beslenmeyle ilgili gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beslenmeyle ilgili gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Alkollü alkolsüz içkilerin sınıflandırılması


 İçkiler, alkol içeriğine göre şu şekilde sınıflandırılabilir:

  • Alkolsüz içecekler: Alkol içermeyen içecekler, meyve suları, soda, maden suyu, süt, kahve, çay ve benzeri içeceklerdir.
  • Alkollü içecekler: Alkollü içecekler, fermente veya damıtılmış içeceklerdir. Fermente içecekler, şekerli malzemelerin mayalanması ile elde edilir. Damıtılmış içecekler ise, fermente edilmiş içeceklerin buharlaştırılması ve soğutulması ile elde edilir.

Alkollü içecekler, alkol içeriğine göre şu şekilde sınıflandırılabilir:

  • Düşük alkollü içecekler: Alkol içeriği %5'in altında olan içeceklerdir. Bu içeceklere örnek olarak bira, şarap, şampanya ve cider verilebilir.
  • Orta alkollü içecekler: Alkol içeriği %5 ile %20 arasında olan içeceklerdir. Bu içeceklere örnek olarak votka, cin, rom, tekila ve viski verilebilir.
  • Yüksek alkollü içecekler: Alkol içeriği %20'nin üzerinde olan içeceklerdir. Bu içeceklere örnek olarak likörler ve bazı brendiler verilebilir.

Dünyada yaygın olarak tüketilen içki çeşitleri şunlardır:

  • Bira: Dünyanın en popüler alkollü içeceğidir. Malt, şerbetçiotu ve sudan yapılır.
  • Şarap: Üzümden yapılır. Kırmızı, beyaz ve roze olmak üzere üç ana türü vardır.
  • Viski: Tahıldan yapılır. Malt viski, tahıl viski ve blended viski olmak üzere üç ana türü vardır.
  • Cin: Anason tohumundan yapılır.
  • Rum: Şeker kamışından yapılır.
  • Tekila: Agave bitkisinden yapılır.
  • Viski: Tahıldan yapılır.
  • Likör: Alkol, şeker ve aromalardan yapılır.

İçkilerin sağlığa etkileri:

Alkolün sağlığa hem olumlu hem de olumsuz etkileri olabilir. Alkolün olumlu etkileri arasında, stresi azaltma, sosyalleşmeyi artırma ve ağrıyı azaltma sayılabilir. Alkolün olumsuz etkileri arasında ise, karaciğer hasarı, kalp hastalığı, kanser ve alkolizm sayılabilir.

İçkiyi bilinçli tüketmek gerekir. Alkolün fazla tüketimi, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Gıdalarda Aranan Özellikler

-Mümkünse doğal olmalı,
-Uyarıcı ve hormonlarla yetiştirilmemeli,
-Toplanması,kurutulması,saklanması ve ambalajlanması hijyenik olmalı,
-Taze,sağlam ve temiz olmalı,
-Konsantre edilmemiş(Pastırma,salam,sosis,sucuk,konserve gibi)ve kimyasal muameleler görmemiş olmalı.
"Ekolojik Gıdalar"
Yetiştirilmesi,üretilmesi,toplanması,kurutulması,saklanması ve ambalajlanmasında hiçbir uyarıcı hormon,kimyasal madde ve sanayi işlem kullanılmayan gıdalara "ekolojik gıda"adı verilir.
Yararları:
-Besin değerleri yüksektir.
-Toksit madde taşımazlar.
-Toksinlerin boşaltılmasına ve kanın temizlenmesine yardımcı olurlar.
-Hücre sağlığına zarar vermezler.
-Biyolojik gençleşmeye yardımcı olurlar.

GIDALARIN BESİN DEĞERİNİ KORUYUP VE TOKSİK TESİR KAZANMASINI ÖNLEMEK

İç ortamın hücre sağlığını koruyacak düzeyde değişmez tutulması gıdaların besin değerini koruyup toksik tesir kazanmasını önlemekle sağlanabilir.Bunun çareleri şunlardır:
Gıdaları karıştırmadan yemek ya da içmek
Gıdalar,konsantre(oksitlenen)ve konsantre olmayan gıdalar(oksitlenmeyen)olarak iki ana gruba ayrılır.
Konsantre gıdalar kendi aralarında nişastalı ve proteinli gıdalar,konsantre olmayan gıdalar da meyvalar ve çiğ sebzeler olarak ikiye ayrılır.Sebzeler pişirildikçe konsantre gıdaya dönüşürler. Örneğin;patates çiğ iken sebze,pişirildikten sonra nişastalı gıda grubuna girer.Bu gıdalardan meyva şekerleri direk olarak,nişastalı gıdalar alkali salgı ile sindirilerek,proteinli gıdalar asit salgı ve çiğ sebzelerde bulunan canlı enzimlerle sindirilerek kana karışırlar.
Bu nedenle,gıdalarımızı meyvalar, nişastalı gıdalar ve proteinli gıdalar olmak üzere üç ayı gruba ayırıp,üç ayrı öğünde yemek içmek zorundayız.Bu şekilde beslenirsek,gıdaların işe yarayan kısımları daha kolay ve daha çabuk sindirilip kana verilir. İşe yaramayan kısımları da daha kolay ve daha çabuk dışarı atılır.Bu sayede tüm gıdaların besin değerleri korunur, toksik tesir kazanması önlenir.
Gıdalar karıştırılarak yenilip içilirse zor sindirilirler.Midede uzun zaman bekleyerek besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanırlar.Mideden bağırsağa geçmeden mikroplar ve bakteriler tarafından tüketilirler.Sindirim sisteminde parazitlerin üremesine neden olurlar.Oksitlenirler.Bu olay,ağız kokusu,sindirim sancısı,mide ve bağırsak gazları gibi sorunlarla kendini gösterir.
Örneğin;
-Meyva ve meyva suları,nişastalı veya proteinli gıdalarla aynı öğünde yenilirse asit ve alkali salgıların etkisinde kalarak fermantasyona uğrayarak bozulurlar.Ayrıca besin değerlerini kaybedip toksik tesir kazanarak iç ortamın ve karaciğerin düşmanı olurlar.
-Nişastalı gıdalar grubuna giren patates ile,proteinli gıdalar grubuna giren et,aynı öğünde yenilirse vücut patatesi sindirmek için alkali salgı,eti sindirmek için asit salgı salgılar.Salgılanan bu salgılar,midede karıştırılınca ,kimyasalca kaçınılmaz olarak nötr salgıya dönüşürler. Nötr ortamda patates de,et de sindirilemez.Bu gıdaların sindirilebilmesi ve mideden bağırsağa geçebilecek hale gelmesi için mide tekrar tekrar asit ve alkali salgı salgılamak zorunda kalır.
Vücut,en büyük enerjiyi gıdaların sindirilebilmesi için harcar.Bu enerjiyi harcamasının amacı,gıdalardan daha fazla enerji elde edip yaşamını sürdürebilmektir.Sindirim için bu kadar fazla enerji elde edip yaşamını sürdürebilmektir.Sindirim için bu kadar fazla enerji tüketilmesine rağmen,gıdalar besin değerini kaybedip,toksik tesir kazanmış vaziyette bağırsaklara geçerler.Bu defa vücut,gıdaların toksik tesirini yok etmek için,sindirim için harcadığı iki misli fazla enerji tüketir.Sonunda,kar edemeyen işletmenin iflas ettiği örneği,enerji iflasına uğrar ve hücrelerde dejenerasyon başlar.Bu olay,gençlik yıllarında yorgunluk, hazımsızlık, kabızlık, nezle, grip, solunum zorluğu, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, romatizma, artrit, kansızlık alerji ve cilt hastalıkları gibi sağlıksorunlarıyla,elli yaşından sonra da kalp krizi,felç ve kanser gibi ciddi hastalıklar şeklinde kendini gösterir.

beslenme ve zeka



Beslenme tarzı ve zekâ düzeyi arasında güçlü bir ilişki olduğu uzun zamandan beri bilinmektedir. Günlük yaşantımızı sürdürebilmemiz ve hareketlerimizi koordine edebilmemiz de vazgeçilmez role sahip olan sinir sistemimizin de, besinler ile sağlanacak besin öğelerine ihtiyacı olduğu ve bazı mineral, vitamin veya diğer besin öğeleri yetersizliklerinde sinir sisteminin ve bilişsel performansın olumsuz etkilendiği bilinmektedir.
Beslenmemizde yer alan bazı öğelerin, sinir sistemi gelişiminde önemli rolleri olduğu bilinmektedir. Bu besin öğeleri ise, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar açısından önemlidir.
Zekâ üzerinde etkisi olan ilk besin öğesi, proteinlerdir. Proteinler, doku yapım ve onarımında kullanılmasının yanı sıra, proteinlerin yapıtaşları da sinir iletimi için gerekli olan maddelerin sentezinde kullanılırlar. Bu nedenlerle, proteinler sinir sistemi ve beyin gelişimi açısından son derece önemli rol oynarlar. Doğal protein kaynakları; et ve et ürünleri, yumurta, süt ürünleri, kuru baklagiller ve tahıl ürünleridir.
Zekâ üzerinde etkili olan ikinci önemli grup ise yağlardır. Yağlar içinde yer alan yağ asitleri birbirinden farklı işlevlere sahiptir. Sıkça adını duyduğunuz omega-3 yağ asitlerinin göz ve beyin gelişimi açısından önemi büyüktür. Bunun yanı sıra, yetişkin beslenmesinde sınırlı tüketimi önerilen doymuş yağ asitleri de, çocuğun bilişsel gelişimi açısından önemlidir. Bu nedenle, bireyler gelişimini tamamlayana kadar yağı azaltılmış süt ürünleri yerine, tam yağlı süt ürünlerini tercih etmelidirler.
Diğer önemli bir grupsa, vitamin ve minerallerdir.A vitamini, tiamin, riboflavin, B6, B12 gibi vitaminlerin ve demir, çinko, iyot gibi minerallerin zekâ gelişiminde ve sinir sistemi üzerinde önemli rollere sahip olduğu bilinmektedir.
A vitamini, omurilik oluşumunda görev almaktadır. Yetersizliği sonucunda, bebeklik çağında omurilik ile ilgili sorunlar oluşabilir. A vitamininin en iyi kaynakları, karaciğer, balık ve süttür. Bebeklik döneminde ise en iyi A vitamini kaynağı anne sütüdür. Tiamin, B kompleks vitaminleri arasında yer alan ve B1 vitamini olarak bilinen vitamindir. Enerji metabolizması açısından sahip olduğu önemli işlevler göz önüne alınırsa, sinir sistemi açısından da çok önemli olduğu görülebilir. Yetersizliğinde, doğumsal büyüme geriliği ve sakatlıklar meydana gelebilir. Tiaminin en iyi kaynakları, tam tahıl ürünleridir. Bebekler içinse, anne sütü en iyi kaynaktır. Riboflavin de B kompleks vitaminlerinden olup, omurilik oluşumunda ve sinir hücrelerini koruyan yağlı yapının –miyelin- oluşumu için gereklidir ve en iyi doğal riboflavin kaynakları, süt ve süt ürünleridir. B6 vitamini, beyinde sinir iletimini sağlayan maddelerin sentezinde rol alan bir vitamindir ve yetersizliğinde bu maddelerde eksiklikler oluşabilir. B12 vitamini eksikliğinde ise, omurilikte ağır sakatlıklar oluşabilir. Bu vitaminin kaynakları, hayvansal besinlerdir ve hiçbir bitkisel besin B12 vitamini içermemektedir.
Demir minerali, beyin ve sinir sistemi açısından çok önemlidir. Çünkü bu mineral, beyinde yer alan beyaz maddede yüksek yoğunlukta bulunmaktadır. Demir yetersizliğinde, bireylerde konsantrasyon bozukluğu ve dikkatsizlik görülür. En iyi kaynağı kırmızı ettir. Diğer kaynakları ise, etler, kuru baklagil, pekmez, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. Portakal ve çilekte demir kaynağı sayılmaktadır.
İyot minerali, sinir sistemi açısından çok önemlidir. Çünkü iyot yetersizliği olan gebelerin çocuklarında zekâ geriliği görülme riski çok yüksektir. Bebeğin beyin gelişiminin, gebeliğin ilk üç ayında büyük bir kısmı tamamlandığından dolayı da, bu süreden sonra uygulanan tedavinin veya yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesinin bir anlamı yoktur. Zekâ geriliğinin yanı sıra, iyot yetersizliği düşük ve ölü doğumlarla da ilişkilidir. İyodun en iyi kaynakları, deniz ürünleri ve iyotlu tuzdur. İyotlu tuzun iyot içeriğinin zarar görmemesi için, karanlık ve serin bir ortamda ışık geçirmez şişelerde veya kutularda saklanması gerekir.
Çinko, beyinde yer alan beyaz ve gri maddede bulunduğundan ötürü sinir sistemi için önemlidir. Yetersizliğinde, beyin gelişiminde gerilik oluşabilir. Çinkonun en iyi kaynakları, et ürünleri ve deniz ürünleridir. Anne sütünün çinko içeriği yüksek olduğundan dolayı bebekler için iyi bir kaynaktır.