nostaljik mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostaljik mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fıkra Değil Bizzat Gerçek: Türkiye Manzaralarından Kahkaha Tufanı ve Hayatın Yazdığı 10 Absürt An


Fıkra Değil Bizzat Gerçek: Türkiye Manzaralarından Kahkaha Tufanı ve Hayatın Yazdığı 10 Absürt An

Kurgulanmış skeçler, profesyonel komedyenler veya usta mizah yazarları ne kadar çabalarsa çabalasın; hiçbir senaryo, bu coğrafyanın gündelik akışı içinde kendiliğinden doğan o saf, beklenmedik ve filtresiz mizahın hızına yetişemez. Bizim insanımızın kendine has hazırcevaplığı, olayları kelimesi kelimesine düz anlama becerisi ve gerilimli anları dahi tek bir cümleyle absürt bir komediye çevirme kabiliyeti eşine az rastlanır bir zenginliktir.

Trafik kuyruğundan sınav salonlarına, otobüs duraklarından hastane koridorlarına kadar bizzat hayatın içinden süzülen, okurken "bu kadarı ancak bizde olur" dedirten 10 unutulmaz gerçek anı:

1. Trafik Çilesi ve Pokemon İsyanı

İstanbul trafiği malum; bazen dakikalarca tek bir tekerlek dahi dönmez. İşte öyle bunaltıcı bir akşamüstü, milim ilerlemeyen araç kuyruğunda bekleyen bir servis minibüsünün hemen arkasındaki sürücü sabırsızca kornaya abanmaya başlar. Kornanın ritmi arttıkça servisteki şoförün sabır taşı çatlar. Camı sonuna kadar açıp başını dışarı uzatır ve tüm caddeyi inleten o tarihi soruyu sorar:

"Pokemon muyum lan ben, arabaların üzerinden mi uçayım?!"

Günün yorgunluğuyla oturan tüm servis yolcuları o an kahkahalara boğulur.

2. Telesekreterle İmtihan

Teknolojinin evlere yeni yeni girdiği, telesekreterli sabit telefonların lüks sayıldığı dönemler... 78 yaşındaki tonton bir babaanne, torununun evini arar. Karşı tarafta torunu yerine makinenin mekanik sesi "Şu an ulaşılamıyor, lütfen sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakın" deyip biple sesi verir. Babaanne hiç istifini bozmaz, cihazın bir kayıt aracı olduğunu sezer ama muhatabın makine olduğunu kabullenemez:

"Babaannesi aradı dersiniz..."

3. Maddenin Üç Hali: Katır, Sığır, Kaz

İlkokulu dışarıdan bitirme sınavlarının yapıldığı bir dönemde, sınav gözetmeni öğretmen sıralar arasında dolaşırken hiçbir soruya cevap verememiş, ter döken yaşlıca bir vatandaşa acır. Önündeki kâğıtta yer alan "Maddenin üç halini yazınız" sorusunu parmağıyla işaret eder ve kulağına eğilip fısıldar: "Katı, Sıvı, Gaz..." Sınav biter, jüri kâğıtları okurken kahkahalar havada uçuşur; zira kopya kulaktan kulağa geçerken kırsal hayatın gerçekliğine bürünmüştür:

"Katır, Sığır, Kaz."

4. "Ecnebi Oğlum Bu!"

1992 kışında, dönemin koca kasalı bilgisayar yazıcılarından (printer) birini arkadaşından emanet alan üniversite öğrencisi bir genç, Ankara’nın ayazında kayıp düşmemek için cihazı kucağına alarak bir taksiye biner. Yolda polis çevirmesi yapılır. Arka kapıyı açan polis memuru gencin kucağındaki devasa elektronik alete şüpheyle bakar ve sorar: "O ne len ööle?" Genç gayet doğal bir tavırla "Printer" cevabını verince, polis anında arkasındaki ekip arkadaşına döner:

"Ecnebi oğlum bu!"

Polis hiçbir şey sormadan gülümseyerek el sallar; taksici ise gülmekten direksiyona kapanır ve arabayı kenara çekmek zorunda kalır.

5. Düzen Meselesi

1997 yılı seçim maratonu sırasında dönemin başbakan adaylarından Bülent Ecevit meydanda toplanan binlerce vatandaşa seslenmektedir. Kürsüden tok bir ses tonuyla o meşhur sloganını patlatır: "Bu düzen değişecektir!" Miting alanının tam arkasından, memleketin sosyolojik özetini tek cümleye sığdıran bir vatandaşın gür sesi yükselir:

"Düzen hayatından memnun; düzülen ne zaman değişecek?!"

6. "Size 43" İndirimi

Bir ayakkabı mağazasında koyu kahverengi hakiki deri yarım botları deneyip çok beğenen bir müşteri, ayakkabıları kutusuyla kasaya götürür ve sorar: "43 lira değil mi?" Kasiyer şaşkınlıkla fiyata bakar ve "Ne münasebet efendim, bunlar hakiki deri, indirimli hali bile 180 lira" der. Müşteri ise altındaki tabanı göstererek kendinden son derece emin bir şekilde itiraz eder:

"Olur mu hanımefendi, baksanıza altına kocaman 'Size 43' yazmışsınız!"

7. Talihsiz Durak İsmi

1968 yılında İstanbul Bahçelievler'de bulunan yabancı menşeili Skripp tükenmez kalem fabrikasının önündeki durak, halk arasında tabelanın okunuşuyla kısaca "Skip" olarak anılmaktadır. 98 no'lu belediye otobüsüne binen zarif bir hanımefendi, otobüs hareket ettikten hemen sonra biletçiye yönelip aracın Şirinevler'e gitmediğini öğrenir ve panikle hemen inmek ister. Biletçinin durak adını kastederek verdiği o meşhur cevap otobüsteki herkesi dondurur:

"Hanım hanım, kalktı bir kere; Skip'te indireceğiz!"

8. Tribünde Nataşa Savunması

90'lı yılların başında Karadeniz üzerinden gelen turistlerin oluşturduğu gündem tüm Türkiye'yi meşgul ederken, İzmir'de maç izleyen süzme bir Karadenizli amcaya yanındaki taraftar laf atar: "Yahu amca, karınızı aldatırken hiç vicdan azabı çekmiyor musunuz?" Karadenizlinin saniyeler içinde kurduğu mantık zinciri fıkraları aratmaz:

"Onlar da karı diye yıllarca bizi aldatmışlar dur da!"

9. Beyin Ne İş Yapar?

Yine dışarıdan ilkokul bitirme sınavında sözlüye alınan temizlikçi bir kadına fen bilgisi soruları yöneltilir. Kadın gayet başarılıdır; mide sorulunca "sindirim yapar", akciğer sorulunca "solunum yapar", kalp sorulunca "kan dolaşımı yapar" der. Komisyon başkanı gülümseyerek son soruyu sorar: "Peki kızım, beyin ne iş yapar?" Kadın hiç düşünmeden kendi mahallesinin değişmez hiyerarşisini masaya koyar:

"Bizim apartmanda kapıcılık yapar."

10. "Ne Doktormuş Be!"

Karadeniz Bölgesi'nde görev yapan tecrübeli bir hekim, halsizlik ve kansızlık şikâyetiyle polikliniğe gelen yaşlı bir amcayı muayene eder. Alt göz kapağını aşağı çekip konjonktivadaki aşırı solukluğu görünce, o bölgedeki yaşlılarda kansızlığın bir numaralı sebebi olan kronik kanamayı düşünerek doğrudan sorar: "Amca sende basur mu var?" Teşhis tam isabettir. Muayeneden çıkan amca, koridorda sıra bekleyen köylüsünün yanına büyük bir hayranlıkla koşar:

"Ula ne doktormuş be, helal olsun! Gözümden baktı, dötümdekini gördü!"