benzer enfeksiyon sorunlarına karşı da etkilidir karbonat. Ayrıca ayaklarda  ve ayak parmakları arasında bulunan bakterileri de yok eder. Ayak sağlığını korumanıza yardımcı olur. Bakterileri öldürdüğü için ayak kokusunu da giderir.

Ayak kokusu ve mantara karşı, ayrıca normal ayak temizliğinde de kullanabileceğiniz karbonatlı ayak bakım kürünü şu şekilde hazırlayabilirsiniz. Karbonat banyosundan önce ayaklarınızı güzelce yıkayıp kir ve terden arındırmalısınız. Ondan sonra içine yarım fincan karbonat ve ayaklarınızın boyunu kaplayacak kadar ılık su koyduğunuz kovaya ayaklarınızı sokun ve 1-20 dakika kadar bekletin. Koku veya mantar varsa her gün, eğer bir sorununuz yoksa ayaklarınızı dinlendirmek ve sağlığına katkıda bulundurmak için arada sırada, aklınıza geldikçe uygulayabilirsiniz.

Tırnak temizliği ve bakımı için de karbonattan faydalanabilirsiniz. Tırnak diplerindeki etleri karbonatla çok kolay bir şekilde yumuşatabilirsiniz. Bunun için, 1 bardak ılık suya, bir çay kaşığı karbonat koyup eritin, ve tırnaklarınızı bu suya batırıp 5-10 dakika kadar bekletin. Bu sırada, tırnaklarınızın diplerindeki etleri de hafifçe ovalayın. Tırnaklarınızı temizlemek ve tırnak etlerini yumuşatmak karbonatlı su ile çok kolay.

Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bazı öneriler


Sonbahar mevsimi geldi, hoş geldi. Serin ve yağmurlu havalar da beraberinde geldi. Soğuk algınlığı ve grip de kapımızı çaldı. Sonbahar ve ardından gelecek olan kış mevsiminde sağlıklı kalabilmek ve gribe yakalanmamak için  neler yapmalıyız, nasıl beslenmeliyiz, bunları biliyor musunuz?

Kışın bağışıklık sistemimizi güçlendirmek ve hastalanmamak için dikkat etmemiz gereken bazı noktalar var. Probiyotik almalıyız, bu faydalı bakterilerin sindirim sistemine yardımcı oldukları bilinmektedir. Bu probiyotikler ayrıca bağışıklık sistemi için de iyi olup, grip mevsiminde gripten korunmaya yardımcı olurlar. Birçok yoğurtta probiyotik bulunmaktadır. Kışın gribe karşı mücadele için bol bol yoğurt yemeliyiz.

-Greyfurt çekirdeği, zencefil, tarçın ve karanfil soğuk algınlığı ve grip belirtilerine iyi gelmektedir. Kekik ve zeytin yaprağı yağı da soğuk algınlığı ve gribe iyi gelmektedir.

 -C vitamini ihtiyacının karşılanması ve sıvı alımına katkı sağlaması yönünden taze sıkılmış meyve suları da içilebilir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan bekletilmemesi, sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır. Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı almak gereklidir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında e önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 8-10 su bardağı su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları ile bitki çayları öncelikli olarak tercih edilmelidir.

-Kronik bir hastalığınız varsa, her sonbaharda grip aşısı olmak gerekir.

-Yeterince dinlenmeli ve mutlaka egzersiz yapmalısınız. Dinlenmeniz ve egzersiz yapmanız vücudunuzu sağlıklı tutarak grine karşı önemli bir koruma sağlayabilir.

Ağız kokusunu önlemenin yollarını biliyor musunuz?


Ağız kokusu çok rahatsız edici ve sosyal ortamda da kişiyi oldukça zor durumda bırakan bir sorundur. İnsanın kendine olan güvenini olumsuz yönde etkileyen ağız kokusunu önlemek aslında  çok kolay. Bazı önemli hususlara dikkat ederseniz, ağız kokusundan kolayca kurtulabilirsiniz.

Temiz bir ağız ve nefes için diş sağlığına önem vermek şarttır. Diş fırçanızı en az iki ayda bir değiştirmelisiniz. Dişlerinizi sabah akşam mümkünse öğlen fırçalamayı ihmal etmeyin. Altı ayda bir diş doktoruna gidin.

Tarçın ağız içi bakterilerle mücadele önemli bir silahtır. Yiyecek ve içeceklerinizi taröın koymayı ihmal etmeyin. Tarçınlı şekersiz sakızlar da hem kuruluk hem bakterilerle mücadelede fayda sağlar.

Yemek ve içmeyle ilgili tüm faaliyetleri sonlandırdıktan sonra yatağa gitmeden önce dişlerin fırçalanması ve ağız temizliğinin sağlanması çok önemlidir. Dişlerinizi fırçaladıktan sonra ağız gargarası yaparak kötü kokuların oluşmasını önleyebilirsiniz.

Diş ipinden faydalanarak, fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.

Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir.Su ağız içindeki bakterilerin minimumda tutulması için direk yardımcıdır. Ayrıca tükürük salgısını artırarak da yardımcı olur.

Eğer lokmalar iyice çiğnenirse yiyeceler tükürük salgısı ile karışarak ağızda yemek parçası kalma olasılığını düşürür. Bu da ağızda daha az koku demektir. Çünkü çiğnemek bakterileri yerinden koparır ve yok eder.

Vücudunuzdaki ödem ve şişkinlikten kurtulmanız için bazı öneriler


Ödem ve şişkinlik çok rahatsız edici bir durumdur. Ödemin çeşitli nedenleri vardır.Hızlı yemek yemek, asitli içeçekler, aşırı tuz tüketimi, aşırı alkol tüketimi, kuru baklagiller gibi gaz yapıcı yiyecekler, tatlı yiyecekler, beyaz şeker, hareketsizlik. Kadınlar için ise adet öncesi ve sonrası dönem, menopoz dönemi, doğum kontrol hapları kullanmak ödem ve şişkinlik sorunlarının en önemli nedenleridir.

Ödemden ve şişkinliklerden kurtulmak için öncelikle yeteri kadar su içmektir. Günlük 1,5 litre ve üzerinde su içimini güne yayarak tüketmelisiniz.
Tuz ve şeker tüketimini en aza indirgemek gerekli. Yemeklerde mümkün olduğunca az tuz kullanmalısınız, bu konuda baharatlardan faydalanabilirsiniz. Şeker ve şekerli gıdalardan uzak durmalısınız.
Kızartmalar, kafein, gazlı içecekler, hazır sosların tüketimini de en aza indiriniz.

Ananas, doğal detokstur. Nar suyu, ödem söktürücü etkiye sahip. Şeker hastalarının nar suyunu ne kadar miktarda tüketmesi gerektiğini mutlaka doktoruna danışmalıdır. Muz, içerdiği potasyum ile vücuttaki ödemleri yok etmeye yardımcı olacaktır.

Yeşil çay, günde en fazla 2 fincan kadar tüketebilirsiniz. Günde tüketilen yeşil çay ve diğer bitki çaylarının fazlası kalp çarpıntısına sebep olabilir.

Sabahları tüketilen yarım kase maydanoz en etkili ödem atıcıdır. Salatalık, İçerdiği su miktarıyla günlük su ihtiyacımızı da karşılamaya yardımcıdır. Yeşil yapraklı diğer sebzeler de ödeme karşı etkilidir.

Sabahları tüketilen 1 kase probiyotik yoğurt veya az yağlı yoğurt ödemlerden kurtulmaya yardımcı olacaktır.
Yürüyüş yapmalısınız, hareket ödemden kurtulmak için asla ihmal edilmemesi gereken bir şeydir.

Migren neden kadınlarda daha sık görülüyor, migreni tetikleyen faktörler neler?


Herkes az çok baş ağrısı çekmiştir mutlaka. Kimisinin başı kırk yılda bir ağrır, kiminin de başının belasıdır ağrılar. Baş ağrısı çeşitlerinden biri de migren ağrısıdır. Nörolojik bir hastalık olarak kabul edilmeye başlanan migrenin kadınlarda görülme sıklığı, erkeklerdekinin üç katıdır. Bu farklılığın sebebi, kadındaki hormonal değişikliklerdir.

Hastaların çoğunda atak 40 yaşından önce ortaya çıkar. Migren ağrısı, genelde ataklar halinde ortaya çıkan, kafanın tek tarafına yerleşen, zonklayıcı bir baş ağrısı şeklidir. Ataklar 4 saat ile 72 saat arasında değişebilir. Bu ataklar sırasında baş ağrısının yanında bulantı, kusma, normal ışık ve sesten rahatsız olma gibi şikayetler de sıkça görülebilmektedir.

Migrenin nedeni tam olarak bilinemese de beyin kan damarları ve beynin sinir iletimindeki kimyasal madde değişiklikleri sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kadınlardaki hormon al değişiklikler de migren ağrısına yol açabilmektedir. Genetik yani aileden gelen, kalıtsal faktörler migrende rol oynayabilmektedir. Migrenin nedeni dışında atakları tetikleyen faktörleri de bilmek önemli, çünkü bunları bilir ve ona göre davranırsak atakların sıklığını azaltabiliriz.

Kadınlarda migrenin daha sık görüldüğünü söylemiştik. Kadınlarda hormonal değişimler migrenin önemli nedenlerinden biridir. Kadın migren hastalarında atakları tetikleyen, tekrarlamasına neden olan bir etken de bu hormonal değişikliklere bağlı olarak regl dönemidir. Aynı şekilde menopoz dönemi de migren ataklarının sıklığını ve şiddetini artıran bir faktördür.

Stres migren ataklarını tetikleyen diğer önemli bir neden. Kaygı, heyecan ve şok gibi etkenler migren atağına neden olabilmektedir.

Günlük rutinde değişiklikler, uyku düzeninin bozulması, çok fazla ya da çok az ya da uzun yolculuklar gibi günlük yaşantıda meydana gelen değişiklikler de bazı kişilerde migreni tetikleyebilmektedir.

Kafein de migren hastaları için zararlıdır. Çok fazla kahve, kola ya da çay tüketmek migreni tetikleyebilir.

Hava değişimi, yüksek nem oranı, yüksek irtifa, basınç, gürültülü ortam, keskin kokular, sigara dumanı ya da titrek ışıklar migreni tetikleyerek atağın başlamasına neden olabilmektedir.

Bilgisayar ekranı  da migrene iyi gelmez. Uzun saatler boyunca bilgisayar başında oturmak migren atağına neden olabilir. Migren hastaları sık sık mola vermeli, parlamayı önleyen ekranlar kullanmalı ve iyi ışıklandırılmış bir ortamda çalışmalıdır. Ayrıca bilgisayar başında doğru oturmak da kasların gerilmemesi için önemlidir. Kas gerginliği ile migren ağrılarını başlatabilir.

Beslenme ile ilgili yanlışlar da migreni tetikleyebilir. Yetersiz beslenme, aç kalma, öğün atlama, şekerli atıştırmalıklarla açlığı geçiştirme gibi durumlar migren atağını başlatabilir. Açken düşen kan şekerinin, şekerli bir yiyecekle aniden yükseltilmesi migrene zemin hazırlar. Bazı yiyeceklerde bulunan kimyasallar da migren atağına neden olabilir. Aspartam, nitrat ve monosodyum glutamat en çok dile getirilen kimyasallardır.

Yiyeceklerden; eski peynir, kuruyemiş, çikolata, yoğurt, koruyucu madde eklenmiş gıdalar, sosis, sucuk, salam gibi şarküteri ürünleri, kırmızı erik, muz, incir, bezelye, soğan, içeceklerden ise; kahve, çay, diyet içecekler ve alkollü içecekler, özellikle kırmızı şarap, bira, viski migren ataklarını tetikliyor.

Alkolde, özellikle şarapta bulunan tiramin maddesinin migreni tettiklediği bilinmektedir. Aynı madde bazı peynir türlerinde de bulunmaktadır. Şarap ve peynir ikilisini seven migren hastalarının  dikkatli olmalarında bu iki yiyecekten de mümkün oldukça kaçınmasında fayda var.

Yeterince su içmemek de migren hastalarında ataklara neden olabilen nedenlerden biridir.

Kas gerginliği, sürekli öksürmek veya  başa alınan darbeleri de migreni tetikleyen fiziksel etkenler olarak sayabiliriz.

Bazı ilaçlar, özellikle uyku hapları, doğum kontrol hapları veya bazı hormon tedavisi ilaçları migreni tetikleyebiliyor.

"Migren" tedavisi atak sıklığına bağlı olarak planlanıyor. Ayda ikiden daha sık atak geçiren hastalarda atak önleyici tedaviye başlanırken, daha seyrek baş ağrısı yaşayan hastalarda sadece atak tedavisi uygulanıyor ve migren tetikleyicilerinden uzak durulması öneriliyor.

Diş eti sağlığını korumak için neler yapmalıyız?




Ağız ve diş sağlığının önemli bir parçası da diş etlerimizin sağlığıdır. Diş etlerinin sağlıklı olması ağzımızda oluşacak bir çok problemi önler. Diş eti sağlığını korumak için evde bulacağınız malzemelerle pratik bir şekilde bakım yapabilirsiniz.

Sağlıklı dişeti açık pembedir, di­şi ince bir bant seklinde sarar. Dokunduğunuzda, fırçaladı­ğınızda, elma, armut, ayva yerken kanamayan dişetidir. Hastalıklı dişeti ise şiş, belirgin derecede kırmızı; en ufak dokunuşta fırçalama esnasında kanayan dişetidir. Bu görüntüye kahverengi tartarlar da eklenmişse ileri derecede bir dişeti sorununuz var demektir.

Diş eti sağlığını korumak için, evde bulacağınız malzemelerle pratik bir şekilde bakım yapabilirsiniz. Tuz ve zeytin yağını karıştırarak dişlerinizi ve diş etlerinizi 2-3 dakika arası ovalayın. Gece yatmadan önce dişlerinizi tuzlu suyla çalkalayabilirsiniz, gargara yapabilirsiniz. Haftada bir kez yarım bardak suyun içine bir kaşık oksijenli su ilave ederek dişlerinizi ve diş etlerinizi hafifçe fırçalayabilirsiniz.

Diş bakımınızı kesinlikle aksatmamalı ve düzenli olarak günde en az iki kere dişlerinizi fırçalamalısınız. Kullandığınız diş macunu bu konuda önemlidir. İyi bir diş macunu kullanmalısınız.

Maden suyunun faydaları saymakla bitmiyor


Maden suyu vücut için birçok faydası olan bir içecektir. Şifaları oldukça çoktur. Halk arasında maden suyu, soda olarak anılsa da aslında ikisi birbirinden farklı içeceklerdir. Hatta meyveli olanları da vardır. Birçok kişi tarafından meyveli olan çeşitleri tercih edilir. Vişne, limon, elma, böğürtlen gibi çeşitleri mevcuttur.

Öncelikle cilt için oldukça şifalı ve faydalıdır. Cildin güzelleşmesini, sıkılaşmasını ve beslenmesini sağlar.
Hücreleri toksinlerden arındırır, hücrelerin yenilenmesini sağlar.
Kasların düzgün işlemesini sağlar.
Sinir sistemine faydalıdır. Sinir sistemine etki ederek, işleyişine yarar sağlar.
Yazın güneşlenmeyi seviyor musunuz? Fakat güneşte fazla kaldığınız zamanlarda oluşan güneş lekeleri canınızı mı sıkıyor? Hele ki fazlasıyla beyaz tenli olan kişiler güneşten çok daha çabuk etkilenir. İşte bu şifalı ve etkili su ile cildinizdeki güneş lekelerinden kurtulabilirsiniz.
Vücudunuzdaki su ihtiyacını da karşılar.
İçerdiği mineral maddeler sayesinde vücudunuzun mineral ihtiyacının çoğunu karşılamanıza yardım eder.
Böbrek, prostat gibi organların korunmasına yardım eder. Böbrek taşı oluşumunu engeller.
Kalp ile dosttur.
Sindirime yardımcı olması da maden suyu faydaları arasındadır. Bu şifalı su, hazmı kolaylaştırır. Yemeklerden sonra 1 şişe maden suyu içmek sindirim sisteminizi rahatlatır, yediklerinizi kolay sindirmeye ve hazmetmeye yardım eder.
İdrar söktürücü etkiye sahiptir. Kolay idrara çıkmanızı sağlar.
Maden suyu, yorgunluk ve stresi atmayı sağlar.
Gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarına karşı kullanılabilir.
Kemiklerin yapısını korur. Özellikle kemikler ile birlikte diş sağlığının, diş yapısının da korunmasını sağlar.

Bayram tatilinde kilo almamak için bazı öneriler


Bu yıl bayramların ikisi de 9 gün oldu. Uzun bayram tatilinde kilo almamak için biraz daha fazla çaba göstermeniz gerekiyor. Bayram ziyaretleri, fark etmeden kilo almanıza neden olacak sebeplerin başında gelir. Her gittiğiniz yerde önünüze konacak ikramlar, tatlı yemeniz için edilecek ısrarlar sonucunda birkaç kilo almadan bayram tatilini bitiremezsiniz. kontrolü için bol bol yürüyüş yapmalı ve dengeli beslenmeyi ihmal etmemelisiniz. Mutlaka 45 dakika tempolu yürüyüş yapın. Özellikle öğleden sonra da mutlaka 1-2 saat hafif tempoda yürüyüş yapın.

Bayramın birinci gününe kadar et tüketmeyin. Lokmalarınızı yavaş yavaş çiğneyin. Her lokmayı 20 kez çiğnemeye özen gösterin.

Etleri kesinlikle açıkta ve uzun süre buzdolabı dışında bırakmayın. Derin dondurucuda saklayacağınız etleri bir öğünlük parçalar halinde hazırlayın.

Etlerin yağlı kısımlarını tüketmeyin. Etin yanında ekmek yememeğe, bolca salata tüketmeye çalışın.
Ziyaretlerde ikramların hepsini yemenize gerek yok, ne kadar ısrar edilse de tabağınıza konulanların çeyreğini tüketin.
Yürüyüş yapın. Egzersizi mümkünse akşam 8’den sonra yapın. Egzersiz öncesi yemekten kaçının. Sık sık ama azar azar beslenmeye dikkat edin.

Bayram için aldığınız veya hazırladığınız tatlılar bitmeyebilir, son günler diye kalan tatlıları bitirmeye çalışmayın.

Tarçınlı süt ile göbek yağlarınızı eritin


Hanımlar, fazla kilolarımızdan kurtulmak ve özellikle de göbek yağlarımızı eritmek için, sütten faydalanabileceğimizi biliyor musunuz? Yapılan araştırmalar, düzenli olarak tüketildiği takdirde sütün, içerdiği kalsiyum sayesinde ayda 2 veya 4 kilo yağ kaybetmemizi sağlayabildiğini ortaya çıkarmış durumda.

Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu protein, yağ ve karbonhidratı içeren en değerli vitamin kaynaklarından biri. Sütün yüzde 87’ye yakını ise sudan oluşuyor. Süt, bilinen faydalarına ek olarak şimdi de yağ yakımını sağlamasıyla yardımımıza koşuyor. Bazen daha çok bölgesel kilo alımı söz konusu olmaktadır. Süt de, bölgesel yağ yakımı için gerekli üç desteği barındırıyor, kan şekeri dengesi, yeterli protein alımı ve yeterli kalsiyum alımı. Kan şekerinin düştüğü ikindi öğününde ve gece yatmadan önce içeceğimiz birer bardak tarçınlı süt bölgesel kilolarımızdan, özellikle de göbek yağlarımızdan kurtulmamıza yardımcı olmaktadır. Bir bardak süt kişiyi en az 4 saat boyunca tok tutuyor. Metabolik bir rahatsızlığımız yoksa veya süt tüketimi ile ilgili bir sorunumuz bulunmuyorsa, günde 2 bardak süt içmek kilo vermemize ve incelmeye yardımcı olmaktadır.

Bölgesel incelmeyle ilgili araştırmalarda tarçının da kan şekerini dengede tutarak zayıflamaya yardımcı olduğu anlaşılmıştır. Günde iki bardak süte karıştırıp içeceğimiz tarçın, kan şekerimizi dengede tutarak açlık hissimizi geciktirecektir. Ani açlık krizleri ve tatlı ihtiyacı duymamızı engelleyeceği için tarçın, yağ yakıcı özelliği bulunan süt ile birlikte kullanıldığında zayıflamamızı kolaylaştıracaktır. İkindi vaktinde içeceğimiz bir bardak tarçınlı süt kan şekerimizi gün boyunca dengede tutacaktır. Gece yatmadan iki saat önce içeceğimiz ikinci bardak tarçınlı süt de kan şekerimizin sabaha kadar dengede olmasına yardımcı olur. Böylece sabah uyandığımızda dinç hissederiz, çok büyük bir açlık duymayız.

Çocuklarda düz tabanlık


Ayak sağlığı ve ayak gelişimi çocuklarda dikkat edilmesi ve özenle takip edilmesi gereken bir durumdur. Düz tabanlık ve topuğun içe basmaı gibi sorunlar çocuklarda erken dönenlerde sıkça görülen rahatsızlıklardandır. Bu nedenle özellikle yürümeye başladığı dönemde taban destekli, rahat ve ortopedik ayakkabılar tercih edilmelidir.

Probiyotik Ürünlerin Faydası Var Mı?

Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz 'probiyotik’ ürünlerin faydalı olup olmadığı konusu büyük merak uyandırıyor. Barsaktaki mikrobiyal dengeyi düzenleyen yararlı bir bakterinin adı olan probiyotik’i içeren ürünlerin bağışıklık sistemini destekleyici etkileri vardır. Günde bir porsiyon probiyotik ürün tüketmek; süt, yoğurt, kefir gibi ya da tabletleri kullanmak bağışıklık sisteminin desteklenmesinde etkili olmaktadır.

Kemik erimesi tedavisi nasıl yapılıyor?


Tıbbın günümüzde yaşlılık sorunlarının çoğuna çözüm getirebildiğini belirten Doç. Dr. Şener, şunları söyledi:
“Kemik erimesi tedavisinde koruyucu yöntemlerin yanı sıra kemik erimesini önleyici ve kemik oluşumunu uyarıcı ilaç tedavileri bulunmaktadır.
Eklem kireçlenmesinde ise tedaviye adale güçlendirici egzersizler, ağrı kesici ve kıkırdak geliştirici ilaçlar, kilo verme ve fizik tedavi yöntemleri ile başlanır.
Hastalığın ilerlediği ve bunların yetersiz olduğu noktada cerrahi girişimler gerekebilir.
Tüm bu tedaviler yeterli olmadığında ise artroskopi gibi eklem içinin temizliğini sağlayan basit girişimler veya eklem protezi gibi eklemin yeniden yapılandırıldığı büyük girişimler gerekmektedir.
Eklem protezi ameliyatlarında kıkırdağın aşınan kısmı çıkarılıp yerine metal, seramik vb. malzemelerden yapılmış yapay eklemler yerleştirilir.
Protez yapılan hastalar yıllarca ağrısız olarak yaşamlarını sürdürebilmekte, eski günlerine geri dönebilmektedirler. Özellikle yeni teknoloji protezler ile hastalarımız çok daha uzun süre ağrısız bir yaşam sürebilmekte ve eskisinden daha rahat hareket edebilmektedirler.
Yaşlılıkla gelen adale ağrıları ve bağ sorunlarında ise cerrahi girişimlerden çok fizik tedavi yöntemleri ön plana çıkmaktadır.”