psikolojik dayanıklılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikolojik dayanıklılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlişkilerde Duygusal Sınırlar: Kendi Değerini Korumak İçin Suçluluk Duymadan "Hayır" Diyebilmek

 


Birçoğumuz çocukluktan itibaren uyumlu, yardımsever ve "idare eden" bireyler olarak yetiştirildik. Başkalarını mutlu etmek, onaylanmak, sevilmek ya da çatışmadan kaçınmak adına kendi isteklerimizi arka plana itmeyi alışkanlık haline getirdik. Fakat içimizden "Hayır" demek geçerken dudaklarımızdan dökülen her zoraki "Evet", kendi benliğimize, ruhsal enerjimize ve öz saygımıza vurduğumuz bir darbedir. Sağlıklı bir ilişkinin ilk şartı, açıkça tanımlanmış duygusal sınırlardır.

Sınır Koymayı Kolaylaştıran Yaklaşımlar:

  • Sınır Koymanın Gerçek Anlamını Kavrayın: Sınır koymak etrafınıza aşılmaz duvarlar örmek, insanları cezalandırmak veya soğuk davranmak değildir. Tam aksine; sevdiklerinize sizi nasıl sevebileceklerini ve size nasıl davranmaları gerektiğini öğreten bir kılavuzdur. Sınırların olmadığı ilişkilerde zamanla içten içe büyüyen bir kırgınlık, öfke ve tükenmişlik kaçınılmazdır.

  • Suçluluk Hissiyle Yüzleşin: Birine sınır çizdiğinizde içinizde beliren o tanıdık suçluluk dalgası, yanlış bir şey yaptığınızın değil; eski fedakar kalıplarınızın kırıldığının işaretidir. Karşınızdaki kişinin sizin sınırınıza verdiği öfkeli tepki sizin değil, onun sınırsızlığa ve sürekli vericiliğinize alışmış olmasının sonucudur.

  • Net, Samimi ve Bahanesiz İletişim: "Hayır" demek için sayfalar dolusu mazeret üretmek zorunda değilsiniz. Ne kadar çok bahane sunarsanız, karşınızdakine o bahaneleri müzakere etme fırsatı verirsiniz. Açık ve kararlı olun:

    • "Bunu benimle paylaştığın için teşekkür ederim ama şu an bu konuyu konuşacak duygusal kapasitem yok."

    • "Davetin için teşekkürler, bu akşam kendimle kalıp dinlenmeye ihtiyacım var."

    • "Seni çok seviyorum ama bu konuda sana yardımcı olmam mümkün değil."

  • "Duraklama" Sanatını Uygulayın: Anında yanıt verme refleksinizi kırın. Size bir teklif veya talep geldiğinde otomatik olarak "Olur" demek yerine kendinize zaman kazandırın: "Takvimime bakıp sana birazdan döneceğim" veya "Bunu biraz düşünüp öyle karar vermek istiyorum" demek, kendi hislerinizi tartmanız için alan açar.

Çağın Sessiz Salgını: Tükenmişlik Sendromu Belirtileri ve Başa Çıkma Yolları


Günümüz insanının yaşamında iş /çalışma, önemli bir yere sahiptir. Gün içinde birey iç (kişisel) ve dış (çevresel), birçok uyarıcı ile karşılaşmaktadır. Bu iç ve dış uyarıcılar doğal olarak kişileri olumlu ya da olumsuz olarak etkilemektedir. Özellikle, yaşanan olumsuzluklar, kişilerde strese neden olmaktadır. Tükenmişlik, yaşanılan stresin uzun sürme ve kronikleşme halidir ve ne yapılırsa yapılsın, ne kadar sıkı çalışılırsa çalışılsın, durumda bir değişiklik ya da farklılık olmadığında, daha doğrusu kişi kendisini çaresiz ve yetersiz hissettiğinde filizlenmeye başlar.

Tükenmişlik sendromu ise, fiziksel, duygusal ve zihinsel bulgu ve belirtilerle ortaya çıkar: Fiziksel tükenmişlik; kişide kronik yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, yıpranma, hastalıklara daha hassas olma, sık baş ağrıları, bulantı, kas krampları, bel ağrısı, uyku bozuklukları gibi değişik sorun ve yakınmalar vb. belirtilerle tanımlanabilir.

Duygusal tükenmişlik; kişinin kendisini desteksiz ve güvensiz hissetmesi, depresif duygularının artışı, sık sık ümitsizliğe kapılması, tüm bunların yanı sıra, evde gerilim ve tartışmaların çoğalması, kızgınlık, sabırsızlık, huzursuzluk gibi negatif duygularında artış; nezaket, saygı ve arkadaşlık gibi pozitif duygularında azalma ile kendini belli eder.

Zihinsel tükenmişlik bulguları; bireyde doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı negatif tutum ve bunun yanı sıra, ileri aşamalarda işini önemsememe, sorumluluklardan kaçma, hatta işini bırakma gibi davranışlarla göze çarpar.

Araştırmalar gösteriyor ki:

İç dünyamızla, yani kendimizle yaptığımız olumsuz diyalog mutsuzluk ve kaygıya neden olur ve yaşamımızı negatif şekilde etkileyebilir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda hayatın akışıyla uyumumuz bozulur. Tükenmişlik duygusunu yaşayabiliriz.

Tükenmişlik toplumsal yaşantının bir ürünü, yaşama anlam kazandırma çabasının bir sonucudur. Tükenmişlik içindeki bir insan, yaşamın anlamını yitirdiğini ve tüm isteklerinin kaybolduğunu düşünür.

Tükenmişliğe neden olan birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi strestir. Yüz yüze çalışmayı gerektiren işlerde yaşanan güçlükler, çeşitli potansiyel problem durumları iş stresörlerini oluşturmaktadır. Stres, bireyin çevre etkileşiminde kişinin uyumunu bozan etkenlerdendir. Stres, tükenmişlik için bir alt basamaktır.

Tükenmişlik; iş hayatındaki kişiler için, mesleğin özgün anlamı ve amacından kopması; çalışma arkadaşlarıyla artık ilgilenemiyor oluşu; ya da aşırı stres ve doyumsuzluğa tepki olarak kişinin kendisini psikolojik olarak işinden geri çekmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu sendrom, doğrudan insana hizmet eden kişilerin yaptıkları meslek dallarında görülmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar, tükenmenin iş kaybından aile içi sorunlara, psikosomatik hastalıklardan alkol-sigara ve madde kullanımına ve hatta uykusuzluk ve depresyon gibi çok çeşitli ruhsal hastalıklara neden olduğunu göstermektedir.