Sinir oluyorum...
Bir de demezler mi "Neden hâlâ bekârsın?" diye? Sanki âşık olunacak adamlar sıraya girmiş de bekliyorlar...
Pakize Suda'nın bu satırları, aslında hepimizin iç sesi. Özellikle de "hâlâ bekâr" olanların, "neden hâlâ bekârsın?" sorusuna maruz kalanların... O soru, o kadar sinir bozucu ki, insan bazen bağırmak istiyor: "Sanki ben mi seçtim bunu?"
İşte Pakize Suda, o bağırışı yazıya dökmüş. Ve öyle güzel dökmüş ki, okurken hem gülüyorsunuz hem de "Aynen öyle!" diyorsunuz.
Gelin, bu unutulmaz yazıyı ve altındaki derin gerçeği birlikte inceleyelim.
"Neden Hâlâ Bekârsın?" Sorusu: En Sinir Bozucu Soru
Pakize Suda, yazısına "Sinir oluyorum..." diye başlıyor. Ve haklı. Çünkü "Neden hâlâ bekârsın?" sorusu, belki de bir insana sorulabilecek en sinir bozucu sorulardan biri.
Neden mi?
1. Sanki bir suçmuş gibi.
Bekâr olmak, bir eksiklik gibi sunuluyor. Sanki hayatınızda bir şey yanlış gidiyormuş gibi. Oysa bekârlık, bir tercih olabilir. Ya da kader. Ama her hâlükârda, suç değil.
2. Sanki siz istememişsiniz gibi.
Sanki siz isteseniz herkes âşık olacakmış da, siz istemiyormuşsunuz gibi. Oysa işler öyle değil. Aşk, zorla olmuyor. Ve bazen olmuyor. Bu, sizin suçunuz değil.
3. Sanki sırada bekleyenler varmış gibi.
Pakize Suda'nın dediği gibi: "Sanki âşık olunacak adamlar sıraya girmiş de bekliyorlar..." Ama gerçek öyle değil. Öyle adamlar yok. Ya da varsa da, sırada değiller.
Peki Gerçekte Ne Var?
Pakize Suda, yazısında acı gerçeği sıralıyor. Ve o gerçek, ne yazık ki çok tanıdık:
"Nerde bir gözünüze görünür görünmez ayağınızı yerden kesecek adamlar. Tabii ki yoklar..."
Yoklar. Çünkü:
Kimi yakışıksız.
Kiminin cinsel tercihi sizinle aynı değil.
Kimi sizi beğenmez.
Kimini sizin içiniz almaz.
Çoğu ise uzak diyarlarda, evli barklı...
İşte acı gerçek. Aşk, bir denk gelme meselesi. Ve o denk gelme, çok nadir. Bu yüzden Pakize Suda, "Ortalık ucuzluğun son günlerindeki mağaza misali, iyiler seçilmiş" diyor. Yani iyiler kapılmış, geriye kırıntılar kalmış.
Mecburi Bekârlık ve Aşksız Yıllar
Peki bu durumda ne oluyor? Pakize Suda, "mecburi bekârlık" diyor. Yani istemeyerek bekâr olmak. Aşksız yıllar geçirmek. Ve geriye ne kalıyor?
"Onca boyanma, Onca giyinme, Onca gözyaşı,
Onca sitem, Onca kırıtma, Onca hengâme...
İki senelik kalp çarpıntısı için..."
İşte acı gerçek. Bir ilişki için harcanan onca emek, onca zaman, onca gözyaşı... Ve karşılığında ne var? Belki iki senelik bir kalp çarpıntısı. Belki daha az. Belki hiç.
O Meşhur Final: "Çayla Çarpıntı Yaratırım Ben"
Ve işte Pakize Suda'nın en güzel, en eğlenceli, en zekice finali:
"Ayol ne yapar ne eder; misal
günde üç-beş bardak fazla çay, nescafe içer o çarpıntıyı yaratırım ben...?"
İşte bu! İşte kadın zekâsı. İşte mizah. İşte hayata direniş.
Çünkü Pakize Suda, kaderine teslim olmuyor. Aksine, onunla dalga geçiyor. "Madem aşk yok, madem kalp çarpıntısı yok... O zaman ben kendim yaratırım. Günde üç-beş bardak fazla çay, nescafe içer, o çarpıntıyı kendim yaratırım."
Bu final, aslında çok şey anlatıyor:
Kabullenme: Aşk yok, bekârlık var. Ama bu, dünyanın sonu değil.
Mizah: Hayatın acı gerçekleriyle dalga geçmek, onlara dayanma yoludur.
Kendine yetme: Mutluluk için başkasına ihtiyaç yok. Kendi çarpıntını kendin yaratabilirsin.
Pakize Suda Kimdir?
Pakize Suda, Türk basınının en renkli isimlerinden biri. 1952 doğumlu. Gazeteci, yazar, televizyon programcısı. "Kadınca" dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. "Pakize Suda'yla Hayatın İçinden" gibi programlarla tanındı.
Pakize Suda, yazılarında genellikle kadın-erkek ilişkileri, aşk, yalnızlık, bekârlık gibi konuları mizahi ve samimi bir dille işler. Ve bu yazı da, onun en sevilen yazılarından biri.
Neden Bu Yazı Bu Kadar Sevilİyor?
1. Samimiyeti
Pakize Suda, bu yazıda içinden geldiği gibi yazmış. Süslemeden, abartmadan, olduğu gibi. Ve bu samimiyet, okuyucuya doğrudan geçiyor.
2. Evrenselliği
Hepimiz, hayatımızda "Neden hâlâ bekârsın?" sorusuna maruz kalmışızdır. Ya da "Neden hâlâ evlenmedin?" sorusuna. Bu yazı, o duyguyu dile getiriyor. Ve hepimiz, bu yazıda kendimizden bir şeyler buluyoruz.
3. Mizahı
Yazının en güzel yanı, mizahı. Pakize Suda, acı gerçekleri gülerek anlatıyor. Ve bu, okuyucuyu rahatlatıyor. Çünkü bazen en zor şeyleri gülerek anlatmak, onlara dayanmanın tek yoludur.
4. O Final
"Günde üç-beş bardak fazla çay, nescafe içer o çarpıntıyı yaratırım ben..." İşte bu final, yazıyı unutulmaz kılıyor. Çünkü burada Pakize Suda, kaderine meydan okuyor. Ve kendi mutluluğunu kendisi yaratıyor.
Sonuç: Bekârlık Değil, Mecburi Bekârlık
Sevgili okur,
Pakize Suda'nın bu yazısı, "Neden hâlâ bekârsın?" sorusuna bir isyan. Ama aynı zamanda bir kabulleniş. Bir mizah. Bir direniş.
Çünkü hayat, bazen "mecburi bekârlık" yıllarıdır. Ve o yıllarda, aşk yoktur. Ama çay vardır. Nescafe vardır. Ve o çayla, o nescafeyle, insan kendi çarpıntısını yaratabilir.
Unutmayın:
"Aşk, her zaman gelmez. Ama çay, her zaman vardır. Ve bazen, bir bardak fazla çay, iki senelik kalp çarpıntısından daha iyidir."

Hiç yorum yok:
Write yorum