Issız Adam yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Issız Adam yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Issız Adam'a Ben de Gittim: Hem de 2 Kere! Peki Neden Bazıları Ağlıyor, Bazıları Sıkılıyor?

Issız Adam filmine ben de gittim. Hem de 2 kere.

İlkini eski bir arkadaşımla seyrettim. Uzun bir süredir görüşmemiştik. Yakınlarda doğum günü vardı, film çıkışı pasta bile ısmarladım ona. Gayet güzel bir akşamdı.

Filmi Beyoğlu Emek Sineması'nda seyrettik. Ben o salonu oldum bitti çok severim. Tarihi ve hatıralarla bezenmiş bir havası vardır bence. Film başlamadan önce 15 dakikalık arada ve hatta çıkışta bile sürekli film müzikleri çaldılar. Accayip havaya girmiştik.

İlk Yarı: "Sanki Tüm Bekar Erkekler Beyoğlu'nda Oturup..."

İlk yarıda jönümüzün çeşitli sapkınlığa yakın hayatını izledik. Biraz fazla abartılı geldi yaşamı bana.

"Sanki tüm bekar erkekler Beyoğlu'nda oturup, parasının hesabını bilmeden, böyle bohem hayatı yaşıyor" demişti bir arkadaşım.

Bence doğru bir tespit. Film, Alper'in hayatını o kadar abartılı çiziyor ki, sanki tüm bekar erkekler böyle yaşıyormuş gibi bir izlenim oluşuyor. Oysa gerçek hayatta çoğu insan, ne kadar "özgür" olursa olsun, bir denge kurmaya çalışır. Ama Alper, o dengeyi kuramamış bir adam. Belki de filmin anlatmak istediği tam da bu: Dengesizlik.

Kızla Tanışma Sahneleri: Hakkını Vermek Lazım

Kızla tanışması ve peşinde koşma sahneleri, diyalogları hakkaten komikti. Hakkını vermek lazım.

Alper'in Ada'ya yaklaşma çabası, o ilk heyecan, o "acaba?" anları... Hepsi çok gerçekçi ve bir o kadar da eğlenceliydi. Film, bu sahnelerde seyirciyi güldürürken, aynı zamanda o ilk aşkın heyecanını da hissettiriyor.

Peki Neden Bazıları Ağlıyor, Bazıları Sıkılıyor?

Bazılarının bu filmi beğenip ağlamasının, bazılarının ise hiç beğenmemesinin nedenini söyleyeyim mi size arkadaşlarım?

Ağlayanlar: Hayatlarında bir zaman belli ölçülerde de olsa kadın karakter Ada'nın yaşadıklarını yaşayanlar veya yaşayacağını hissedenlerdi.

Ağlamayanlar, hatta Ada'nın histeri krizini abartılı bulanlar: Onlar hiç duygusal kriz geçirmemiş, muhtemelen sevdikleri veya hallerinden memnun olmaya çalışıp idare ettikleri bir hayatı yaşayanlardır.

Yani film, aslında bir ayna. Kim ne görüyorsa, o. Kim ne hissediyorsa, o. Ağlayan, kendi hikâyesini görüyor perdede. Ağlamayan, belki de hiç o hikâyenin içinde olmamış.

Peki Ben Hangisindeyim?

Eee sen hangisindensin diye soracak olursanız...

Ben kesinlikle birinci gruptan olup yanındaki arkadaşı yüzünden ağlayamayan, hatta bu yüzden içi şişenlerdenim :)

Sırf doya doya ağlayabileyim diye gittim ikinci kez, bu sefer kız kardeşimle Kanyon'da... Ancak bu sefer de sinemanın atmosferi yüzünden midir bilinmez, sıkıldım bile.

Sanırım atmosfer veya kiminle gittiğinde önemli :) Çünkü film, sadece perdede olan bitenle değil; salonda, yanında oturan kişiyle, o anki ruh halinle de ilgili. Emek Sineması'nın o tarihi havası, film müzikleri, arkadaşınla paylaştığın o an... Hepsi filmi başka bir deneyime dönüştürüyor. Kanyon'da ise o atmosfer yoktu; belki de bu yüzden film beni içine alamadı.

Issız Adam: Bir Ayna mı, Bir Abartı mı?

Issız Adam, Türk sinemasının en çok konuşulan filmlerinden biri. Kimi için bir başyapıt, kimi için abartılı bir melodram. Ama ne olursa olsun, herkesin üzerinde konuştuğu bir film.

Belki de bu yüzden bu kadar önemli. Çünkü film, sadece bir hikâye anlatmıyor; insanların kendi hikâyeleriyle yüzleşmesini sağlıyor.

Ve belki de en güzel tarafı bu: Herkes, kendi Issız Adam'ını yaratıyor.

Gidenlerden Yorum Bekliyorum!

Hıncal'dan ne eksiğimiz var bizim de, dimi ama? :)

Siz de Issız Adam'a gittiniz mi? Ne düşündünüz? Ağladınız mı, sıkıldınız mı? Yoksa benim gibi iki kere gidip, iki farklı deneyim mi yaşadınız?

Yorumlarınızı bekliyorum!