çocuk sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuk oyun alanlarındaki tehlikeler ve önlemler


Çocuk oyun alanları, çocukların eğlenmesi ve oynaması için güvenli bir ortam olmalıdır. Ancak, oyun alanlarında bazı tehlikeler de bulunabilir. Bu tehlikeler, çocukların yaralanmasına veya hatta ölümüne neden olabilir.

Çocuk oyun alanlarındaki en yaygın tehlikeler şunlardır:

  • Düşüşler: Oyun alanlarında bulunan kaydıraklar, salıncaklar ve tırmanma ekipmanları, çocukların düşmesine neden olabilir. Bu düşmeler, kafa travması, kırık kemikler ve diğer ciddi yaralanmalara yol açabilir.
  • Keskin kenarlar ve köşeler: Oyun alanlarında bulunan keskin kenarlar ve köşeler, çocukların yaralanmasına neden olabilir. Bu yaralanmalar, kesik, sıyrık ve iğne batmalarına yol açabilir.
  • Kirlilik: Oyun alanlarında bulunan kirlilik, çocukların hastalanmasına neden olabilir. Bu kirlilik, bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaları içerebilir.
  • Yabancı cisimler: Oyun alanlarında bulunan yabancı cisimler, çocukların boğulmasına veya nefes almasını engellemesine neden olabilir. Bu cisimler, oyuncak parçaları, cam parçaları ve diğer küçük nesneler olabilir.
  • Elektrik çarpması: Oyun alanlarında bulunan elektrikli ekipmanlar, çocukların elektrik çarpmasına neden olabilir. Bu ekipmanlar, aydınlatma sistemleri, oyuncak makineleri ve diğer elektrikli cihazlar olabilir.

Çocuk oyun alanlarındaki tehlikeleri önlemek için alınabilecek bazı önlemler şunlardır:

  • Oyun alanlarının düzenli olarak bakımının yapılması gerekir. Bu bakım, oyun alanlarının sağlam ve güvenli olduğundan emin olmak için önemlidir.
  • Oyun alanlarında bulunan ekipmanların uygun şekilde kurulduğundan ve güvenli olduğundan emin olunmalıdır.
  • Oyun alanlarının çocuklar için uygun olduğundan emin olunmalıdır. Oyun alanları, çocukların yaş ve gelişim düzeylerine uygun olmalıdır.
  • Çocukların oyun alanlarında yalnız bırakılmaması gerekir. Yetişkinler, çocukların oyun alanlarında oynarken onları gözetmelidir.

Çocuklarınızla birlikte oyun alanına gitmeden önce, oyun alanının güvenli olduğundan emin olun. Oyun alanını dikkatlice inceleyin ve herhangi bir tehlike olup olmadığını kontrol edin. Oyun alanının bakımsız veya hasarlı olduğunu fark ederseniz, kullanmadan önce yetkililere mutlaka durumu bildirin.

Bebeğiniz çok ağlıyorsa ne yapmalısınız?



Bebeklerinin ağlaması özellikle yeni anne babaları çok telaşlandırabilir. Bebekler birçok nedenle ağlar ve çoğu zaman da anlaşılır bir nedeni yoktur. Ama bir bebek ağlıyorsa kesinlikle şunu demek istiyordur. ‘Kendimi iyi hissetmiyorum ve yakınlığınıza ihtiyacım var’. Bazı bebekler sık sık ağlar. Bu durum karşısında ebeveynler kendilerine çaresiz hissedebilir.
Anne ve baba, bebeklerinin canının yanıyor olmasından korkuyor, bebeklerine karşı birşeyleri yanlış yaptıklarını düşünüyor ve çaresizliğe ve ümitsizliğe kapılabiliyor. Bebekler genelde aç veya yorgun olduklarında, altları kirlendiğinde, tenleri tahriş olduğunda, canları sıkıldığında veya ilgiya ihtiyaç duydukları için ağlayabilirler.

Bütün bebekler ilk aylarda ağlar. Bu çok normal bir durumdur. Bebeklerin ağlama sıklığı, sürekliliği ve ses yüksekliği çocuktan çocuğa değişir. Bebeklerde ağlama altıncı haftaya kadar giderek artar, altıncı haftadan itibaren ağlamalar giderek azalır evreleri genelde azalmaya başlar.

Bebekleriniz ağladığında neler yapmalısınız?- Sakin olmaya çalışmalısınız, bütün bebekler ağlar.
-Öncelikli olarak, bebeğin ağlama nedeninin öğrenmeye çalışın. Bebekler, açlık, susuzluk, altının kirlenmesi, yorgunluk gibi nedenlerle ağlar.
-Bebeğinizi sakinleştirmeye çalışın. Göz teması kurarak, sakince konuşarak, hafifçe sallayarak, (çarşafla falan değil, kucağınızda çok hafif şekilde) şarkı söyleyerek bebeğinizi sakinleştirebilirsiniz.
-Bebeğiniz ısrarlı bir şekilde ağlamaya devam ediyorsa, adeta ağlama krizine girmişse bebeğinizle birlikte başka bir odaya geçin veya kısa süreliğine açık havaya çıkın. Bunlar bebeğinizin sakinleşmesini kolaylaştıracaktır.
-Bebeğinizi sakinleştirmeye çalışırken sakin ve kararlı olun, telaşlanmayın. Telaşlı davranışlarınız bebeğinizin huzursuzluğunun artmasına neden olabilir.

Bebek ağlayınca sinirlenmemelisiniz, kızmamalısınız, Hiç bir bebek kasten ağlamaz. Her bebek ağlar, önemli olan şey bebeğinizin ağlama nedenini bulup onu güzelce sakinleştirmektir. 

Bebeğinizle sürekli konuşun, çabuk öğrensin, çabuk konuşsun


Anneler bebeklerinin ne zaman konuşacağını merak ederler, heyecanlanırlar; geç konuşacak diye endişe ederler. Bebeğin konuşmaya başlamasına yardımcı olmanın en iyi yolu, onunla bol bol konuşmaktır. anneler, babalar bebekleriyle konuşmalı, onlara ninniler, şarkılar söylemeli, kitap okumalı.
İşte bebeklerin konuşmasına ve çabuk öğrenmesine yardımcı olacak öneriler...
- Bebeğinizle sürekli konuşun. Kısa cümlelerle, yavaş yavaş ve tane tane konuşun.
- Onunla bebek dilinde değil, normal bir şekilde konuşmaya özen gösterin.
- Bebeğiniz, çeşitli sesler çıkarıp konuşma denemeleri yaparken onu susturmayın, o anda düzeltmeyin, aksine, devam etmesi için teşvik edip cesaretlendirin. Onun çıkardığı sesleri siz de çıkarın. Bu sesleri yavaşça düzeltip onun tekrar etmesini sağlayın.
- Ona sürekli kitap okuyun. İlk zamanlar fazla ilgilenmeyecektir, fakat zamanla bundan çok zevk almaya başladığını, sizi dinlediğini göreceksiniz. - Bebeğinize etraftaki nesnelerin, eşyaların isimlerini söyleyin, ona tanıtın.
- Sürekli aynı ninnileri veya şarkıları tekrarlayın; bu, onun öğrenmesine, söylenenleri aklında tutmasına yardımcı olacaktır.

Okul korkusu ile nasıl baş edilir?


Okulun ilk gününde yaşanan kaygı ve korku oldukça normal kabul edilebilir; zira bu durum hem çocuk hem de ebeveynler için oldukça yeni ve içinde bir sürü bilinmezlikler barındıran bir durumdur. Bilmediğimiz ve öngörmekte zorlandığımız durumlar hepimizde kaygı yaratır ve bu kaygı her zaman da kötü ya da yıkıcı olmak zorunda değildir. Birçok durumda kaygı; baş edebilme sınırlarımızı aşmadığında ve yaşanan durumla orantılı sayılabilecek dozlarda olduğunda odaklanmaya, motive olmaya ve hatta harekete geçmemize dahi yardımcı olabilen bir duygudur. Ve bu duygunun bu süreçte doğal olduğunu ebeveynlerin hem çocukları hem de kendileri için kabul edebilmeleri adaptasyon sürecinin çok önemli bir parçasıdır.

Elbette yeni bir ortam, yeni arkadaşlar, anneden ve evden daha uzun süreli ayrı kalmak bir çocuk için korkutucu ve kaygı verici olabilir. Aynı şekilde, bir ebeveyn için de çocuğundan daha uzun süre ayrı kalma ve çocuğunu okul dahi olsa başka bir ortama emanet etme fikri zorlayıcı olabilir. Bu hislerin çok yoğun olduğu birçok durumda çocukta ayrılık anksiyetesi doğrultusunda okula gitmek istememe, ağlama nöbetleri, uyku ve iştahta bozulmalar yaşanabilmekte, okula başlama sürecini hem çocuk hem de ebeveynler açısından çokça zora sokarak adaptasyon sürecini uzatabilmektedir.

Bu süreçte yaşanan birçok duygunun yanı sıra aslında belki de bu sürecin en önemli kısmı bu büyük günün giderek anneden ayrışan ve bireyselleşen çocuğun gelişiminde büyük bir adım olmasıdır. Okul deneyimi her yaş için büyük bir öğrenme ortamı olmakla birlikte aynı zamanda bir çocuk için ebeveynlerinden ayrı kendi başına bir ortamda kalabilme, var olabilme ve sosyalleşebilme gibi becerileri de kazandırması açısından büyük önem taşır.

Okula başlarken yaşanan ebeveynlerden ayrılma süreci her ne kadar hem çocuk hem de ebeveyn için zor olsa da aslında her ayrılık gibi “büyütücü”dür. Bu büyüme deyim yerindeyse “anne çocuğu”ndan “okul çocuğu”na dönüşme şeklinde olacaktır. Ancak elbette ki bu büyümeye ebeveynin, bu bağlamda özellikle annenin, duygusal anlamda izin veriyor olması çok önemlidir. Burada izin vermekle kastedilen şey, annenin bu ayrılma ile yaşayabileceği olası kaygıları ile bu büyüme sırasında çocukla ikisinin birlikte yaşayacağı keyfi dengeleyebilmesi durumudur. Fakat ne yazık ki bu dengeyi kurmak her zaman çok kolay olmamaktadır.

Özellikle birbirine çok bağlı, neredeyse yapışık anne-çocuk ikililerinde annenin çocuğundan ayrı yalnız kalma korkusu yaşaması, ondan uzakken onu tehlikelere karşı koruyamayacağına dair duyduğu kaygı durumu zorlaştırabilir. Benzer bir durumda söz konusu annenin çocuğu ise bir yandan okula başlamaya duyduğu heyecanla birlikte annesini yalnız bırakmaya dair yaşadığı suçluluk ve annesiyle ikili olma durumunun ona sunduğu güvenli ve korunaklı ortamı bırakıyor olmanın korkusu içerisinde kaybolur. Böyle bir durumda çocuğu okula karşı cesaretlendirme açısından iş ebeveyne düşmektedir.

Okula başlamakta ve anneden ayrılmakta güçlük çeken bir çocuk söz konusu ise bu durumda mutlaka bu ayrılığı yaşamakta güçlük çeken bir annenin varlığından da söz etmek mümkündür. Çocuklar yeni bir durumun ne kadar stresli ya da tehlikeli olabileceğine dair ipuçlarını ebeveynlerinin duygu ve davranışlarını takip ederek, onlara bakarak anlamaya çalışırlar.

Bu nedenle annenin bu konudaki hislerinin farkında olması, geçmişten getirdiği duygusal yüklerinin bu duruma etkilerini anlaması çocuğunun bu süreci ve geçişi sağlıklı tamamlayabilmesi açısından büyük önem taşır. Bu konuda gerekirse bir uzman desteği alarak sağlıklı büyüme yolundaki engeller daha rahat aşılabilir. Bu önemli değişim ve yenilik durumunun hem ebeveynler hem de aileler açısından daha uyumlu ve rahat geçirilebilmesinin önemli bir sırrı; aile olarak başka bir değişimin bu süreçle çakışmamasına özen göstermektir.

Örneğin; okula başlarken aynı anda bir taşınma durumu ya da annenin işe başlaması, yeni bir kardeşin doğumu gibi her biri kendi içinde ayrı bir adaptasyon süreci gerektiren değişimler bu süreci daha da zora sokacaktır. Bunlara dikkat ederken bir yandan da çocuğa destek olmak elbette mümkündür. İlk olarak okul ortamı ve okul yaşamı ile ilgili gerçekçi beklentiler oluşturmak çocuğun hayal kırıklığı yaşamasını engelleyerek adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Örneğin; söz konusu bir okul öncesi eğitim kurumu dahi olsa sadece “eğlence” kısmına odaklanmak yanıltıcı olacaktır. Ne de olsa okul keyifli bir ortam olmasının yani sıra yavaş yavaş kuralların daha net ve tutarlı şekilde uygulanmaya başladığı bir yerdir Ancak yine de okul sürecini çocuğun hayatında keskin bir dönüm noktası gibi görmemek gerekir.

Çocuklarda düz tabanlık


Ayak sağlığı ve ayak gelişimi çocuklarda dikkat edilmesi ve özenle takip edilmesi gereken bir durumdur. Düz tabanlık ve topuğun içe basmaı gibi sorunlar çocuklarda erken dönenlerde sıkça görülen rahatsızlıklardandır. Bu nedenle özellikle yürümeye başladığı dönemde taban destekli, rahat ve ortopedik ayakkabılar tercih edilmelidir.

Karşılıklı oyun zekâyı geliştiriyor

Karşılıklı oyun zekâyı geliştiriyor
Ancak, bilgisayar oyunları değil, arkadaş veya aile ile karşılıklı oynanan oyunlar öneriliyor. Bilgisayar oyunları çocuğun ihtiyacı olan paylaşma ve sosyalleşme gelişimini sağlamada yetersiz kalıyor
Amerikan Hastanesi Çocuk ve Yetişkin Psikiyatrisi Klinik Şefi Dr. Zafer Atasoy, çocuklarımızın oyun seçimi konusunda nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlattı.
* Oyunla çocuk zekasını geliştirmek mümkün mü?
Evet. Zekâ tanımlanması çok karışık ve güç işlevdir. İçerdiği özellikler nedeniyle her zaman gelişmeye açıktır. Bu nedenle, zekâ geliştirmekten söz edilebilir. Bu gelişim doğal olarak çocukluk çağında vardır. Zekâ gelişimi için olmazsa olmaz koşul, uyaranla karşılaşmaktır. Bu nedenle, oyun özellikleri ile ayrı bir yer tutuyor. Bu özellik bir derecede hayal genişliği sağlarken, bir başka sorun gündeme gelmeye başlıyor. Artık bu tür oyun araçları, oyuncak özelliklerinin yanı sıra, oyun arkadaşlığı da yapıyor. Bu durum ise, çocukların gereksinimi olan sosyalleşme ve paylaşma duygusunun gelişmesi önünde önemli bir engel olarak çıkıyor. Oyun sırasında, duygu ve tepkisi olmayan bir oyun arkadaşı ile oyun oynama gündeme geliyor. Bu durumu sağlıklı bulmak her zaman için olanaklı değildir.
* Yaz döneminde çocukların gününü planlamak doğru mu?
Yaz dönemi tüm çocuklar için sırasında ilgisi ve dikkati artmış bir çocuk gelişmeye daha açıktır. Oyun tek başına iyi zaman geçirme ve eğlenme demek değildir, aynı zamanda öğrenme ve dünyayı tanımadır. Çocuk için oyun, laboratuvar çalışması gibi deneme, öğrenme içermektedir.
* Hangi yaş grubunda hangi oyunlar tercih edilmeli?
Çocuklar kendi gelişim süreçleri ile uyumlu oyunları çok hızlı bir biçimde bulur. Oyun konusunda erişkinler, ancak kendi deneyimleri doğrultusunda yönlendirmeler yapabilir. Oyun konusunda onlara zarar gelmeyeceğini kestirme dışında, anne-baba olarak yönlendirmenin kısıtlı olduğu bir gerçektir. Sosyal ortamlarda ailenin etkisinin göreceli azaldığı ve arkadaş etkisinin arttığını gözlemliyoruz.
* Çocuğun oyun modeline aile mi karar vermeli?
Anne-baba çocuğun doğumunu izleyen ilk günlerden itibaren sunduğu her şeyle kendi istekleri ve beklentileri doğrultusunda hareket ederken, çocuğun yaşının ilerlemesi ile bu davranışları göreceli olarak söner. Çocuğun istekleri ve yönlendirmesi daha fazla yer tutmaya başlar. Ancak, anne babanın yönlendirme hakkı hep saklı kalmalıdır.
* Sokakta oynamak mı, yoksa bilgisayar mı daha yararlıdır?
Oyun o denli önemlidir ki, içine girildiğinde yeri önemini kaybeder. Günümüzde çocukların ev içinde oyun seçenekleri, özellikle elektronik tatil dönemi olmalıdır. Tatil diğer insanlar için ne kadar planlanırsa, çocuklar için de o kadar planlanır. Bu planlamada tatilin eğlence ve dinlenme olduğu göz önünde tutulmalı ve buna göre davranılmalıdır. Çocuğun istek, öneri ve gereksinimleri önemlidir. Anne babalar bu durumu düşünmeli ve planı buna göre yapmalıdır.
* Öğlen uykusu çocuklar için gerekli midir?
Uyku bedenin en önemli ihtiyacıdır ve bu durumun dışarıdan müdahale ile düzenlenmesi nerdeyse olanak dışıdır. Bebeklik dönemindeki uyku gereksinimi yaş ilerledikçe azalır. Zorla uyku uyunmaz. Ancak, özelikle küçük yaşlardaki çocukların yaz aylarının çok sıcak saatlerini dinlenerek geçirmeleri onlar için daha uygundur. Uyumasalar bile, dinlenmek üzere yatırılmaları uygundur.
* Çocuklara sosyal uğraşlar nasıl öğretilir?
Sosyal uğraşılar özellikle sosyal ortamlarda öğrenilir. Bu nedenle, çocukların sosyal ortamlarda bulunmaları desteklenmelidir. Bisiklete binmeyi öğrenmekte zorlanan bir çocuğun peşi sıra bu beceriyi kazanana dek koşturmak, anne baba olmanın zevkli bir aşaması olsa gerek. Bir kez bisiklete binmeyi öğrendikten sonra bir daha böyle bir deneyim ne çocuk ne de anne baba için bir daha yaşanmayacaktı. Tadı çıkarılması gereken bu deneyime katılmak gerekir.