romantik komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romantik komedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Alışverişkoliğin İtirafları: Yeşil Fularlı Kızın Beyaz Perde Macerası

2009 yılının Şubat ayında, sinemalarda büyük bir gişe rekabeti yaşanıyordu. Recep İvedik 2, salonları doldururken, bir başka film sessiz sedasız vizyona girdi: Bir Alışverişkoliğin İtirafları (Confessions of a Shopaholic) . Senin gibi ben de o dönem sinemalarda afişini bulamadığımı hatırlıyorum. Ama Sophie Kinsella'nın o unutulmaz karakteri Becky Bloomwood, sinema salonlarından çok daha ötesine geçen bir iz bıraktı. İşte o filmin hikayesi, bizlere neler anlattığı ve neden hâlâ konuşulmaya değer olduğu üzerine uzun bir yolculuk.

Becky Bloomwood: Tanıdık Bir Dürtü

Film, New York'ta yaşayan genç bir kadının, Rebecca Bloomwood'un hikayesini anlatıyor . Rebecca'nın en iyi yaptığı şey alışveriş yapmak. Ama bu "iyi" olma hali, aynı zamanda onun en büyük zaafı. Hayali, idolü olarak gördüğü moda dergisi Alette'te çalışmak. Ancak kaderin bir cilvesi sonucu, kendini bir finans dergisinde, insanlara nasıl tutumlu olacaklarını anlatan bir köşe yazarı olarak buluyor .

Aramızdaki ironi şu: Rebecca, kendi uygulayamadığı tasarruf tavsiyelerini verirken aslında bir yandan da kendi borç batağında boğuluyor . Bu çelişki, filmin hem komik hem de yer yer acı veren çekirdeğini oluşturuyor. Onun o meşhur yeşil fuları, aslında bir utanç ve gizlenme sembolü. Çünkü o fuların altında sakladığı şey, kendisinden bile gizlemeye çalıştığı gerçek: Artık alışverişi kontrol edemiyor, alışveriş onu kontrol ediyor.

Patricia Field'in Sihirli Dokunuşu

Bir Alışverişkoliğin İtirafları'nı sıradan bir romantik komediden ayıran en büyük faktörlerden biri, kostüm tasarımının kendisi. Patricia Field, Sex and the City ve The Devil Wears Prada gibi yapımlardan tanıdığımız, moda dünyasının en önemli isimlerinden biri . Field, Becky Bloomwood'un gardırobunu oluştururken karakterin "abartılı, uçlarda" olan kişiliğini kıyafetlerine yansıtmak istemiş .

Rebecca'nın tarzı; renkli, cesur, enerjik ve eklektik olarak tanımlanıyor. O, kırmızı bir pantolonun üzerine mavi çizgili bir bluz giyip, siyah-beyaz puantiyeli bir ceketle kombinleyebilecek kadar özgür ruhlu bir karakter . Ve o aşırı yüksek topuklu ayakkabılar... Field'ın da dediği gibi, "Çok yüksek topuklularla yürümeye çalışan kadınları şirin ve komik buluyorum. Becky de böyle bir karakter olduğu için, yüksek topuklar ona çok yakıştı" .

Bir Dönemin Sonu, Bir Yeni Dönemin Başlangıcı

Film, 2009'da gösterime girdiğinde, romantik komedilerin altın çağının son dönemecindeydik. The Guardian'ın 2026 tarihli bir değerlendirmesinde belirtildiği üzere, Bir Alışverişkoliğin İtirafları "baştan mahkum" gibiydi . Ekonomik krizle boğuşan seyirciler, 104 dakika boyunca "çılgın bir moda tutkununun korkunç harcama kararlarını" izlemek istemiyordu. Üstelik süper kahraman filmlerinin yükselişi, romantik komedilerin gişedeki hakimiyetini sona erdiriyordu .

O dönemde film, birçok eleştirmenden düşük notlar aldı. Ama bugün geriye dönüp baktığımızda, aslında zamanının ötesinde bir konuyu işlediğini görüyoruz: kontrolsüz bireysel borçlanma . Bugün "şimdi al, sonra öde" uygulamalarıyla genç nesillerin yaşadığı borç sarmalını düşünürsek, Rebecca Bloomwood'un hikayesi ne kadar da tanıdık geliyor.

Isla Fisher: Parlayan Yıldız

Filmin en büyük şansı, başrolünde Isla Fisher'ın olmasıydı. Borat filmiyle tanınan Sacha Baron Cohen'in nişanlısı olan Fisher , Rebecca Bloomwood karakterine öyle bir enerji ve çekicilik katıyor ki, en kötü finansal kararları verirken bile ona sempati duymaktan kendinizi alamıyorsunuz .

Fisher'ın komedi zamanlaması, filmin abartılı anlarını dengeleyip, daha ciddi anlarda ise duygusal derinlik katıyor . Hugh Dancy'nin canlandırdığı Luke Brandon ile arasındaki kimya, filmi taşıyan en önemli unsurlardan biri . Luke Brandon, Rebecca'nın tam zıttı; ciddi, disiplinli ve işkolik. Ama bu zıtlık, ikisinin dinamiklerini mükemmel bir şekilde çalıştırıyor .

Kitap Serisi ve Becky'nin Dünyası

Film, Sophie Kinsella'nın çok satan Alışverişkolik serisinin ilk iki kitabından uyarlanmıştı: Confessions of a Shopaholic ve Shopaholic Takes Manhattan . Kinsella'nın serisi, dokuz kitaba kadar uzandı ve milyonlarca okurun kalbini kazandı .

Senin gibi ben de o kitapları okuyan şanslı kişilerdenim. Becky Bloomwood, sadece bir "alışverişkolik" değil; aynı zamanda hayatta kalmaya çalışan, ilişkilerini yürütmeye çalışan, kariyerinde ilerlemek isteyen genç bir kadın. Onun borçları, sadece parasal değil; aynı zamanda kendisiyle, ailesiyle ve en yakın arkadaşı Suze ile olan ilişkilerinde de "borçlar" var. Film, ne yazık ki bu duygusal derinliğin bir kısmını yüzeysel komediye kurban ediyor . Ama yine de Becky'nin o tanıdık cazibesini koruyor.

Film vs. Kitap: Beklentiler ve Gerçekler

Sinemaya uyarlanan her kitapta olduğu gibi, burada da bazı fedakarlıklar yapılmış. Film, Becky'nin hikayesini New York'a taşıyarak ve bazı karakter detaylarını basitleştirerek daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı hedeflemiş . Kitaptaki Becky, Londra'da yaşayan ve biraz daha "yerel" bir karakterken, filmdeki Becky, New York'un parlak dünyasında kaybolmuş bir genç kadın.

Bu değişiklik, hikayenin özünü bozmuyor aslında. Çünkü Becky'nin mücadelesi evrensel: Kendini kontrol etme, kim olduğunu keşfetme ve gerçek mutluluğun nerede olduğunu anlama. Film, bu mücadeleyi biraz daha renkli, biraz daha abartılı ve biraz daha "romantik komedi" kalıplarına sığdırarak anlatıyor.

Bir Dönemin Romantik Komedileri ve Mirası

The Guardian'ın değerlendirmesinde ilginç bir noktaya değiniliyor: 2000'li yılların romantik komedileri, kadınları gazetecilik mesleğine özendiren yapımlarla doluydu. Suddenly 30, How to Lose a Guy in 10 Days, The Devil Wears Prada ve tabii ki Bir Alışverişkoliğin İtirafları... Bu filmler, bir nesil genç kadına "medya dünyasında çalışmanın" hem kaotik hem de heyecan verici olduğunu aşıladı.

Bir Alışverişkoliğin İtirafları, bu filmler arasında en "günahkar zevk" olanı belki de. Ama bugün, "şimdi al, sonra öde" çağında, Rebecca'nın hikayesi yeni bir anlam kazanıyor. Bugün bir Rebecca, Instagram'da favori moda influencer'larını takip ederken, Depop'ta ikinci el tasarımcı kıyafetler satın alırken bulabilirdi kendini .

Sonuç: Yeşil Fular Hâlâ Işıldıyor mu?

Bir Alışverişkoliğin İtirafları, ne The Devil Wears Prada'nın parlaklığına sahip ne de Bridget Jones'un Günlüğü'nün zamansız çekiciliğine. Ama sevimli, sıcak ve kendisini fazla ciddiye almayan bir film . Isla Fisher'ın muhteşem performansı ve Patricia Field'in yaratıcı kostümleri, filmi izlenebilir kılan en önemli unsurlar.

Belki de senin gibi ben de o dönem sinemalarda afişini göremediğim için üzülmüştüm. Ama şimdi düşünüyorum: Belki de Becky Bloomwood'un hikayesi, büyük ekrandan çok, kendi hayatımızın ekranlarında yaşamaya devam ediyor. Her alışveriş yaptığımızda, her kredi kartı ekstresini açtığımızda, o yeşil fularlı kızın o tanıdık çelişkisini biraz daha anlıyoruz.

Ve belki de asıl mesele, Becky'nin sonunda öğrendiği şeyde gizli: Gerçek mutluluk, satın alınamaz. Ama iyi bir hikaye, iyi bir film ve iyi bir kitap... Onlar bize her zaman eşlik eder.

Aşk Her Yerde: Sıkıcı Bir İstatistikçinin Kadın Kılığına Girerek Aşkı Araması


Tiyatro sahnelerinde yıllardır kendine sağlam bir yer edinmiş oyunlardan biri “Aşk Her Yerde”. Emre Kınay’ın hem yönettiği hem de başrolünü üstlendiği bu romantik komedi, Duru Tiyatro’nun en sevilen yapımlarından biri olarak defalarca sahnelendi .

Peki bu oyunu bu kadar özel kılan ne? Neden yıllar geçmesine rağmen hâlâ konuşuluyor, hâlâ sahneleniyor, hâlâ güldürüyor?

Gelin, “Aşk Her Yerde”yi yakından tanıyalım.

Oyunun Künyesi: Kimler Var, Kim Yönetiyor?

Oyunun Adı: Aşk Her Yerde

Özgün Adı: Nobody Is Perfect

Yazar: Simon Williams

Çeviren: Filiz Ofluoğlu

Yöneten: Emre Kınay

Oyuncular: Emre Kınay, Pelin Körmükçü, Sait Genay, Bahar Yanılmaz, Cem Yanılmaz

Tür: Romantik Komedi

Süre: 2 Perde

Konusu: Hayatı Iskalamış Bir Adamın Komik Hikayesi

Oyunun merkezinde Leonard Loftus var. Orta yaşlarını sürmekte olan Leonard, asi kızı Dee Dee ve bir türlü yaşlılar evine gönderemediği babası Gus ile aynı evi paylaşmaktadır .

Leonard, hayatı ıskaladığını düşünen bir istatistikçidir. Bütün vaktini evde geçirir. Karısı onu terk etmiştir. Kızı ve babası, onu hayata döndürmek için ellerinden geleni yaparlar ama Leonard direnir. Onun için hayat, sayısal verilerden ve rutinden ibarettir .

Ancak bu “sıkıcı” adamın çocukluğundan beri içinde yaşattığı bir tutkusu vardır: Yazmak!

Leonard, sadece kadınların katılabildiği bir yarışmaya, Myrtle Banbury takma adıyla “Cennette Buluşalım” adlı aşk romanını gönderir. Ve roman derece kazanır .

Hiç beklemediği bir anda, yayınevinin sahibi Harriet Copland (Pelin Körmükçü) onu arar. Romanı yayınlamak için yüklü bir ücret teklif eder. Ama ortada küçücük bir problem vardır: Harriet, Myrtle Banbury’yi bir kadın sanmaktadır .

Ve işler daha da karışır: Leonard, Harriet’ı gördüğü ilk andan itibaren aşık olur.

Artık Leonard’ın önünde imkansız bir seçim vardır:

  • Aşkı mı, yoksa çocukluk hayali mi?

Kitabının basılması için kadın kılığına girmesi gerekir. Peruğu, makyajı ve tektaşıyla “hükümet gibi bir kadına” dönüşen Leonard, Harriet’ın karşısına Myrtle olarak çıkmaya başlar. İşveli el-kol hareketleriyle seyirciyi kahkahalara boğar .

Ama her yalan, yeni bir yalanı doğurur. Ve Leonard, aşkı ile hayali arasında sıkışıp kalır .

Neden Bu Oyun Bu Kadar Sevilİyor?

1. Emre Kınay’ın Muhteşem Performansı

Oyunun en büyük gücü, şüphesiz Emre Kınay’ın oyunculuğu. Kınay, hem Leonard’ı hem de onun “kadın hali” Myrtle’ı canlandırıyor. Ve bu dönüşüm, seyirciyi kahkahaya boğuyor .

Ekşi Sözlük’te bir kullanıcı, “Emre Kınay ve Sait Genay’ın ayakta alkışlanması gereken bir performans sergilediği oyun” diye yazmış . Bir başka yorumda ise “Emre Kınay versiyonu çok başarılıdır” denmiş .

2. Sait Genay’ın Enerjik “Gus” Performansı

Leonard’ın çapkın babası Gus’ı canlandıran Sait Genay, oyuna ayrı bir renk katıyor. Genç ruhlu, kadın avcısı, uçarı bir tip olan Gus, oğlunun tam tersi. Ve aralarındaki çatışma, oyunun en komik sahnelerini doğuruyor .

3. Kılık Değiştirme Komedisi

Kadın kılığına girme, tiyatro ve sinemanın en eski komedi araçlarından biri. Ama “Aşk Her Yerde”de bu, sadece bir şaka değil; hikayenin merkezinde yer alıyor. Leonard’ın Myrtle olarak yaşadığı zorluklar, seyirciyi hem güldürüyor hem de ona sempati duymasını sağlıyor.

4. Tempolu ve Akıcı Kurgu

Oyun, iki perde ve yaklaşık iki buçuk saat sürüyor . Ve bu süre boyunca seyirciyi hiç düşürmüyor. Bir blog yazarı, “İki buçuk saat boyunca durmadan gülüyorsunuz” diye yazmış . Bir başka yorumda ise “yoğun ve uykusuz bir haftadan sonra bir nevi doping gibi gelen oyun” ifadesi kullanılmış .

Eleştiriler: Kusursuz Değil

Elbette her oyun gibi “Aşk Her Yerde”nin de eleştirilecek yanları var. Ekşi Sözlük’teki bir yorumda şu detaylara dikkat çekilmiş :

  • Mutfağındaki iki kadeh detayı: “Hani ne bileyim dekora daha çok özenilip, mutfak dolabına birkaç bardak, tabak konulabilirdi.”

  • Şampanya meselesi: “Hikaye gereği birkaç gün önce açılan şampanyanın, sonradan ısrarla servis edilmesi... O kadar zamanda gazı kaçmadı mı?”

  • Son sahnenin uzunluğu: “Son sahnenin gereğinden uzun olması... Hadi artık sıkıldık, kavuşun, sarılın, ne bileyim öpüşün de gidelim moduna sokması.”

Bir başka blog yazarı ise “Bazı sahneler çok uzatılmış. Oyunun süresi de uzun. Kırpma yapılmalıydı” diye belirtmiş .

Duru Tiyatro: Emre Kınay’ın Sahnesi

“Aşk Her Yerde”, Duru Tiyatro’nun bir oyunu. Duru Tiyatro, Emre Kınay’ın kızının adını taşıyan ve onun sanat anlayışını sahneye taşıyan bir tiyatro .

Oyun, ilk kez 4 Nisan 2008’de sahnelenmeye başlandı . O günden bu yana Türkiye’nin dört bir yanında sahnelendi: İstanbul, Ankara, İzmir, Rize, Yalova...

Kimler İzlemeli?

Romantik komedi sevenler: Bu oyun tam size göre. Aşk, gülmece ve biraz da absürtlük... Hepsi bir arada.

Emre Kınay hayranları: Kınay’ı hem oyuncu hem yönetmen olarak izlemek isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat.

Tiyatroya yeni başlayanlar: Anlaşılır konusu, tempolu kurgusu ve bol kahkahasıyla tiyatroya ısınmak için ideal bir oyun.

Yoğun bir hafta geçirenler: Kafanızı boşaltmak, iki saat boyunca hiçbir şey düşünmemek istiyorsanız, “Aşk Her Yerde” tam bir doping.

Sonuç: Aşk Her Yerde, Siz Neredesiniz?

“Aşk Her Yerde”... İsmi bile bir davet aslında. Aşk her yerde. Peki siz neredesiniz?

Bu oyun, size aşkın komik hallerini, hayatı ıskalamış bir adamın kendini bulma çabasını ve tabii ki bol bol kahkaha vaat ediyor.

Emre Kınay’ın kadın kılığına girip seyirciyi kahkahaya boğduğu, Sait Genay’ın enerjisiyle sahneyi doldurduğu, Pelin Körmükçü’nün zarafetiyle oyuna renk kattığı bu romantik komedi, tiyatro sezonunun en keyifli yapımlarından biri .

Eğer henüz izlemediyseniz, kaçırmayın. Çünkü:

“Aşk her yerde duru tiyatroda, siz neredesiniz?”