
Çizgi, Kavanoz ve Gökyüzü: İmamın Ufuk Açan Taksimat Formülü
Mizah, çoğu zaman gerçeğin üzerindeki süslü örtüyü tek bir hamlede kaldıran en keskin cerrah neşteridir. İnsanlık tarihi boyunca inanç, maneviyat ve kutsal değerler toplumları bir arada tutan en güçlü harç olmuş; ancak işin içine "para", "bağış" ve "dünyevi çıkarlar" girdiğinde, en saf niyetler dahi trajikomik birer çıkar ilişkisine dönüşebilmiştir.
Halk anlatılarında ve fıkralarda sıkça karşımıza çıkan, farklı inanç temsilcilerinin bağış taksimatı üzerine kurgulanan o meşhur hikâye; aslında sadece din görevlilerini değil, insan doğasının kılıf uydurma konusundaki sınırsız yaratıcılığını gözler önüne serer.
Sempozyum Masasında Başlayan Taksimat Tartışması
Rivayet bu ya; dünyanın dört bir yanından gelen farklı dinlerin temsilcileri büyük bir uluslararası sempozyumda bir araya gelir. Uzun uzun ibadetlerden, manevi huzurdan, cemaatlerin dertlerinden söz edilir. Sohbet koyulaştıkça konu kaçınılmaz olarak en hassas noktaya, yani cemaatten toplanan bağış paralarına ve bu paraların nasıl paylaştırıldığına gelir.
Masadaki her din adamı, parayı paylaştırırken ne kadar "adil", ne kadar "tarafsız" ve ne kadar "ilahi adalete sadık" kaldığını kanıtlama yarışına girişir.
Hahamın Tebeşir Çizgisi
Sözü ilk olarak alan haham, gayet kendinden emin ve matematiksel bir kesinlikle yöntemini anlatmaya başlar:
"Biz toplanan bütün madeni paraları ve banknotları elimize alırız. Yaklaşık beş metre öteye tebeşirle net bir çizgi çekeriz. Ardından bütün paraları o çizgiye doğru fırlatırız. Çizgiyi geçmeyi başaran paraları cemaatin hayır işlerine ve hak yoluna harcarız; çizginin bu tarafında, bize yakın kalanlar ise hizmetlerimizin karşılığı olarak cebimize kalır."
Papazın Kavanoz Taktiği
Papaz hafifçe gülümser, başını iki yana sallayarak kendi yönteminin çok daha titiz ve manevi bir süzgeçten geçtiğini savunur:
"Muhterem meslektaşım, sizin çizginiz biraz fazla geniş bir hedef. Bizim yöntemimiz çok daha nettir: Biz toplanan paraları alır, kilisenin tam ortasında dururuz. Beş metre uzağa dar ağızlı bir cam kavanoz koyarız ve paraları oraya doğru savururuz. Kavanozun o dar ağzından içeri girmeyi başaran her bir kuruş Tanrı yolunda kilise adına harcanır; dışarı dökülenlerin tamamı ise şahsi rızkımız olur."
Bizim İmamın İlahi Dengesi
Masadaki herkes gözlerini bizim imama çevirir. İmam sakalını usulca sıvazlar, derin bir tefekkür havasıyla iç çeker ve sükunetle söze girer:
"Doğrusu muhteremler, bizde de niyet ve yöntem sizinkinden pek farklı sayılmaz. Hatta bizimkisi çok daha samimi, çok daha aracısız ve tamamen ilahi iradeye teslimdir. Ben cuma çıkışı toplanan bütün paraları iki elimin arasına doldurur, başımı yukarı kaldırır ve paraları var gücümle gökyüzüne doğru fırlatırım... Yüce Rabbim havada ihtiyacı olduğu kadarını tutar ve alır; yere düşenlerin hepsi de cami ve bizim hizmetimize kalır!"
Tiyatro Sahnesinde Kutsal ile Dünyevinin Çatışması
Bu fıkra, sadece güldüren bir nükte değil; dünya tiyatro edebiyatının da en köklü ve en cesur temalarından biridir. Molière’in 17. yüzyılda kaleme aldığı ve sahnelendiğinde kıyametler koparan başyapıtı Tartuffe oyununu hatırlayalım: Sahte bir dindarın, ev sahibinin manevi duygularını ve inancını sömürerek hem servetine hem de ailesine nasıl çöreklenmeye çalıştığını anlatır. Molière, sahnede dindarlığı değil; din kisvesi altında kendi dünyevi hırsını, paraya olan açlığını meşrulaştıran ikiyüzlülüğü hicveder.
Benzer şekilde, Dario Fo’nun politik hiciv tiyatrosunda da din, bürokrasi ve para üçgeni sahne ışıkları altında lime lime edilir. Tiyatro sahnesi, insanın kendi vicdanını rahatlatmak için uydurduğu o "tebeşir çizgilerini", "dar kavanozları" ve "gökyüzüne fırlatılan paraları" doğrudan seyircinin gözünün önüne koyar. Seyirci salonda kahkahayla gülerken, aslında insanın kendi menfaati için kutsalı nasıl araçsallaştırabildiğinin acı gerçeğiyle yüzleşir.
Kendi Vicdanımızın Taksimatı
İster tebeşir çizgisi olsun, ister dar ağızlı kavanoz, isterse gökyüzüne savrulan paralar... İnsan oğlu menfaatine dokunan her noktada kendine haklı çıkış yolları bulmakta son derece ustadır.
Fıkranın alt metninde yatan asıl ders; adaletin şekli ritüellerde ya da uydurulmuş bahanelerde değil, insanın kendi içindeki çıplak ve dürüst vicdan terazisinde saklı olduğudur.