tiyatro oyunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro oyunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşk Her Yerde: Sıkıcı Bir İstatistikçinin Kadın Kılığına Girerek Aşkı Araması


Tiyatro sahnelerinde yıllardır kendine sağlam bir yer edinmiş oyunlardan biri “Aşk Her Yerde”. Emre Kınay’ın hem yönettiği hem de başrolünü üstlendiği bu romantik komedi, Duru Tiyatro’nun en sevilen yapımlarından biri olarak defalarca sahnelendi .

Peki bu oyunu bu kadar özel kılan ne? Neden yıllar geçmesine rağmen hâlâ konuşuluyor, hâlâ sahneleniyor, hâlâ güldürüyor?

Gelin, “Aşk Her Yerde”yi yakından tanıyalım.

Oyunun Künyesi: Kimler Var, Kim Yönetiyor?

Oyunun Adı: Aşk Her Yerde

Özgün Adı: Nobody Is Perfect

Yazar: Simon Williams

Çeviren: Filiz Ofluoğlu

Yöneten: Emre Kınay

Oyuncular: Emre Kınay, Pelin Körmükçü, Sait Genay, Bahar Yanılmaz, Cem Yanılmaz

Tür: Romantik Komedi

Süre: 2 Perde

Konusu: Hayatı Iskalamış Bir Adamın Komik Hikayesi

Oyunun merkezinde Leonard Loftus var. Orta yaşlarını sürmekte olan Leonard, asi kızı Dee Dee ve bir türlü yaşlılar evine gönderemediği babası Gus ile aynı evi paylaşmaktadır .

Leonard, hayatı ıskaladığını düşünen bir istatistikçidir. Bütün vaktini evde geçirir. Karısı onu terk etmiştir. Kızı ve babası, onu hayata döndürmek için ellerinden geleni yaparlar ama Leonard direnir. Onun için hayat, sayısal verilerden ve rutinden ibarettir .

Ancak bu “sıkıcı” adamın çocukluğundan beri içinde yaşattığı bir tutkusu vardır: Yazmak!

Leonard, sadece kadınların katılabildiği bir yarışmaya, Myrtle Banbury takma adıyla “Cennette Buluşalım” adlı aşk romanını gönderir. Ve roman derece kazanır .

Hiç beklemediği bir anda, yayınevinin sahibi Harriet Copland (Pelin Körmükçü) onu arar. Romanı yayınlamak için yüklü bir ücret teklif eder. Ama ortada küçücük bir problem vardır: Harriet, Myrtle Banbury’yi bir kadın sanmaktadır .

Ve işler daha da karışır: Leonard, Harriet’ı gördüğü ilk andan itibaren aşık olur.

Artık Leonard’ın önünde imkansız bir seçim vardır:

  • Aşkı mı, yoksa çocukluk hayali mi?

Kitabının basılması için kadın kılığına girmesi gerekir. Peruğu, makyajı ve tektaşıyla “hükümet gibi bir kadına” dönüşen Leonard, Harriet’ın karşısına Myrtle olarak çıkmaya başlar. İşveli el-kol hareketleriyle seyirciyi kahkahalara boğar .

Ama her yalan, yeni bir yalanı doğurur. Ve Leonard, aşkı ile hayali arasında sıkışıp kalır .

Neden Bu Oyun Bu Kadar Sevilİyor?

1. Emre Kınay’ın Muhteşem Performansı

Oyunun en büyük gücü, şüphesiz Emre Kınay’ın oyunculuğu. Kınay, hem Leonard’ı hem de onun “kadın hali” Myrtle’ı canlandırıyor. Ve bu dönüşüm, seyirciyi kahkahaya boğuyor .

Ekşi Sözlük’te bir kullanıcı, “Emre Kınay ve Sait Genay’ın ayakta alkışlanması gereken bir performans sergilediği oyun” diye yazmış . Bir başka yorumda ise “Emre Kınay versiyonu çok başarılıdır” denmiş .

2. Sait Genay’ın Enerjik “Gus” Performansı

Leonard’ın çapkın babası Gus’ı canlandıran Sait Genay, oyuna ayrı bir renk katıyor. Genç ruhlu, kadın avcısı, uçarı bir tip olan Gus, oğlunun tam tersi. Ve aralarındaki çatışma, oyunun en komik sahnelerini doğuruyor .

3. Kılık Değiştirme Komedisi

Kadın kılığına girme, tiyatro ve sinemanın en eski komedi araçlarından biri. Ama “Aşk Her Yerde”de bu, sadece bir şaka değil; hikayenin merkezinde yer alıyor. Leonard’ın Myrtle olarak yaşadığı zorluklar, seyirciyi hem güldürüyor hem de ona sempati duymasını sağlıyor.

4. Tempolu ve Akıcı Kurgu

Oyun, iki perde ve yaklaşık iki buçuk saat sürüyor . Ve bu süre boyunca seyirciyi hiç düşürmüyor. Bir blog yazarı, “İki buçuk saat boyunca durmadan gülüyorsunuz” diye yazmış . Bir başka yorumda ise “yoğun ve uykusuz bir haftadan sonra bir nevi doping gibi gelen oyun” ifadesi kullanılmış .

Eleştiriler: Kusursuz Değil

Elbette her oyun gibi “Aşk Her Yerde”nin de eleştirilecek yanları var. Ekşi Sözlük’teki bir yorumda şu detaylara dikkat çekilmiş :

  • Mutfağındaki iki kadeh detayı: “Hani ne bileyim dekora daha çok özenilip, mutfak dolabına birkaç bardak, tabak konulabilirdi.”

  • Şampanya meselesi: “Hikaye gereği birkaç gün önce açılan şampanyanın, sonradan ısrarla servis edilmesi... O kadar zamanda gazı kaçmadı mı?”

  • Son sahnenin uzunluğu: “Son sahnenin gereğinden uzun olması... Hadi artık sıkıldık, kavuşun, sarılın, ne bileyim öpüşün de gidelim moduna sokması.”

Bir başka blog yazarı ise “Bazı sahneler çok uzatılmış. Oyunun süresi de uzun. Kırpma yapılmalıydı” diye belirtmiş .

Duru Tiyatro: Emre Kınay’ın Sahnesi

“Aşk Her Yerde”, Duru Tiyatro’nun bir oyunu. Duru Tiyatro, Emre Kınay’ın kızının adını taşıyan ve onun sanat anlayışını sahneye taşıyan bir tiyatro .

Oyun, ilk kez 4 Nisan 2008’de sahnelenmeye başlandı . O günden bu yana Türkiye’nin dört bir yanında sahnelendi: İstanbul, Ankara, İzmir, Rize, Yalova...

Kimler İzlemeli?

Romantik komedi sevenler: Bu oyun tam size göre. Aşk, gülmece ve biraz da absürtlük... Hepsi bir arada.

Emre Kınay hayranları: Kınay’ı hem oyuncu hem yönetmen olarak izlemek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat.

Tiyatroya yeni başlayanlar: Anlaşılır konusu, tempolu kurgusu ve bol kahkahasıyla tiyatroya ısınmak için ideal bir oyun.

Yoğun bir hafta geçirenler: Kafanızı boşaltmak, iki saat boyunca hiçbir şey düşünmemek istiyorsanız, “Aşk Her Yerde” tam bir doping.

Sonuç: Aşk Her Yerde, Siz Neredesiniz?

“Aşk Her Yerde”... İsmi bile bir davet aslında. Aşk her yerde. Peki siz neredesiniz?

Bu oyun, size aşkın komik hallerini, hayatı ıskalamış bir adamın kendini bulma çabasını ve tabii ki bol bol kahkaha vaat ediyor.

Emre Kınay’ın kadın kılığına girip seyirciyi kahkahaya boğduğu, Sait Genay’ın enerjisiyle sahneyi doldurduğu, Pelin Körmükçü’nün zarafetiyle oyuna renk kattığı bu romantik komedi, tiyatro sezonunun en keyifli yapımlarından biri .

Eğer henüz izlemediyseniz, kaçırmayın. Çünkü:

“Aşk her yerde duru tiyatroda, siz neredesiniz?”

Sahneden Salona Sızan Kuşatma Hali: Şehir Tiyatroları’nda "Canavar Sofrası" ve Fatih Reşat Nuri Deneyimi

 Tiyatro sadece sahnede ışıklar yandığında başlayıp perde indiğinde biten bir seyirlik değildir; bazen salona adım attığınız ilk andan itibaren tüm benliğinizi saran, sizi gündelik dünyanızdan koparıp bambaşka bir dönemin çaresizliğiyle yüzleştiren sarsıcı bir deneyimdir. İşte geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda izlediğimiz "Canavar Sofrası" (Le Repas des Fauves), tam olarak böyle bir atmosferle bizi karşıladı.

Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nin İnanılmaz Dönüşümü

Açık konuşmak gerekirse, Fatih Reşat Nuri Sahnesi normalde gitmeyi çok da tercih ettiğim salonlardan biri değildir. Arkaya doğru uzanan yapısında yeterli eğim bulunmadığından görüş açısı her zaman rahat hissettirmez; dahası oyun çıkışında arkadaşınızla oturup oyunu tartışabileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz canlı bir sosyal alan da pek yoktur çevresinde.

Fakat bu kez kapıdan adım attığımız anda gözlerimize inanamadık; çünkü karşımızda bildiğimiz o klasik tiyatro binası yoktu. Yapım ekibi ve yönetmen, tiyatronun tüm fuayesini ve giriş alanlarını adeta bir açık hava hapishanesine, bir Nazi karargahına çevirmişti.

Her köşede gerilmiş dikenli teller, kapılardan sarkan devasa Alman bayrakları ve en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bir dönem dekoru vardı. Hatta yer göstericilerin kollarında dahi gamalı haçlı kolluklar bulunuyordu. Seyirciyi daha oyuna girmeden o savaş ve kuşatma atmosferine sokma fikri kusursuz uygulanmıştı.

En çarpıcı anlardan biri ise 15 dakikalık perdenin arasında yaşandı. Salonda yankılanan sert, kaba tonlamalı Almanca anonslarla biz izleyicilere direktifler verildi:

"15 dakika sonra sokağa çıkma yasağı başlayacak! 5 dakika içinde yerlerinize dönmezseniz bir daha içeri alınmayacaksınız!"

Almanca dilinin o emredici, sert fonetiği ve siren sesleri bir araya gelince, üzerimize çöken o baskı ve sıkıntı hissi tüylerimizi diken diken etti. İster istemez insanın içinden "Allah o günleri, o savaş yıllarını bir daha insanlığa yaşatmasın" duası dökülüveriyor.

"Canavar Sofrası" Ne Anlatıyor? İnsanlığın Çıplak İmtihanı

Vahé Katcha’nın eserinden sahneye uyarlanan oyun, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Fransa'da geçiyor. Bir grup eski dost, içlerinden birinin doğum gününü kutlamak amacıyla şık ve neşeli bir akşam yemeğinde bir araya gelir. Savaşın yıkımından, açlıktan ve dışarıdaki tehlikeden uzakta, sanki her şey normalmiş gibi kahkahalar eşliğinde masanın tadını çıkarmaya çalışırlar.

Ancak binanın hemen altında iki Alman subayının vurulmasıyla gece kâbusa döner. Olay yerine gelen Gestapo yüzbaşısı, saldırıya misilleme olarak apartmandan rehineler alacağını açıklar. Ancak subay masadakilere akıl almaz, zehirli bir teklif sunar: Daireden iki kurban seçilecektir ve bu iki kurbanın kim olacağına masadakiler bizzat kendileri karar verecektir!

İşte oyun tam bu noktada bir psikolojik gerilim şaheserine dönüşür. O şık giyimli, medeni, kibar ve birbirine yıllardır dostluk yemini eden burjuva karakterlerin yüzündeki sahte maskeler birer birer düşer. Hayatta kalma dürtüsü devreye girdiğinde, medeniyetin ne kadar ince bir ciladan ibaret olduğu gözler önüne serilir. Herkes yanındakinin zaafını, geçmişteki ayıbını masaya yatırıp onu ölüme göndermek için bahaneler üretmeye başlar. "Canavar", artık dışarıdaki Nazi subayı değil; o masanın etrafında oturan insanların içindeki çıplak bencilliktir.

Sonuç: Sarsıcı ve Unutulmaz Bir Yüzleşme

Oyunculukların tansiyonu, fuayedeki o gergin havanın sahneye birebir yansıması ve insan ruhunun karanlık odalarına tutulan o acımasız ayna oyunu unutulmaz kılıyor. Salondan çıktığınızda sadece bir tiyatro izlemiş gibi hissetmiyorsunuz; "Aynı durumda ben olsaydım ne yapardım?" sorusunun ağırlığı uzun süre yakanızı bırakmıyor.

Reşat Nuri Sahnesi’nin o tüm fiziksel kısıtlarına rağmen mekânı böylesine dönüştüren ve seyirciyi doğrudan tarihin o karanlık günlerine hapseden bu başarılı prodüksiyonu mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.