kabullenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kabullenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yaşam, Dar Ayakkabıyla Yürüme Sanatıdır

Doğrusunu isterseniz yaşam, dar ayakkabıyla yürümektir.

Bekir Coşkun'un bu tek cümlesi, aslında binlerce sayfalık felsefe kitaplarının anlatmaya çalıştığı şeyi bir çırpıda özetliyor. Ne kadar kaçmaya çalışsak da, ne kadar "bu bana olmaz" desek de, hayatın bir yerinde ayağımıza dar bir ayakkabı giydirilir. Ve biz o ayakkabıyla yürümeyi öğreniriz. Topallaya topallaya, acıya acıya, ama yürürüz.

Bu yazı, o dar ayakkabılar üzerine. Kimi zaman bir maaş, kimi zaman bir iş, kimi zaman bir şehir, kimi zaman bir insan… Hepimizin ayağında bir yerlerde o sıkıntı var. Ve belki de hayatın en büyük sırrı, o ayakkabıyı çıkarıp atmak değil, onunla yürümeyi öğrenmektir.

Dar Ayakkabı Nedir?

Dar ayakkabı, görünüşte zararsızdır. Dışarıdan bakan biri onu fark etmez. Hatta bazen o kadar şık, o kadar "olması gereken" bir ayakkabıdır ki, kimse size "bu ayakkabı ayağını sıkıyor" demez. Ama siz bilirsiniz. Her adımda içinizden bir "ah" çıkar. Her yürüyüşte biraz daha yavaşlarsınız. Ve gün sonunda ayakkabıyı çıkardığınızda, ayağınızda o iz kalır: kızarıklık, şişlik, ağrı.

İşte hayat da böyledir. Kimi zaman dar bir maaştır ayakkabınız. Ay sonunu getiremezsiniz, her kuruş hesapta, her harcama bir vicdan muhasebesi. Ama yürümeye devam edersiniz. Kimi zaman sevimsiz bir iştir. Sabah kalkmak istemezsiniz, ama kalkarsınız. Çünkü mecburiyet, bazen en büyük ayakkabı bağcığıdır.

Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur. Belki küçücük bir ev, belki gürültülü bir mahalle, belki sizi yoran bir şehir. Kimi zaman bir çevre olur dar ayakkabı. Kendinizi ait hissedemediğiniz bir grup, sizi anlamayan insanlar, sürekli rol yapmanızı bekleyen bir sosyal ortam.

Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler dar ayakkabıya dönüşür. Bir zamanlar her şeyi paylaştığınız insan, artık size ağır gelmeye başlar. Ama kopamazsınız. Çünkü alışkanlık, bazen acıdan daha güçlüdür.

Kimi zaman zamandır dar ayakkabı. Geçmek bilmez. Beklerken dakikalar saat olur, saatler gün, günler yıl. Ve siz o zamanın içinde sıkışıp kalırsınız.

Kimi zaman zenginliktir dar ayakkabı. Ne tuhaf değil mi? İnsanın hayalini kurduğu şey, bir gün gelir dar ayakkabı olur. Çünkü zenginlik, beraberinde sorumluluk, korku, yalnızlık ve daha fazlasını isteyen bir açlık getirir.

Kimi zaman başınızı koyduğunuz yastıktır dar ayakkabı. Uykusuz geceler, çözülmemiş düğümler, susulmuş sözler…

Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz.

Acıyı İnkâr Etmek Değil, Onunla Yaşamak

Bekir Coşkun'un bu sözündeki en derin anlam şu bence: Yaşam, acıyı inkâr etmek değildir. Acıyla birlikte yürümeyi öğrenmektir.

Çoğumuz bize "her şey güzel olacak" diyen kitaplar okuduk. "Pozitif düşün, hayat güzeldir, acılar geçicidir" dendi bize. Evet, pozitif düşünmek güzeldir. Ama bazen pozitif düşünmek, acıyı görmezden gelmek anlamına gelir. Oysa acı vardır. Ve acıyı görmezden gelmek, dar ayakkabıyı yok saymaya benzer. Ama ayakkabı oradadır. Ayağınızı sıkmaya devam eder.

Gerçek olgunluk, acıyı kabul etmektir. "Evet, ayağım acıyor. Evet, bu ayakkabı bana dar. Ama ben yürümeye devam edeceğim." demektir.

Bu kabulleniş, teslimiyet değildir. Bu, gerçeklikle yüzleşmektir. Ve gerçeklikle yüzleşen insan, artık daha güçlüdür. Çünkü artık neyle mücadele ettiğini bilir.

Dar Ayakkabıyı Kim Giydirir?

Bu soru önemli. Çünkü bazen dar ayakkabıyı bize başkaları giydirir. Bazen de biz kendi ayağımıza giydiririz.

Başkaları giydirdiğinde: Ailemiz, çevremiz, toplum, ekonomik koşullar, kader… "Bu işi yapmalısın", "bu şehirde yaşamalısın", "bu insanla olmalısın" diyen sesler. Ve biz o seslere uyarız. Ayakkabı dar gelir ama giyeriz. Çünkü "doğru olan" budur. Çünkü "herkes böyle yapıyor"dur. Çünkü "aykırı olmak" korkutucudur.

Kendi kendimize giydirdiğimizde: Bazen en dar ayakkabıyı biz kendi ayağımıza giydiririz. Mükemmeliyetçilik, "daha iyisini yapmalıyım" baskısı, "asla yeterli değilim" hissi, geçmişte yaptığımız hataların utancı, geleceğin belirsizliğinin kaygısı… Bunlar, görünmez ayakkabılardır. Ama en çok onlar acıtır. Çünkü onları çıkarabilecek tek kişi biziz. Ama çıkarmayız.

Topallaya Topallaya Gitmek: Bir Onur Meselesi

"Topallaya topallaya gidersiniz."

Bu cümle, aslında bir yenilgi cümlesi değil. Bir direniş cümlesidir.

Çünkü topallamak, yürümeye devam etmek demektir. Durmamak demektir. Vazgeçmemek demektir. Ayakkabı dar, ayak acıyor, ama sen hâlâ yoldasın. Bu, insanın en temel onurudur: Acıya rağmen yürümek.

Hayat, bize hep "kolay yollar" vaat eder. Ama gerçek şu ki, hiçbir yol tamamen kolay değildir. Her yolun bir dar ayakkabısı vardır. Önemli olan, o ayakkabıyla ne kadar uzağa gidebildiğindir. Ve bazen en büyük başarı, en hızlı gitmek değil, en dayanıklı gitmektir.

Sonradan Öğrenmek: Hayatın En Acı Dersi

"Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu…"

Bu cümle, tüm yazının özeti. Çünkü hayatın en önemli dersleri, hep sonradan öğrenilir. Gençken her şeyin mümkün olduğunu sanırız. Her istediğimizi elde edebileceğimizi, her hayalin gerçek olacağını, her acının geçeceğini düşünürüz. Sonra hayat bize öğretir: Hayır, her şey mümkün değildir. Ve bazı acılar geçmez, sadece onlarla yaşamayı öğrenirsin.

Ama bu, kötü bir haber değil. Tam tersine, bu, gerçekçi bir olgunluk haberidir. Çünkü hayatın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu öğrendiğinizde, artık hayattan mucize beklemezsiniz. Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenirsiniz. Bir fincan kahve, bir güneşli sabah, bir dostun sesi… Bunlar, dar ayakkabının içinde bile hissedilebilen küçük konforlardır.

Ve belki de asıl mesele budur: Mükemmel ayakkabıyı aramak yerine, ayağınıza uyan küçük mutlulukları bulmak.

Dar Ayakkabıyla Yürüme Sanatı: Pratik Öneriler

Peki bu "sanatı" nasıl icra ederiz? İşte birkaç düşünce:

1. Ayakkabıyı fark edin. İnkâr etmeyin. "Benim bir sorunum yok" demek yerine, "evet, bu beni sıkıyor" deyin. Farkındalık, ilk adımdır.

2. Ayakkabının neden dar olduğunu sorgulayın. Bu ayakkabıyı siz mi giydiniz, yoksa size mi giydirildi? Eğer size giydirildiyse, çıkarıp atma cesaretiniz var mı? Eğer siz giydiyseniz, neden? Hangi korku, hangi inanç sizi bu ayakkabıya bağlıyor?

3. Her ayakkabı sonsuza kadar dar değildir. Bazı ayakkabılar zamanla açılır. Bazıları ise asla açılmaz. Hangisinin hangisi olduğunu ayırt etmek gerekir. Sabırlı olun ama sonsuz sabırlı olmayın.

4. Bazen ayakkabıyı değiştirmek gerekir. Ve bu, yenilgi değildir. Bu, kendine saygıdır. "Ben daha iyisini hak ediyorum" demektir. Ama bunu derken, yeni ayakkabının da bir süre sonra daralabileceğini bilerek söyleyin.

5. Ve bazen ayakkabıyı çıkarıp yalınayak yürümek gerekir. Kuralları, beklentileri, "yapmalısın"ları bir kenara bırakıp, sadece kendi ayaklarınızla, kendi yolunuzda yürümek. Bu korkutucudur. Ama bazen en özgür hissettiren şey budur.

Sonuç: Ayakkabı Dar, Yol Uzun, Ama Sen Yürüyorsun

Bekir Coşkun'un bu sözü, bana hep aynı şeyi hatırlatır: Hayat, mükemmellik değil, dayanıklılıktır.

Dar ayakkabıyla yürümek, acıyla yaşamayı öğrenmek, topallaya topallaya da olsa yola devam etmek… İşte bu, insan olmanın en gerçek hali.

Belki bugün sizin de ayağınızda bir dar ayakkabı var. Belki bir iş, belki bir ilişki, belki bir şehir, belki bir yastık… Belki sadece kendi düşünceleriniz. Ama unutmayın: Siz yürüyorsunuz. Ve yürüdüğünüz sürece, bir umut vardır.

Çünkü hayat, dar ayakkabıyla yürüme sanatıdır. Ve siz, o sanatın en cesur icracılarısınız.

Topallaya topallaya da olsa… Yürümeye devam edin.

Kadın Erkek İlişkilerinde 10 Altın Kural: Sağlıklı ve Mutlu Bir İlişki İçin Rehber


İlişkiler, hayatın en karmaşık ve en güzel yanlarından biridir. İki insanın bir araya gelmesi, ortak bir hayat kurması ve bu hayatı sürdürmesi, sabır, anlayış, sevgi ve emek gerektirir. Peki sağlıklı ve mutlu bir ilişki için nelere dikkat etmeliyiz? İşte kadın-erkek ilişkilerinde 10 altın kural:

1. Kabulleneceksin!

İki şeyi kabulleneceksin. Birincisi "Aramızda iktidar problemi olmasın şekerim" gibi girişimler tamamen hayalcidir; kabul edeceksin. İktidar ilişkileriyle sarmalanmış bir dünyada iktidardan, güçten büsbütün arınmış bir ilişki mümkün değildir. Kendi gücünü karşındakinin burnuna sokmayacaksın. İkincisi, bir insanın bir başkasını hep aynı şiddette sevmesi mümkün değildir, bunu da kabul edeceksin. Sevginin azalmasını da çoğalmasını da kalıcı olarak düşünmeyip soğukkanlı olacaksın. Az sevdiğini hissettiğinde daha çok sevmeye, çok sevdiğini hissettiğinde korkup az sevmeye çabalamayacaksın. Her ikisi de seni lüzumsuz yere yorar.

Kabullenmenin önemi:

  • İktidar ilişkileri kaçınılmazdır.

  • Sevgi, dalgalanmalar gösterir.

  • Sevgiyi zorlamak yorucudur.

  • Duyguları olduğu gibi kabul etmek gerekir.

  • Soğukkanlı olmak önemlidir.

  • Kendi gücünüzü dayatmamalısınız.

  • Sevgi, sabır ister.

  • Duygusal dalgalanmalar normaldir.

  • Kabul, huzur getirir.

  • Gerçekçi olmak gerekir.

2. İzin Vereceksin!

Karşındakinin kendisi olmasına izin vereceksin; en sana uymayan yanlarını bile budamaya kalkmayacaksın. Bu çabanın sonucu başarılı olsa da onu daha az seveceksin, olmasa da, unutma. Sen de uyum sağlamak için kendini eksilten bir çabaya girişmeyeceksin. Bu hiçbir zaman sandığın kadar iyi olmaz; her zaman sandığından kötü olur.

İzin vermenin önemi:

  • Karşındakini olduğu gibi kabul et.

  • Onu değiştirmeye çalışma.

  • Kendini de değiştirmeye zorlama.

  • Uyum sağlamak için kendini eksiltme.

  • Herkes kendisi olmalı.

  • Değişim zorlamayla olmaz.

  • Kabul, sevgiyi artırır.

  • Olduğu gibi sevmek önemlidir.

  • Kendin olmaktan vazgeçme.

  • İlişki, iki farklı insanın birliğidir.

3. Belden Aşağı Vurmayacaksın!

Hiçbir kavgada, asla belden aşağı vurmayacaksın. Onun kişiliğini yıkacak şeyler söylemeyeceksin; onun zaaflarını kavgada koz olarak kullanmayacaksın. Sevdiğin insanla "yenmek" için kavga etmeyeceksin. Bir insan kendisini aşağılayan bir ilişkiye uzun süre katlanmaz; katlansa bile sen böyle bir şeye katlanan birine katlanamazsın. O yüzden "yenmeye/yenilmeye" hiç başlama!

Belden aşağı vurmamanın önemi:

  • Kişiliği yıkacak sözler söyleme.

  • Zaafları koz olarak kullanma.

  • Yenmek için kavga etme.

  • Aşağılayıcı ilişkiye katlanma.

  • Saygıyı koru.

  • Kavgada ölçülü ol.

  • Sevgiyi zedeleyecek sözlerden kaçın.

  • Yenmek/yenilmek yoktur.

  • İlişki, yarış değildir.

  • Sevgi, saygıyla büyür.

4. İki Kişilik Evren Kuracaksın!

Kanepede uzanıp yaptığınız dedikodularla, komik küçük sohbetlerle, sadece ikinizin anlayacağı bir dil ve bu dilin etrafında iki kişilik bir evren kuracaksın. Orası ilişkinin ilik kucağıdır, zedeleme. Oraya ihtimamla tatlı dedikodular ve pamuk şekeri gibi hallerini taşıyacaksın. Dünya işleri zaten ağır; sen hafifleteceksin! Sakın yanılıp da üçüncü kişilerden müteşekkil bir mahkemede ilişkinizi analiz etmeye kalkma. Bu, o iki kişilik evreni tuz buz eder. Yeniden inşa etmek imkansıza yakındır.

İki kişilik evren kurmanın önemi:

  • Ortak bir dil oluştur.

  • Özel anlar paylaş.

  • Komik sohbetler yap.

  • Tatlı dedikodular yap.

  • Üçüncü kişilerden uzak dur.

  • İlişkiyi mahkemeye taşıma.

  • Özel evreni koru.

  • Hafifletici ol.

  • İhtimam göster.

  • Bağı güçlendir.

5. Onun Tarafını Tutacaksın!

Ne olursa olsun üçüncü kişilerin yanında ve üçüncü kişilere karşı onu tutacaksın! Hiç "objektif" gibi görünmeyebilir bu sana ama zaten ilişki sübjektiftir, unutma!

Taraf tutmanın önemi:

  • Üçüncü kişilerin yanında onu tut.

  • Objektif görünmeye çalışma.

  • İlişki sübjektiftir.

  • Sadakat göster.

  • Güven ver.

  • Destek ol.

  • Yanında olduğunu hissettir.

  • Bağlılığı pekiştir.

  • Sevgiyi göster.

  • İlişkiyi koru.

6. Yıkılmayacaksın!

En ölümcül haller dışında hiçbir üzüntünde onun üzerine yıkılmayacaksın. O senin doktorun, psikoloğun değil, sevgilin. Kendi derdini mümkünse kendin halledeceksin. Onu asla "Bana ne kadar katlanabiliyor" ile test etmeyeceksin. Çünkü sen de bu testten geçemeyebilirsin.

Yıkılmamanın önemi:

  • Kendi derdini kendin hallet.

  • Onun üzerine yıkılma.

  • Onu test etme.

  • Psikolog değil, sevgili olduğunu unutma.

  • Güçlü ol.

  • Kendine güven.

  • Dengeyi koru.

  • Bağımlı olma.

  • Sağlıklı sınırlar koy.

  • İlişkiyi yorma.

7. "Nitelikli" Emek Harcayacaksın!

"Sevgi emektir" cümlesi eksiktir. "Beni sev, birbirimizi çok sevelim" cinsinden niteliksiz bir emek sadece yapış yapış bir debelenmedir. O emeğin içine zeka katacaksın. İlişkinin ihtiyaçlarını hassas bir görü ile saptamaya gayret edeceksin. Örneğin onun yalnız kalmaya ihtiyacı varsa tepesine binip sevgi performansları yapmayacaksın.

Nitelikli emek harcamanın önemi:

  • Emeğe zeka kat.

  • İlişkinin ihtiyaçlarını sapta.

  • Hassas ol.

  • Yalnız kalmaya ihtiyacı varsa saygı göster.

  • Sevgi performansı yapma.

  • Dengeyi koru.

  • Bilinçli ol.

  • Farkındalık geliştir.

  • İhtiyaçları göz önünde bulundur.

  • Kaliteli zaman geçir.

8. Öğreneceksin!

"Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" cinsi bir ilişki tıkanmaya mahkumdur; birlikte yeni şeyler görmeye, öğrenmeye, yeni maceralar yaşamaya bakacaksın. Gebeşlik etmeyeceksin, ilişkinin enerjiye ihtiyacı varsa, kendini akışa bırakmayacaksın.

Öğrenmenin önemi:

  • Birlikte yeni şeyler öğren.

  • Yeni maceralar yaşa.

  • İlişkiyi taze tut.

  • Gebeşlik etme.

  • Enerjiyi yüksek tut.

  • Akışa bırakma.

  • Gelişime açık ol.

  • Merak et.

  • Keşfet.

  • İlişkiyi canlı tut.

9. Antrenman Yapacaksın!

Birbirinize çok yapışıp kaldığınız anlarda derhal ufak çaplı tek başına yaşama antrenmanları yapacaksın. Ona da yaptıracaksın! Bu ilişkiye yeni enerji girişini sağlayacağı gibi seni kaybetme korkusundan uzak tutar. Sen kim olduğunu unutmamak zorundasın.

Antrenman yapmanın önemi:

  • Tek başına yaşama antrenmanı yap.

  • Ona da yaptır.

  • Yeni enerji sağla.

  • Kaybetme korkusundan uzak dur.

  • Kim olduğunu unutma.

  • Bağımsızlığını koru.

  • Özgürlük alanı yarat.

  • Kendine zaman ayır.

  • Dengeyi koru.

  • Sağlıklı sınırlar koy.

10. Dikkat Edeceksin!

En önemli emir: En önemli şey ilişkiniz değil, sakın öyle zannetme. En önemli şey, o ve sensin; ayrı ayrı. İkiniz de birer insansınız; bu, sınırsız olanak ve ihtimal demek. Yani esasında gerekiyorsa, sizi tüketiyorsa ilişkiyi de boş vereceksin! Onu işte bu kadar seveceksin.

Dikkat etmenin önemi:

  • İlişki, her şeyden önemli değildir.

  • O ve sen, ayrı ayrı önemlisiniz.

  • Sınırsız olanak ve ihtimaller var.

  • İlişki tüketiyorsa bırak.

  • Kendini sev.

  • Kendine değer ver.

  • Sağlıklı kararlar al.

  • Dengeyi koru.

  • Mutluluğu öncele.

  • Kendin ol.

Sonuç

Kadın erkek ilişkilerinde 10 altın kural: Kabulleneceksin, izin vereceksin, belden aşağı vurmayacaksın, iki kişilik evren kuracaksın, onun tarafını tutacaksın, yıkılmayacaksın, "nitelikli" emek harcayacaksın, öğreneceksin, antrenman yapacaksın ve dikkat edeceksin. Bu kurallar, sağlıklı, mutlu ve uzun ömürlü bir ilişkinin temel taşlarını oluşturur. Unutmayın; ilişkiler, emek, sabır, anlayış ve sevgi ister. Bu kuralları günlük hayatınıza entegre ederek, daha mutlu ve daha sağlıklı bir ilişki kurabilirsiniz. Sağlıklı ve mutlu günler dileriz.