modern yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
modern yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

"Evlenmek"ten "Katlanmak"a: Melih Cevdet Anday’ın Dilinden Modern Yuvalar


Türk edebiyatının Garip akımıyla kuralları yıkan, ardından düşünceyi şiirle yoğuran usta kalemi Melih Cevdet Anday, dili ve toplumsal dönüşümleri en keskin kavrayan aydınlarımızdan biriydi. Onun gündelik dile ve kelimelerin köklerine getirdiği felsefi yorumlar, çoğu zaman ciltler dolusu sosyolojik araştırmanın anlatamadığı gerçeği tek bir nükteyle özetleyiverirdi.

İşte bunlardan biri, kendisine yöneltilen basit ama derin bir soruya verdiği unutulmaz yanıtta saklıdır: "Üstat, evlenmek nedir?"

Bahçeli Müstakil Evlerden Beton Katlara: Kelimelerin Değişen Kaderi

Melih Cevdet bu soruya tebessüm ederek geçmişle bugünün mimarisi ve insan ilişkileri arasındaki bağı kurarak şu cevabı verir:

"Eskiden kız tarafının ve oğlan tarafının aileleri bir araya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için el birliğiyle hazırlık yapılırdı. Beraberce yeni bir ev düzülür, ocağı tüttürülürdü. Tabii o zamanlar evler genelde bahçe içinde, toprağa basan müstakil evlerdi; çatısı, bahçesi müstakildi. O yüzden bu yeni hayatı kurmaya 'evlenmek' denirdi... Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde, yani üst üste yığılmış beton blokların katlarında oturuyorlar. Bu yüzden artık evlilik evlenmek değil, katlanmaktır; her anlamda!.."

Bu ironik saptama sadece bir kelime oyunu değildir. Yaşadığımız fiziksel mekanların, topraktan kopuşun ve modern şehrin dikey mimarisinin insan ruhunda ve evlilik kurumunda açtığı derin yaraların edebi bir teşhisidir. İki insanın aynı çatı altında hayatı paylaşması, beton kutuların içine sıkıştıkça birbirine "tahammül etme", yani mecazi anlamıyla "katlanma" sınavına dönüşmüştür.

Mekanın Ruha Etkisi: Yuva Sıcaklığından Apartman Yalnızlığına

Eski gelenekte ev; komşulukla, toprakla, açık havayla ve geniş bir aile desteğiyle nefes alırdı. Bir anlaşmazlık çıktığında bahçeye çıkılır, hava alınır, meseleler mekanın ferahlığı içinde erirdi.

Oysa modern apartman dairesi, kapısını dış dünyaya kilitlediğiniz anda iki kişiyi tüm gerilimleriyle baş başa bırakan dar bir alandır. Metrekareler küçüldükçe egolar büyür; ses yalıtımının zayıflığı, şehrin gürültüsü ve geçim telaşı birleştiğinde evlilik bir ortak yaşam sevinci olmaktan çıkıp sabır sınırlarının test edildiği bir "katlanma sanatı" halini alır.

Tiyatro Sahnesinde Bir Katlanma Arenası: "Mikado'nun Çöpleri"

Melih Cevdet Anday’ın bu bakış açısı, yalnızca sohbetlerinde kalan bir nükte değildir; bizzat tiyatro külliyatına kazandırdığı başyapıtı Mikado’nun Çöpleri oyununun da omurgasını oluşturur.

Türk tiyatrosunun en güçlü iki kişilik metinlerinden biri olan oyunda, karlı bir kış gecesi sokakta kalan kimsesiz bir kadını evine alan bir erkeğin sabaha kadar süren çatışması anlatılır. Mekân, tam da Melih Cevdet’in tarif ettiği o izole edilmiş, modern bir apartman dairesidir. Dışarıdaki fırtınadan kaçıp o odaya sığınan iki yabancı; gece boyunca geçmişlerini, yalanlarını, kırgınlıklarını, kadın-erkek ilişkilerinin çıkmazlarını ve iletişimsizliklerini bir mikado oyununun çöpleri gibi tek tek masaya dökerler.

Oyunda kadın ve erkek birbirine yaklaşmak, anlaşılmak istedikçe daha da batarlar; birbirlerinin yaralarına dokunurken aynı zamanda birbirlerine "katlanmak" zorunda kalırlar. Sahnedeki o küçük salon, modern insanın yalnızlığını ve bir diğeriyle bağ kurarken yaşadığı trajikomik debelenişi en çıplak haliyle yüzümüze çarpar.

Katlanmaktan Yeniden "Ev" Olabilmeye

Melih Cevdet’in ince hicvi, günümüz ilişkilerine tutulmuş berrak bir aynadır. Evliliği sadece bir tapu, bir salon takımı ve bir apartman katından ibaret gören anlayış kaçınılmaz olarak o ağırlığın altında ezilir.

Asıl mesele, oturulan daire kaçıncı katta olursa olsun; o dört duvarın içinde birbirini tüketmeden dinleyebilmek, sınırlarına saygı duymak ve o mekanı ruhsal anlamda yeniden geniş ve ferah bir "ev" haline getirebilmektir.